Giriş: 02.01.2026 - 09:00
Güncelleme: 02.01.2026 - 09:00
HÜSEYİN ÖZTÜRK

HÜSEYİN ÖZTÜRK

“Yolculuk, önce kişiyi sözsüz bırakır, sonra da iyi bir hikâye anlatıcısına dönüştürür.” Bizim yol ve yolculuk hikâyelerimizin önemli isimlerinden biri İbn Battuta’dır.


Söz ona aittir. Diğer isim ise Evliya Çelebi’dir. Anadolu yol ağının şahitleri olarak bize yollarımızla birlikte kutlu coğrafyamızı ve ülkemizin ticari hayatını anlatmışlardır.


Ticaret ve yol ikiz kardeştir. Yol olmadan, yol aramadan, yola çıkmadan rızık temin etmek ve kazanmak mümkün değildir. Yol, kavram olarak hareket demektir. Ticaretin ana damarlarından biri hareket, diğeri çalışmaktır.


Anadolu tarihi boyunca; Avrupa, Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu ile birlikte Asya’nın ticaret merkezini oluşturmuştur. Selçuklu ve Osmanlı’nın kuruluşunda yolun ve ticaretin mümessilleri olan ‘Ahilik’ teşkilatı; yol, yolcu ve ticaret üçlüsünü, şehir hayatıyla bütünleştirmiş ve şehirlerin yönetiminde mülki amirlerle bir ahenk ve denge kurmuşlardır.


Anadolu’da kervansaraylar ve kervan yolları devletin himayesinde gelişmiş; ticaret, güvenlik, ulaşım, istihbarat ve yönetim bakımından stratejik öneme sahip olmasıyla kuzeyden güneye, batıdan doğuya her yol topraklarımızdan geçmiş, büyük bir medeniyet inşa edilmiştir.


Geçmişten gelen tarihi mirasa sahip çıkılarak batı ile doğu arasında alternatifsiz köprü vazifesi görülmeye devam ediliyor. Karayolları başta olmak üzere hava, demir ve deniz yoluyla gelişen ve büyüyen ticaretimiz, her geçen gün artıyor ve güçleniyor. Temeli sağlam atılan köprüler, ticarette Anadolu’nun alternatifsiz olduğunu gösteriyor.


Günümüzde ise ülkemiz daha da güçlenerek nice uygarlıkların kendisinde dile geldiği medeniyetler kavşağı olmayı sürdürüyor. Hele ki son yıllarda ekonomiye dayalı yeni yolların yapılması, açılması, eski yolların genişletilmesi gibi çalışmalar, modern Türkiye’nin vazgeçilmezliğinin önemli nişanelerindendir.


Geçtiğimiz hafta Edirne’den İç Anadolu’ya, Kırıkkale ilimize kadar bir seyahatimiz oldu. Yol boyunca sağlı sollu gözlemler yaparak ilerledik. Şu şahitliğimizi heyecanla belirtelim ki, Türkiye artık gelişmekte değil, gelişmiş ülkeler ligindedir.


Otomobilimizin ve gözlerimizin takip etme hızı ölçüsünde şunları söylemek mümkün!


Edirne’den yola düştükten ve Kuzey Marmara Oto Yolunun geçici finali Sakarya Akyazı’dan çıktıktan sonra Ankara ve Kırıkkale’ye kadar yol güzergâhında gördüğümüz sanayi, tarım ve çok amaçlı sosyal hizmet tesisleri harıl harıl çalışıyordu.


Yollarda bir düğüne gider gibi konvoy oluşturmuşçasına yol alan kamyonlar ve tırlar, ekonomide çarkların döndüğünü sevinçle ilan ediyordu. Bacalar tütüyor; fabrikaların, tesislerin, işletmelerin oto parkları araçlarla doluydu; yükler indiriliyor, yükler bindiriliyordu.


‘Dünya bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu’ diyen Napolyon, hangi gayeyle söyledi bilinmez ama İstanbul, ekonominin ana dinamosu olarak sadece ülkemizin değil, bütün bir dünyanın göz bebeği olduğunu; Çorlu’dan İstanbul il sınırına girdiğiniz ve Kocaeli’ne geçtiğinizde rahat görebiliyorsunuz.


Tabii ekonominin çarklarının devamlılığı, şehirlerin il sınırlarıyla bağlantılı değildir. Aralıksız bir gelişme ve yenilenme var. Bir sanayi şehri olan Kocaeli’ni geçtikten sonra Sakarya ve civarı, ardından Bolu ve ilçelerindeki tesisler, Ankara sınırına kadar dayanmış.


Ankara, İstanbul’u her bakımdan beş puan geriden takip ederdi. Şimdi arayı kapatıyor. Özellikle modern organize sanayi siteleriyle derli toplu hale gelmiş tesisler; Kırıkkale, Konya, Eskişehir, Bolu, Çankırı, Çorum ve Yozgat gibi illerin sınırına kadar konuşlanmış vaziyette.


Sözün özü: Yazdıklarımız yolda hareket halindeyken görebildiklerimizden ibarettir. Bardağın dolu tarafına baktık ve bu tesislerde çalışan binlerce insanın evine ekmek götürdüğünü düşünerek sevinip paylaşmak istedik.