Türkiye uzun yıllardır kalkınmayı daha fazla fabrika kurmak, daha fazla üretmek ve daha fazla ihracat yapmak üzerinden tanımladı. Bu yaklaşım bizi önemli bir noktaya taşıdı. Ancak dünya yeni bir rekabet dönemine girdi.
Bugün ülkeler artık yalnızca ürün üretmek için değil; yetenek çekmek, bilgi üretmek ve geleceğin teknolojilerini geliştirmek için yarışıyor. Çünkü geleceğin en değerli doğal kaynağı petrol değil, insan zekası.
Dünyanın en başarılı ekonomilerine baktığımızda ortak bir özellik görüyoruz. Bu ülkeler yalnızca sanayi bölgeleri kurmuyor; araştırmacıları, girişimcileri, yatırımcıları ve teknoloji şirketlerini aynı ekosistemde buluşturan yetenek merkezleri oluşturuyor.
Hindistan, büyük şirketlerin teknoloji ve operasyonel ihtiyaçlarını karşılayan yaklaşık 2 bin küresel yetenek merkezine ev sahipliği yapıyor.
O zaman asıl soruyu soralım: Türkiye, neden yeni kalkınma modelini bunun üzerine kurmasın? Peki, nereden başlamalıyız?
Bence işe sıfırdan şehirler kurarak değil, mevcut üretim gücümüzü dönüştürerek başlamalıyız. Türkiye'nin güçlü sanayi kümeleri zaten var. Şimdi bu üretim kümelerinin yanına bilgi üreten ekosistemler ekleme zamanı.
Örneğin;
* İstanbul; yapay zeka, finans teknolojileri ve yaratıcı endüstrilerde,
* Bursa; mobilite ve ileri malzemelerde,
* Kocaeli; akıllı üretim ve endüstriyel yazılımlarda,
* Konya; tarım teknolojilerinde,
* Gaziantep; gıda inovasyonunda,
* İzmir ve Samsun ise sağlık teknolojileri ve biyoteknolojide dünyanın referans merkezlerinden biri olabilir.
Her şehir her alanda rekabet etmeye çalışmamalı. Her şehir, dünyada ilk sıralarda yer alabileceği tek bir alanda derinleşmeli.
YENİ MODEL NASIL ÇALIŞMALI?
Bu merkezler klasik teknopark mantığıyla yönetilmemeli. Aynı kampüs içerisinde beş yapı birlikte çalışmalı: Üniversiteler, sanayi kuruluşları, girişimler / startup’lar, firişim sermayesi fonları ve dünyanın farklı ülkelerinden gelecek uzmanlar. Çünkü inovasyon yalnızca bilgiyle değil, bilginin dolaşımıyla ortaya çıkar. Bugün dünyanın en başarılı inovasyon ekosistemleri tam olarak bunu yapıyor.
DEVLETİN ROLÜ NE OLMALI?
Devletin görevi yalnızca bina yapmak olmamalı. Asıl görevi ekosistem kurmak ve yönetmek olmalı.
Örneğin;
* Uluslararası araştırmacılar için hızlı çalışma ve oturum süreçleri,
* Ortak patent fonları,
* Üniversite-sanayi ortak araştırma bütçeleri,
* Küresel girişim sermayesi fonlarını çekecek teşvikler,
* Yapay zeka ve ileri teknoloji laboratuvarlarına yönelik uzun vadeli destek programları.
Yani yatırımcıya yalnızca arsa değil, bilgi üretebileceği bir ortam sunulmalı ve regülasyonlarla önemli avantajlar sağlanmalı.
İŞ DÜNYASI NE KAZANACAK?
Sanayici açısından bu yalnızca prestij projesi değildir. Doğrudan rekabet avantajıdır. Çünkü bu model sayesinde;
* Patent üretimi hızlanacak.
* Ar-Ge maliyetleri azalacak.
* Ürün geliştirme süresi kısalacak.
* Nitelikli insan kaynağı aynı ekosistemde yetişecek.
* Üniversite bilgisi daha hızlı ticarileşecek.
* Türk şirketleri küresel teknoloji ortaklıklarına daha kolay ulaşacak.
* Uluslararası yatırımcı yalnızca fabrika değil, bilgi ekosistemine yatırım yapacak.
* Ülkemizin nitelikli genç zeka florası küresel rekabet tecrübesi edinecek.
Bunun sonucunda şirketler yalnızca ürün ihraç etmeyecek. Teknoloji, patent ve bilgi de ihraç edecek.
TÜRKİYE YETENEK VADİLERİ
Bence artık bu dönüşümü yeni bir kavramla da ifade edebiliriz. Nasıl ki organize sanayi bölgeleri Türkiye'nin üretim hamlesinin sembolü olduysa; geleceğin sembolü de Türkiye Yetenek Vadileri olabilir.
Buralar yalnızca şirketlerin bulunduğu bölgeler değil; araştırmanın, girişimciliğin, yapay zekanın, tasarımın ve küresel işbirliklerinin aynı çatı altında buluştuğu üretim ekosistemleri olmalı.
Türkiye Yetenek Vadileri; üniversiteleri, sanayiyi, girişimleri, yatırımcıları ve dünyanın farklı ülkelerinden uzmanları aynı ekosistemde buluşturan yeni nesil inovasyon bölgeleridir. Amaç yalnızca araştırma yapmak değil; teknoloji geliştirmek, patent üretmek, girişimler doğurmak ve bilgiyi ekonomik değere dönüştürmektir.
Bu modelin en büyük farkı, üretim ile bilgiyi aynı çatı altında birleştirmesidir. Böylece daha fazla patent, daha yüksek katma değerli ihracat, küresel yatırımlar, nitelikli istihdam ve tersine beyin göçü mümkün hâle gelir. Yani ‘Türkiye Yetenek Vadileri için üretimin bilgiyle buluştuğu yer’ diyebiliriz.
SONUÇ
Türkiye, uzun yıllardır ucuz iş gücüyle rekabet etmeye çalıştı. Oysa geleceğin rekabeti ucuz emekle değil; benzersiz zihinlerle kurulacak. Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi: Yeni organize sanayi bölgeleri kurmak mı daha önemli, yoksa dünyanın en iyi zihinlerini Türkiye'de birlikte çalıştıracak ekosistemler kurmak mı? Çünkü geleceğin en değerli üretim hattı fabrikalarda değil, aynı hedef için çalışan zihinlerin oluşturduğu ekosistemlerde kurulacak. Belki de Türkiye'nin yeni kalkınma modeli daha fazla beton dökmek değil, daha fazla fikir üretmek olmalı.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları İstanbul Ticaret Gazetesi'ne aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.