Giriş: 20.04.2026 - 17:34
Güncelleme: 20.04.2026 - 17:40
AHMET EMRE BİLGİLİ

AHMET EMRE BİLGİLİ

Millî Eğitim Bakanlığının konu ile ilgili birimi olan Özel Eğitim ve Rehberlik Genel Müdürlüğü ülke çapında temsiliyeti olan ‘Şiddet Algısı’ üzerine bir araştırma yapmış. 


Tabi ki bu araştırma geçen hafta ülke gündemini meşgul eden ve hepimizi derinden üzen yaşadığımız olaylardan önce yapılmış. Bir anlamda bu konuda öngörülü davranmış Bakanlık. Muhtemelen bu konuda araştırma verileri dikkate alınarak tedbir geliştirmek hedefiyle araştırma kararı verilmiştir.


Fakat yaşanan olaylar meseleyi ülke çapında gündem yaptığı için tedbir paketi hızlanacak gibi görünüyor. Biz de bu araştırma vesilesiyle konuyu gündem yapalım dedik.


Bilindiği üzere global düzeyde geçerli bir söz var; ‘Güven en büyük sermayedir’ diye. Ticaretten eğitime kadar her alana uyan bir sözdür bu. Bir de güven, inşa edilen bir zemindir, yapmak zaman ister yıkmak anlıktır. Hakikaten de eğitimde güven zedelenince büyü bozulur. Zira çocuk ve ergen de olsa eğitimli insanların şiddete bulaşmaları beklenmez. Bu durumda öğretmenden veliye kadar tüm ilgililer çaresizliğe sürüklenir. Eğitimin zemini yara almıştır çünkü. Güveni yeniden sağlamadan eğitimden netice beklenemez. Bu konuda da yaklaşım olarak tüm ülkedeki okulların resmen değil ama fiilen kapanması durumu güveni hızlandırmaz düşüncesindeyiz. Tüm çözümler ve güven inşasını hızlandırmak eğitimin kendi süreci içeresinde olmalıdır.   


Tabi ki şiddet üretimi asla tek boyutla açıklanamaz. Şiddet çok faktörlü bir bileşenin sonucu olarak ortaya çıkar. Günümüzde bu bileşenlerin sayısı artmıştır. Zira dijital dünya, eğitimin öğrenci nezdinde inşa ettiklerini bir anda yıkabiliyor, devreden çıkarabiliyor. Bu sebeple zaten tehlikelerle dolu olan bu sanal dünyaya karşı eğitimin tüm bileşenleri ortak tedbir geliştirmek zorundadır. Yani; Bakanlık, okul, öğretmen, veli, güvenlik kurumu olarak ortak tutum geliştirmek durumundayız. Tedbir; erişim kısıtlılığı ile birlikte asıl kullanıma yönelik bilinçlendirme ve usul geliştirme boyutunda olmalıdır.    


Biraz da bu çerçevede Bakanlığın ortaokul ve lise düzeyindeki öğrencilerle yaptığı araştırmanın şiddet algısının ne olduğu boyutuna göz atalım. ‘Şiddet Algısı Araştırması’ olarak isimlendirilen araştırmanın bir bölümü dijital ortamlardaki şiddet algısı üzerine odaklanmış

-    Kişisel bilgilerin ve fotoğrafların dijital platformlarda paylaşılmasını ortaokul öğrencilerinin %88 şiddet olarak nitelendirmiş. Öğrencilerin dijitalde gerçekleşen bazı davranışları da yüksek oranda tehdit ve şiddet olarak görme eğiliminde. 


-    Lise düzeyindeki öğrencilerde ise bu bakış daha yüksek olup (%92) oranda şiddet olarak görmektedir. Yani yaş düzeyi arttıkça şiddet görme eğilimi de artmaktadır.


-    Netice olarak bu araştırma şiddet olgusunun mekân değiştirerek dijital platformlara evrildiğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte şiddet algısının merkezine dijital mahremiyet ihlallerini yerleştirmiştir ve bu, ortamı güvensiz bir alan olarak görmektedir.


Söze, negatif algısı olan kelimeler yerine pozitif olanla başlamak her zaman için baştan pozitif davranmak anlamına gelir. Bu sebeple akran zorbalığı yerine akran nezaketi okulda şiddet yerine okul selameti diyerek başlamak olumlu yöne niyetlenmektir. Bakanlık zaten bunu bir yıldır kullanıyor ve bu usulü tavsiye ediyor. Doğru mu doğru. Zira nezaket kavramı bizim geleneksel kültürümüzün özünü teşkil eder. Bu sebeple tüm öğretmenlerimizin, okul yöneticilerimizin ve velilerimizin bir değer olarak bunu anlatıp aynı zamanda örnek olmaları gerekiyor. Yani eskiden değerler eğitimi diye bir gündemi yoktu eğitim camiasının çünkü öğretmenler bu değeri üzerlerinde taşırlardı. 


Şimdi taşımıyorlar demiyoruz fakat işin uygulama boyutuna daha çok önem vermemiz gerektiğini söylemiş oluyoruz. Bir de her kuşak kendi dönemindeki öğretmene methiyeler düzüyor, veli-öğretmen ilişkisinin mükemmelliğine vurgu yapıyor. El cevap haklıdır fakat unutmamamız gereken husus; günümüzde ne o öğretmenler var ne de veliler var, doğrusu öğrenciler de yok. Bunu böyle kabul edeceğiz. Bu sebeple günümüzde öğretmen-öğrenci-veli ilişkisini yeniden kurgulayıp birbirlerini besleyen bir denge haline getirmemiz gerekiyor. Bu hepimiz için kazanım demektir. Zira eğitim düzelmeden hiçbir şeyin kemale ermesini bekleyemeyiz. Nokta.