Ankara, binlerce yıllık geçmişi boyunca bir tarih ve kültür hazinesidir. Başkent; Frigler, Kimmerler, Persler, Lidyalılar, Makedonyalılar, Galatlar, Romalılar, Selçuklular ve Osmanlılar gibi tarihin büyük imparatorluklarına ev sahipliği yaptı.
Selçukluların sonu Osmanlıların başlangıcında Ankara tiftiği veya Ankara keçisi, Ankara’ya asırlarca ticari emtia ve değer kattı. Türklerin Anadolu’ya ayak basmasıyla Ankara, 19. asra kadar tiftik merkezli önemli bir ticaret ve ihracat merkezi oldu.
1907 tarihli salnamede Ankara’nın 33 hanı olduğu yazılıdır. Bu durum, Ankara’nın yaşadığı ticari hareketliliğinin göstergesidir.
Yine Ankara, tarih boyunca ziraat ve ziraata dayalı sanayi ile dünyaca tanınmış şehir hüviyetini korudu. Sırf Ankara ve civarında yetişen tiftik keçisinin tüyü ve bu tüyden yapılan sof, şal ve muhayyer gibi kumaşlar dünyanın gözdesi oldu.
Osmanlı döneminde çok sayıda yabancı tüccar ve seyyahlar, tiftik ipliği veya tiftikten yapılan kumaşların ticareti için Ankara’yı mesken tuttu.
Ankara’nın ekonomik ve sosyal tarihi sürecinde önemli bir yere sahip olan Ankara keçisi günümüzde; Güney Afrika, Teksas, Avustralya, Yeni Zelanda ve Arjantin gibi ülkelerde yetiştiriciliği yapılan, yüksek kalitede yüne sahip olma özelliğini sürdürüyor.
Ankara tiftiği bağlamında tarihi sürece özetle yolculuk ettiğimizde, Ankara keçisi 13. yüzyılda Ankara ve civarına Hazar Denizi’nin doğu bölgesinden getirildi, bu bölgedeki toprak ve iklim şartlarına tam uyum sağlayarak tiftik özelliklerini kazandı.
1838 yılına kadar yalnızca yurdumuzda yetiştirilen Ankara keçisinin anavatanı elbet Anadolu’dur. Asırlardır yalnızca Ankara ve çevresinde yetiştirilen Ankara keçilerinden elde edilen tiftiğe dayalı üretim, Anadolu’nun tekelinde kaldı.
15. yüzyıldan itibaren Ankara’da tiftiğe dayalı güçlü bir dokuma sanayi gelişti ve tiftik ipliği ile tiftikten elde edilen kumaşlar, özellikle Avrupa’da büyük rağbet gördü.
Katkısız tiftik ipliğinden dokunan ‘Engürü Sofu’, 16.-18. yüzyıllar arasında birçok Avrupa şehrinde satıldı. Yaklaşık 300 süreyle tiftik ve tiftik dokumacılığı, Ankara’nın en önemli gelir kaynağı oldu.
Tiftik sanayisinin 19. yüzyılın başlangıcında zayıflamaya başlamasıyla dış ticarette görülen gerileme için yeniden önlemler alındı; Ankara keçisi yetiştiriciliği ve buna dayalı tiftik sanayinin önemi anlaşıldı ve bu kapsamda 1881 yılında II. Abdülhamid’in fermanıyla Ankara keçisinin ülke sınırları dışına çıkartılması yasaklandı.
Ankara Vilayeti tarafından 1907 yılında hazırlattırılan il yıllığında, örnek ‘Numune Ağılı’ ile birlikte Ankara civarında kurulan ‘Çoban Mektebi’nden ve ‘Numune Tarlası’ndan söz ediliyor. Yıllıkta ‘Numune Çiftliği’ ve ‘Çoban Mektebi’nin, 1898 yılında yine Sultan II. Abdülhamid tarafından kurulduğu kaydediliyor.
Kurtuluş Savaşı yaralarının sarılmaya çalışıldığı Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında ise Ankara keçisi yetiştiriciliği ve tiftik üretimi tekrar daha iyi bir çizgiye taşındı; bu kapsamda keçi sayısı yüzde 55 arttı.
Bununla birlikte 1926-1928 yıllarında dünyayı saran genel ekonomik bunalım hem Türkiye’yi hem de tiftik üretimini etkiledi. 1930’lu yıllarda Ankara keçisinin yetiştirilme koşulları geliştirilerek, tiftik üretimini ve tiftik dokuma sanayini yeniden güçlendirme hususuna dair girişimlerde bulunuldu.
Mevzuumuzu, Ankara keçisinin günümüzdeki durumu hakkında bilgilerle nihayetlendirelim; tarım ve hayvancılık ülkesi olarak yeniden canlılık getirilemez mi temennisini paylaşalım.
Günümüzde başta Ankara olmak üzere İç Anadolu Bölgesi’nde ve Siirt, Mardin, Bitlis illerinde keçi yetiştiriciliği yapılıyor.
Devlet politikası olarak bu değerli gen kaynağının geliştirilmesine yönelik yapılan desteklemeler sonucu Ankara keçisi sayısında artış olduğunu paylaşalım.