Giriş: 13.03.2026 - 09:42
Güncelleme: 13.03.2026 - 09:42
HÜSEYİN ÖZTÜRK

HÜSEYİN ÖZTÜRK

Bizim medeniyet tasavvurumuzun öğretisine göre; millet olma, bir olma mutabakatı çerçevesinde değer manzumeleri vardır. Bu kıymetlerin başında; ‘iyi, doğru, güzel’ adına yapılan her iş, mutabakatın temelini oluşturur.


Doğal olarak milletimizin birliği ve dirliği adına yapılan hayırseverlik faaliyetleri de bu nevidendir. Bu sebeple vakıflar, kadim kültürümüzün ana unsurlarından biridir ve gönül merkezli bir yapıdır.


Hiçbir ayrım gözetmeden; gönüllere açılan, güvenli limanlara demir atılan, oradan da başka limanlara uğrayarak, kalpten kalbe yapılan yolculuğun adıdır.


Vakıf, maddi varlıkların muhafaza edildiği, yaşatıldığı bir kuruluştan ziyade, insan ile birlikte her canlıyı önemseyen, toplumun yüreğine, vicdanına, maddi manevi değerlerine hizmet ederek, sosyal dayanışmayı sağlayan bir oluşumdur.


Osmanlı Devleti’nde sosyal dayanışmanın ana dinamiklerinden olan vakıf sistemine padişahlar dışında ‘hanım sultanlar’ da sahip çıkmış ve kurdukları vakıflarla, vakfiyelerle Devlet-i Aliye’nin geniş coğrafyasında önemli hizmetlerde bulunmuşlardır.


Özellikle Osmanlı’nın güçlü valide sultanları, hayırseverlik merkezli toplumsal kalkınmaya öncelik eden, tarihin devamlılığı hususunda medeniyetimizin yol haritasında derin izler bırakan kurumlar tesis etmişlerdir.


Hayırsever hanım sultanların kurduğu bu vakıfların rehberliğinde ihya ve imar edilen külliyeler, camiler, mektepler, sebiller ve çeşmeler, birer mimari eser olmanın yanı sıra halk nezdinde; ‘güven, umut, eğitim, beslenme, barınma ve çalışma’ gibi insani ihtiyaçların sağlanmasına öncülük etmişlerdir.


Böyle vakıflar, tarihi ve kültürel mirasımızı yöneten ve yönetilenler nezdinde; toplumsal barışın teminatı olma vazifesi görmüşlerdir. Vakıf geleneğimiz, bireyden topluma kadar her kesimde; ‘adaletin, merhametin, paylaşmanın’ sarsılmaz mihenk noktalarından biri olarak yüzyıllardır milli birliğimizin harcı olmuştur.


Hayırsever valide sultanlar, hanedan mensubu olmaktan öte, halktan kopmadan; “Toplumumuza nasıl hizmet edebiliriz” düşüncesiyle ekonomik ve sosyal refaha yön vererek, güçlü bir irade ve vizyona sahiplik etmişlerdir.


Yaptıkları hayır ve hayratlarıyla şehirleri mimari eserleriyle güzelleştirdikleri gibi esas eğitimden sağlığa, suyollarından aşevi ve imaretlere kadar vakıflar kurarak, pek çok alanda eserleriyle halen isimlerini yaşatmaktadırlar.


İrili ufaklı vakıfların çoğu, valide sultanlar tarafından teşkil edilmiştir. Ayşe Hafsa Sultan, Mihrimah Sultan, Bezmiâlem Valide Sultan, Mihrişah Valide Sultan ve Hürrem Sultan, hayırsever hanımların önde gelenlerindendir.


Günümüz İstanbul’unda, yerden göğe yükselen ışık huzmeleri gibi şehrin kalbinde yer alan Üsküdar ve Edirnekapı’daki Mihrimah külliyeleri ile yine Üsküdar’daki Yeni Valide Camii, Çinili Külliye, Bezmiâlem Valide Sultan’ın kurduğu Gureba Hastanesi’ne kadar pek çok eser, saray hanımlarının toplumla kaynaşması adına önemli hatırşinas eserlerdir.


Bu hususta ilginç bir örneği paylaşalım. İki minareli camiler, padişah camileridir. II. Selim’in zevcesi III. Murad’ın annesi Nurbanu Sultan, Üsküdar’daki Atik Valide Külliyesi’ni temsil eden camiyi iki minareli yaptırarak bir gelenek başlatmıştır.


Atik Valide Külliyesi, Mimar Sinan’ın inşa ettiği son büyük ve tam teşekküllü külliyedir. 16. yüzyıl eseri olan külliyede; cami, medrese, tekke, dârüşşifa (hastane), imaret (aşhane/kervansaray), dârülhadis, dârülkurrâ, sıbyan mektebi ve hamam bulunmaktadır. Günümüzde bazı bölümleri halen eğitim ve kültürel faaliyetler için kullanılmaktadır.


Yazıyı, Nurbanu Sultan’ın kızı, Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa’nın zevcesi olan Esmehan Sultan veya İsmihan Sultan’ın (1544-1585) vakfiyesiyle noktalayalım: “Allah rızası için yapmayı arzuladığım şeyler var. Fakir kızlarımızın düğünlerine yardımcı olmak, mutlu olacakları yuvalarını kurmak; yetim kızlar ve dul kadınlarımıza kol kanat germek; onların da bizim gibi yüzlerini güldürmek istiyorum ki bu hizmetler için malımı vakfedeyim.”