Giriş: 17.04.2026 - 09:13
Güncelleme: 17.04.2026 - 09:13
HÜSEYİN ÖZTÜRK

HÜSEYİN ÖZTÜRK

Günümüzde her birimizin bulunmaz ilaç gibi aradığı iki hakikatten biri, ‘emanet ehli kimseler’ ile ‘güvenilen kimselere’ olan muhtaçlığımızdır. Bu iki karaktere sahip kişileri bulduğumuzda bağrımıza basar, dost ve arkadaş edinerek hayatımıza katarız.


Güven toplumlarının temel taşının, emanet ehli ve güvenilen insanlar olduğu muhakkaktır. Tarihimize baktığımızda bu özelliklere sahip insanların çoğunlukta olduğu bir medeniyet inşa ettiğimizi tarihimiz kaydeder.

Tarihimiz içerisinde seyyahların, tacirlerin, elçilerin hatıratlarında ne kadar güvenli bir toplum oluşumuz anlatılır, yazılır. Bugün Anadolu irfanı denildiğinde dile gelen ve yazılan tüm hayati anılar, güvenli toplumun işaret taşlarındandır.


Meseleye bu zaviyeden baktığımızda bir ülkede yerli ve yabancı turistler başta olmak üzere o şehirlerde yaşayan bireylerin aradığı güven sahası, öncelikle ticari alanlardır.


İrili ufaklı alışverişlerden, ithalat ve ihracata kadar tüm ayrıntılardaki insan ilişkileri, bir ülkenin, bir toplumun güven ve emanet ehli olup olmadığının açık göstergesidir.


Emin insan olmaya ve bulmaya olan muhtaçlığımız, insani ihtiyaçlarımızı karşılama sebebiyledir. Bugün semt pazarlarında maydanoz almaktan tutalım da alışveriş merkezlerine kadar çeşitli sektörlerdeki alışverişlerde ‘acaba aldatılıyor muyuz’ endişesi içerisinde, karşımızdaki kişilerin söz ve beden dillerinde sürekli ‘güven’ arıyoruz.


***

Eminliğin, dürüstlüğün, hoşgörünün, bağışlamanın, yardım ve dayanışmanın menfaat beklemeden, endişeye mahal vermeden bir toplumun inşası, başka yerlerden ve başka toplumlardan karşılanamaz.


Bu gerçekler ne ithal edilebilir ne de ihraç edilebilir. Bu beklenti ve ihtiyaçlar, ticari olarak hiçbir ölçü ile değerlendirilemez. Bu hasletler, insana fıtraten yüklenmiş bir cevherdir. Mesele bu cevherin işlenebilmesi ve topluma yayılabilmesidir.


Birçoğumuz haklı olarak şunu söyleyebiliriz. “Böyle hakikatlerin varlığı bir vakıa. Peki, emanet ehli ve güven insanı olmak ve bulmak için neler yapılabilir”?


Sorunun cevabı aslında öyle kısa ve net ki, hangi işi yapıyorsak ve nerede, nasıl çalışıyorsak, ne gibi işlerden sorumluysak, o işi ‘emin’, ‘güven’ ve ‘emanet’ kavramları içerisinde yapmamızdır. Gerisi kendiliğinden gelecektir.

Bu hal, toplum hayatında; ‘huzur, itimat ve selametin’ başlaması demektir. Bütün mesele kendimize karşı dürüst olarak, işe kendimizden başlayabilmektir.


***

Ticarette ‘emanet sahibi’ ve ‘güvenilen insan’ olmak için irfan ehli tacirlere müracaat edelim ve sözlü yasalardan oluşan tavsiyeleri yazıya dökerek paylaşalım: Emin kimse olmanın, emaneti ehline vermenin tavsiyeleri kitaplardan öğrenilmez, yaşanan hayatlar ve onlardan süzülen gözlemlerden öğrenilir. Tabii bütün bunların olabilmesi için ahlak önde gelen şartlardandır.


Mesela Âşık Veysel’in; “İki kapılı bir handa gidiyorum gündüz gece” diye başlayan şiirindeki; “Birinden girdik, birinden çıkacağız” yahut ‘kara toprak’ deyişindeki “Benim sadık yârim kara toprak” felsefesi çok şey anlatır ve bir başka irfani sözü hatırlatır:


Becerisi ve kabiliyeti ölçüsünde büyük işler başarmak isteyen kimseler, çalışmaktan yorulmamalı ve büyük işler başarmalı ama hırsa kapılmadan bu dünyanın da sonlu olduğunu bilmelidir.


Hz. Ali Efendimizin; ticaret erbaplarına mealen söylediği şu tespitler, yüzyıllardır üretmenin ve tüketmenin esasını teşkil etmektedir: “Rızkını arayan insan çalışmakla yükümlüdür. Rızkını dürüstçe arayanlar için emanet ehli olmak kâfidir. Bunun için güvenilen kişi olmak gerekir. Çalışan kimseler, kötülük düşünmeye ve kötülük yapmaya fırsat bulamazlar.


Çalışmayanlar, işini beğenmeyenler, beğenmedikleri halde çalışmak yerine tembellik edenler ise kendilerini kötülükten kurtaramadıkları gibi çevrelerine de kötülük salar ve arkadaşlarını da kendisine benzetir.”