Üretim ile tüketim arasındaki istikrar dengesi korunduğu müddetçe, üretimde de tüketimde de başarı, bereket ve bolluk meydana geleceği malumdur. Lakin bu denge bozulunca; üretimde yorgunluk, bezginlik, bıkkınlık zuhur edeceği de aşikârdır.
Ehli tacirler bu hali, ‘tüketimde keseyi, kasayı, haddi aşan harcamalar’ olarak tarif ederler. Çünkü üretim ile tüketim arasındaki terazinin dengesi sarsılınca; insanoğlu teselliyi, ihtiyacı olmayan tüketime yönelerek arar denilir.
Tüketimde aranılan tesellinin, esas üretimde aranması gerekliliği üzerine hayat kaynaklarımızdan biri olan su üzerinden örneklendirelim.
Suyun çalışkanlığı, gayreti, azmi, tartışmasız bilinen bir husustur. Suyun varlığı ve hayatımıza kattığı değer, insanoğluna ve üretime yegâne örnektir. Su, sözsüz bir güçtür, bütün engelleri kendi emeğiyle aşar.
Şelalelerden, dağlardan, ovalardan gelen sular veya ırmaklar, nehirler, irili ufaklı çaylar, dereler, velhasıl hareketli tüm sular; akabilmek, yoluna devam edebilmek için kendisine engel olan her şeyin ya çevresinden dolaşır yahut birikerek tepesinden aşar.
İster sanayi, ister tarım, ister gıda, ister hizmet sektöründe veya herhangi bir alanda yapacağımız tüm üretim, suyun ortaya koyduğu akıştaki devamlılıkla aşılabilir. Çünkü ömür de durmadan akıyor. Yeter ki insan azmetsin. İş dünyası böyle örneklerle doludur.
Suyun yoluna çıkan zorluklara aldırış etmeden yanından yahut tepesinden aşarak akması, belki de bize şunları söylüyor:
İşlerimizi geliştirmeye, sahip çıkmaya ve üretmeye bakmalı, engellere takılmadan onları aşmanın çarelerini bulmalı, mutlaka çıkar bir yol bulunacak, yeni yollar keşfedilecektir. Çünkü bu âlem, ‘insanoğlu kendisi için daima yeni keşiflerde bulunsun’ diye var edilmiştir.
Üretimde insana usanç veren problemlerden biri de acelecilik ve açgözlülüktür. Hangi elma güneşle pişmeden kızarır? Hangi karpuz çapası yapılmadan, güneş ve toprakla hemhal olmadan tatlanır? Hangi üzüm koruk olmadan olgunlaşır?
Üretim sabır ister. Sabrın sonunda kazanılan emek ve ekmek, insanı bedenen ve ruhen olgunlaştırır. “Akşam olmadan fenerini yakanın gece gazyağı tükenir” derler. Her işin bir vakti ve sabrı vardır. Sabır ve gayret, engelleri aşması için insana sunulmuş ilahi bir hikmettir.
Tabii sabretmek, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir. Sabrın amacı; “araştır, bul, incele, ölç, biç, tart, mutlaka bir çıkış yolu bulursun” demektir.
Sabır, istikrarın yol arkadaşıdır, ikisi bir arada değilse; şikâyetler, dertlenmeler, pişmanlıklar, bizi işimize ve hedefimize uygun olmayan arayışlara sevk eder. Bu sefer de alanımızda olmayan işlere tevessül ederiz ki, sermayemizle birlikte işimizi de kaybedebiliriz.
Tekrar su örneğine dönecek olursak. Su çok çalışkandır, sürekli akar. Aktıkça da temizlenir. Suyun çalışkanlığı örnek alınabilirse; üretimde yorgunluk, bezginlik gibi kavramlar; yerini başarıya, kazanmaya ve daha çok üretmeye bırakır. Her daim yenilenir ve zihnen de bedenen de dinlenmiş oluruz.
Su ile üretim arasındaki denge önemlidir. İnsanoğlu başta olmak üzere kâinatta ne kadar canlı varlık varsa, hepsinin suya ihtiyacı vardır.
Üretimde su örnek alındığında, suyun müdahil olduğu canlı varlıklara, haliyle insanlık da ihtiyaç duyar ve yine tüm canlı varlıkların yaşaması için kâinatta bize bahşedilen ne varsa, hepsinin üretim ve tüketim dengesini korumakla bizler yükümlüyüzdür.
Velhasıl biz insanlar, ihtiyaçlı varlıklarız ama yaşamamız için dünyadaki imkânlar da sınırsız değildir. Su ve gıda konusunda dünyada bir kayıp ve azalma görüldüğü meydandadır. Yazıyı atalarımızdan sözle noktalayalım. “Ne doğrarsak aşımıza, o gelir kaşığımıza.”