Cuma4 Eylül 202610:48İSTPİYASAAÇIK
SALİH KESKİN
SALİH KESKİN

Üretim 24 saat çalışırken Ar-Ge neden 8 saat?

00:00 / 00:00

Birçok şirket üretimini artırmak için 24 saat çalışıyor. Makina durmasın. Sipariş yetişsin.

Teslimat gecikmesin. Kapasite daha fazla kullanılsın. Satış ekibi daha fazla müşteri bulsun. Operasyon sürekli iyileştirilsin. Maliyetler düşürülsün. Verimlilik artırılsın. Bütün bunlar bugünü büyütmek için. 

Peki, yarını kim düşünüyor? Çoğu şirkette bunun cevabı Ar-Ge. O zaman asıl soruyu soralım: Geleceğe neden daha kısa süre ayırıyoruz? Ar-Ge çoğu zaman bir departmana, bir bütçeye ve mesai saatlerine sıkıştırılıyor.

Oysa rekabet artık yalnızca bugün ne kadar iyi ürettiğinizle belirlenmiyor. Yarın ne üreteceğinizle de belirleniyor. Müşterinin henüz istemediği şeyi ne zaman fark edeceğiniz… 

Rakibinizin henüz düşünmediği bir çözümü ne zaman geliştireceğiniz… Bugün çok iyi yaptığınız işi yarın başka nasıl yapabileceğinizi ne kadar sık sorguladığınız…

Burada ‘24 saat’ bir çalışma süresi değil, bir zihniyet. Şirketler üretime 24 saat ayırabiliyorsa, geleceğe de sürekli bir düşünme alanı açabilmeli.

DÜNYADA YARIŞ FARKLI OYNANIYOR
Bugün inovasyon konusunda öne çıkan ülkelere baktığımızda bunu daha net görüyoruz. 2025 Küresel İnovasyon Endeksi'nde İsviçre, İsveç, ABD, Güney Kore ve Singapur ilk beşte. Çin ilk kez ilk 10'a giriyor. Türkiye ise 43. sırada. Burada elbette tek başına Ar-Ge harcamasına bakarak bir ülkenin inovasyon kapasitesini açıklayamayız. Ama önemli bir ortak nokta var: Bu ülkeler geleceğe yapılan yatırımı ekonomik rekabetin temel unsurlarından biri olarak görüyor. Ve bunun şirketler açısından da karşılığı var.

Samsung'un hikâyesi bunun iyi örneklerinden biri. Şirket, 2024 yılında tarihindeki en yüksek yıllık Ar-Ge harcamasını gerçekleştirdi. 2025'in ilk çeyreğinde de Ar-Ge harcamasını bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 16 artırarak 9 trilyon Kore wonuna (yaklaşık 6.53 milyar dolar) çıkardı.

Bu yatırımın karşılığını sadece yeni telefonlarda görmüyoruz. Samsung bugün mobil cihazların yanında yarı iletkenler, bellek teknolojileri, ekranlar ve yapay zeka gibi geleceğin yüksek katma değerli alanlarında da rekabet ediyor. Yani şirket sadece “Bugünkü ürünümüzü nasıl daha iyi satarız?” diye düşünmüyor. Aynı zamanda “Bir sonraki büyük teknoloji alanında nerede olmalıyız?” diye düşünüyor.

PAZARI BELİRLEYEN KAPASİTE
2025 yılında 32.7 milyar Euro’luk satış gerçekleştiren Hollandalı ASML, aynı yıl 4.7 milyar Euro’yu Ar-Ge'ye ayırdı. Bu, şirketin gelecekteki teknolojilere ne kadar büyük bir kaynak ayırdığını gösteriyor. ASML, bugün çip üretiminde kullanılan dünyanın en gelişmiş litografi sistemlerinin en önemli üreticilerinden biri. 2025'te satışları bir önceki yıla göre yüzde 15.6 arttı ve şirket 38.8 milyar Euro’luk sipariş portföyüyle yılı kapattı. 

Buradaki ders şu: Ar-Ge sadece maliyet değildir. Doğru yönetildiğinde şirketin gelecekte hangi pazarda olacağını belirleyen bir kapasitedir.

KOBİ NE YAPACAK?
Burada büyük şirket örneklerine bakıp, “Onların bütçesi var, bizim yok” demek kolay. Ama konu sadece bütçe değil. Çünkü Ar-Ge sadece laboratuvar kurmak değildir. Bir üretim şirketinde çalışanlar sürekli aynı noktada malzeme bekliyorsa, herkes malzemenin daha hızlı gelmesini düşünebilir. Ama biri, “Malzemenin daha hızlı gelmesini sağlamak yerine, neden malzemenin hareketini ortadan kaldırmıyoruz?” diye sorarsa yeni bir süreç ortaya çıkabilir.

Bu yeni bir ürün olmayabilir. Patent olmayabilir. Ama inovasyondur. Çünkü mevcut işi başka türlü yapmayı sağlamıştır.

ASIL SORUN ZAMAN
Şirketlerde bugünün işi acildir. Sipariş bugün yetişecek. Müşteriye bugün cevap verilecek. Üretim bugün yapılacak. Tahsilat bugün takip edilecek. Bu nedenle gelecekle ilgili çalışmalar sürekli ertelenebilir. Ama o yoğunluk hiç bitmez. Ve şirket yıllarca bugünün işini daha iyi yaparak ilerler. Sonra pazar değişir. Müşteri değişir. Teknoloji değişir. Rakip değişir. Ve şirket bir gün şunu fark eder: Biz çok iyi çalışıyorduk ama dünya değişmiş.

Ar-Ge departmanı olmayan şirketler de başlayabilir. Her şirketin büyük bir Ar-Ge merkezine ihtiyacı yok. Ama her şirketin geleceği düşünmek için bir alan açmaya ihtiyacı var.

Bazen ihtiyaç duyulan şey; bir gün, bir ekip, bir problem. Ve o probleme alışılmışın dışında bakmak için ayrılmış bir zaman. Satıştan biri… Üretimden biri… Mühendis… Müşteri hizmetlerinden biri… Yönetici… Aynı probleme birlikte bakabilir. Önce soruyu değiştirebilirler. Sonra fikir üretebilirler. Ardından küçük bir deney yapabilirler. Çünkü inovasyonun en büyük düşmanı bazen fikir eksikliği değil, fikir için zaman ayırmamaktır.

ŞİRKETLERİN ÜÇ VARDİYASI OLMALI
1. vardiya: Bugünün işini yapmak.
2. vardiya: Bugünün işini geliştirmek.
3. vardiya: Yarının işini bulmak.

Birinci vardiya şirketi bugün ayakta tutar. İkinci vardiya şirketi daha verimli hale getirir. Ama üçüncü vardiya şirketin yarın da rekabet edebilmesini sağlar. Bu nedenle artık sadece, “Bugünün işini kaç saat çalışıyoruz?” diye sormak yeterli değil. Asıl soru: “Yarının işini düşünmek için kaç saat ayırıyoruz?” Çünkü üretimi 24 saat yapıp geleceği 8 saate bırakırsak, bugünü büyütebiliriz. Ama geleceği tasarlamayabiliriz. Ve belki de yeni nesil Ar-Ge'nin özeti tam olarak şu: Geleceği beklemeyin. Geleceği çalışın.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI

Tüm Yazıları >