Giriş: 02.05.2026 - 22:47
Güncelleme: 02.05.2026 - 22:51
AHMET EMRE BİLGİLİ

AHMET EMRE BİLGİLİ

Önce ifade edelim ki bizim problemimiz daha çok teoride değil pratikte yaşanıyor. Teorik olarak çözüm yollarını gösteriyoruz fakat tabir caizse işin pratiğinde zaman zaman çuvallıyoruz. Aile konusu tam da buna bir örnek. 

Devlet, özellikle her konuda öngörülü olmak zorunda. Bugünkü hiç istemediğimiz durumların geleceğini önceden kestirebilmeli idik. Tabi ki bugünkü netice, sadece Bakanlığa ve Devlete yüklenemez. Global trendlerin de etkisi çoktur. Fakat ne olursa olsun biz zamanında hem öngörülü olmak hem de buna yönelik tüm ilgili kurumlar tarafından tedbirler geliştiren bir konumda olmalıydık. Ve ne pahasına olursa olsun bugünkü neticeye bu derece yüksek muhatap olmamalıydık. Zira bu milletin başından beri var olan aile kültürü ve onun kutsaliyeti başka hiçbir millette yoktur. Diğer taraftan aile ile ilgili 1989 yılında kurulan Aile Araştırma Kurumu gibi entelektüel çıtası yüksek bir kuruma sahip olmak ve ’Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin (1921) 1983 yılında bir devlet kurumu haline getirilerek Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) olması ve Bakanlık gibi ülkenin her tarafında örgütlenmesi önemli bir tecrübe biriktirmişti. İşte bu sebeplerden dolayı bugünkü neticeyle bu ölçüde yüzleşmememiz gerekiyordu.

Fakat var olan realiteden de kaçamayız. Geçmişe ders almak için bakılır ama orda kalınmaz. Önümüze bakarak uzun vadeli ve devamlılığı olan global gelişmeleri de iyi okuyan bir yaklaşım ve koordinasyon içerisinde olmalıyız. ‘Aile’ ile ilgili Resmî gazetede yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesinde bu söylediklerimiz metin olarak yer alıyor. Genelge; hakikaten sağlam bir metin ve aile problemini çözmeye yönelik, devlet kurumlarının koordinasyonunu sağlamayı talimatlandıran çok boyutlu ele alınmış tam bir çerçeve metni. Bu sebeple metne ve düşünülen tedbirlere diyecek bir şeyimiz yok. Bizi umutlandıran; Türklerin fiili durumlarda hızlı ve sağlıklı tedbirler geliştirme kültürünün varlığıdır. At sırtından devlet yöneten bir kültürün genetik kodlarının varlığını sürdürmesini önemli görüyoruz. Bu çerçevede konunun çözüme kavuşturulabilmesi için şu hususlara dikkat çekilebilir. 

a)    Öncelikle günümüzde itibarı sarsılan ‘aile’ kurumuna iadeyi itibar getirici bir yaklaşımı benimsemek gereklidir. Bu durumu tüm geliştirilen tedbirlerde göz önünde bulundurmak zorundayız. Bu sebeple; ‘sosyal hizmetler’ isimlendirmesini Bakanlığın temel görevleri arasında olmalıdır ama Bakanlık isminden çıkarmalıyız.

b)    Bakanlık isminde sadece ‘Aile Bakanlığı’ kafidir ve bu isim daha itibarlı olur, eklenecekse çocuk teması eklenebilir yani ‘Aile ve Çocuk Bakanlığı’ şeklinde olabilir. İsim hem itibardır hem de içeriği dağıtmadan asıl konu olan aileye odaklanma getirir. İsim üzerinden odaklanma sağlamak imaj açısından da etkilidir.

c)    Kurum olarak aileye itibar kazandırmanın en direkt yolu ‘ev hanımlığı’nı itibarlı hale getirmekten geçer. Maddi, manevi ve kültürel olarak ‘ev hanımlığı’nı itibarlı bir konuma yükseltmek için özel tedbirler geliştirmeliyiz. Çalışma hayatında kadını güçlendirmek her zaman için ev hanımlığını güçlendirmek anlamına gelmez, itibar da getirmez.

d)    Aile ve üyelerine yapılan lojistikler yalnız başına bir netice vermez, boşa giden bir finansal kaynak haline bile gelebilir. Fayda sağlayabilmesi için mutlaka bu alandaki politikanın, stratejinin bir parçası olmak durumundadır.

e)    Nüfusu kaldıramayacağı kadar şişmiş şehirler, aileyi ve akrabalığı en çok zorlayan hususların başında gelmektedir. Kır-şehir dengesinin iyice ters yüz olduğu bu global trendden ülkemizi koruyucu tedbirleri acilen ve hakiki anlamda almalıyız. Kırda üretimi güçlendirecek tedbirler aileyi de güçlendirir ilkesine inanmalıyız.

f)    Global dijital tehlikelere karşı aile ve çocuğu koruyucu tedbirleri her daim güncel tutmalıyız.

g)    Şehirlerimizin mimari gelişiminde ‘aile’ yi merkeze alan yaklaşım her zaman gündemimizde olmalıdır.

h)    Gençlerin gözündeki evlilik olgusunu yeniden itibarlı bir konuma getirmeliyiz. Her açıdan itibar kaybeden evliliği yeniden güçlendirmeliyiz. 

i)    Boşanmaların bu denli artmış olması bir neticedir ve tüm bu söylediklerimizle bağlantısı vardır. Önemli olan boşanmanın sıradanlaşmamasıdır ve oranının makul bir düzeyde tutulmasıdır.

Hem bu genelge hem de ailenin 10 yıl gündemde kalmasını fırsata çevirmekten başka çaremiz yoktur. Aile ve ev hanımlığı yani annelik bizim kutsalımızdır. Çocuk ise geleceğimizdir. Bizi zirveye çıkaracak da aşağı çekecek de budur. Aileyi sağlam tutacak olan annedir, babadır, toplumdur, devlettir. Çocuğun ilk mektebi ailesidir, ilk öğretmeni annesidir. Ardından eğitim ve kültür kurumları gelir. Mayısın son haftasının Milli Aile Haftası olarak kutlanacak olması aileyi gündemde tutar ama asıl olan geliştirilecek tedbirlerdir. Bizim genetik kültür anlayışımızda; Aile küçük devletimiz Devlet de büyük ailemizdir.