Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, 2026 Şubat ayı kapasite kullanım oranı verilerini açıkladı. Verilere göre mevsimsel etkilerden arındırılmış imalat sanayi geneli kapasite kullanım oranı bir önceki aya göre 0.4 puan azalarak yüzde 74 seviyesinde gerçekleşirken, mevsimsel etkilerden arındırılmamış olan kapasite kullanımı bir önceki aya göre 0.6 puan azalarak yüzde 73.5 seviyesine inmiştir.
Biraz daha detaya inerek sektörel bazda kapasitelerin ne kadarı dolu olduğunu inceleyelim. İçecek sektöründe yüzde 64.2, basım sektöründe yüzde 65.7, makina ve ekipmanda yüzde 64.8, elektrikli teçhizatta yüzde 69.5, deride yüzde 60.8, diğer imalatlar başlığında bulunan sektörlerde yüzde 65.5, gıdada yüzde 72.4, giyimde yüzde 74.1, tekstilde yüzde 69.5. Bu oranlarla maalesef bu sektörlerin rekabetçi olma şansı bulunmuyor.
Diğer sektörlerin çoğunda da kapasite kullanım oranının yüzde 70-75 bandında olduğunu gözlemliyoruz. İstisnai olarak tütün, ağaç ürünleri, kağıt sektörlerinde kapasite kullanım oranı yüzde 80’in üzerindedir. Bu sektörlerde de fiyat tutturamama riski fazladır.
Bu verilerle birçok sektörün, üretebileceklerinin neredeyse yarısına yakın üretim yaptıklarını, birçoğunun 1/3 kapasitesini kullanmadığını görüyoruz.
SANAYİ ÜRETİM ENDEKSİ
Şimdi gelelim Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Aralık 2025 (son veri) sanayi üretim endeksi verilerine. Bu verilere göre de 2025 Aralık ayı itibariyle sanayi üretiminin yıllık bazda yüzde 2.1 azaldığını görüyoruz. İmalat sanayi sektöründeki azalma yüzde 2.7 seviyesindedir. Aylık bazda ise sanayi üretiminde yüzde 1.2, imalat sektöründe de yüzde 1 artış olduğunu gözlemliyoruz.
Şimdi yıllık bazda sanayi üretim verisi detaylarına bakalım. Dayanıksız tüketim verisinde yüzde 10.3 daralma, sermaye malı üretiminde yüzde 4.4 daralma, düşük teknolojide yüzde 8.7 daralma, yüksek teknolojide yüzde 24.9 yıllık bazda daralma olduğunu görüyoruz.
Yine TÜİK tarafından açıklanan dış ticaret endeksleri bültenine göre Aralık 2025’te ihracat miktar endeksi aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 0.4 azaldı.
BU VERİLER BİZİ NEREYE GÖTÜRÜYOR?
Öncelikle miktar bazında ihracat artışlarında zorlandığımızı görüyoruz. Bunun yanında sanayi üretimi ve kapasite kullanım oranlarının rekabet edilebilir seviyenin oldukça altında olduğunu görüyoruz. Bu durumda sabit maliyetler ve yüksek finansman yükü rekabet etmeyi imkansızlaştırıyor.
Bütün bu sorunların yanında yapılan ciroların vadeli olması durumunda önceden nakit olarak ödenen KDV gibi vergilere para bulmak da ayrı bir nakit akışı problemi olarak karşımıza çıkıyor.
Enflasyonun sebebi yurtiçi talep olarak görüldüğü için talebi daraltıcı tedbirler alınıyor. Ancak görülüyor ki, satış konusunda pozitif beklentisi olmayanlar, yüksek finansman maliyeti nedeniyle stoka üretim yapmak yerine doğrudan üretimi yavaşlatmayı tercih ediyorlar.
O zaman talebi durduralım derken, üretimi durdurmuş olmuyor muyuz?
Nakit akışının kârlılığın önüne geçtiği, düşük kapasitelerle üretim yapıldığı böyle dönemlerde rekabetçi olabilmek için alışageldiğimiz klasik yönetim modellerini bırakmak, bakış açılarımızı değiştirmek zorundayız. Aksi halde çok zorlu şartlarla karşı karşıya kalabiliriz.