2026 yılında jeopolitik risklerin yüksek seyredeceği tahmin ediliyordu. Ne yazık ki bu risklerin gerçeğe dönüştüğüne şahit oluyoruz. Ateşkes ilan edilmiş olsa da İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları sürüyor. ABD, yılın hemen başında uluslararası hukuku hiçe sayarak Venezuela’da darbe yaptı. Bu gelişmelere geçtiğimiz günlerde İran’a yönelik askeri operasyon da eklendi.
Donald Trump, ABD başkanlık koltuğuna ikinci kez oturmadan önce dünyadaki çatışmalara son vereceğinin sözünü vermişti. Cumhuriyetçiler arasında bir kanat, artık ABD’nin ne rusya ile dalaşmasını ne de Orta Doğu’da yeni çatışma alanlarına girmesini istemiyor. Vakit ve nakit kaybetmeden hegemonya mücadelesinde doğrudan Çin’e odaklanmayı hedefliyorlar. Böylece ABD’nin küresel ekonomideki ağırlığını ve konumunu daha uzun süre korumayı amaçlıyorlar.
Fakat Trump şu ana kadar bunu başaramadı. süregelen çatışmaları sonlandıramadığı gibi yeni cepheler açma gafletini gösteren bir ABD yönetimi var karşımızda. Normal şartlarda ABD’nin İran’a saldırmasının Amerikan çıkarlarına hizmet ettiğini söyleyemeyiz. Hatta Trump’ın da buna çok gönüllü olduğunu düşünmüyorum. Zira kasım ayındaki ara seçimler yaklaşırken Trump, enerji fiyatlarının ve dolayısıyla enflasyonun Amerikan halkının cüzdanını yakmasını istemez. Ayrıca seçmenlerine karşı ‘barışı getiren lider’ pozu vermek de isteyecektir.
Ancak mevzubahis İsrail olunca Washington bir anda büyük bir akıl tutulması yaşayabiliyor. Bunu basit bir komplo teorisi olarak görmemek lazım. İsrail lobisinin Amerikan dış politikasındaki etkisi konusuna meraklı olanları, Şikago üniversitesi’nden John Mearsheimer ve Harvard üniversitesi’nden stephen Walt’ın ‘İsrail lobisi ve Amerikan Dış Politikası’ adlı kitabını okumalarını tavsiye ederim. İsrail’in bu savaştaki ABD’yi zorlayıcı rolünü gözden kaçırmamak lazım. Tabii bir de Trump’ın epstein dosyasının gündemden düşmesi için böyle bir savaşa onay vermesi de olasılıklar dahilinde.
Böylesi büyük çaplı bir çatışma, kaçınılmaz olarak küresel ekonomiyi de tehdit ediyor. ABD ve İsrail kuvvetlerinin saldırılarının ardından İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma kararı alması, enerji fiyatlarında hareketlenmeye neden oldu. Brent petrol 60 dolardan 83 dolara yükseldi. Avrupa’da doğalgaz fiyatları 32 euro’dan 50 euro’ya doğru tırmandı. Hürmüz, küresel enerji piyasasının en önemli güzergâhlarından biri. Küresel çapta petrol sevkiyatının yüzde 25’i, lNG sevkiyatının ise yaklaşık yüzde 15-20’si buradan sağlanıyor.
Piyasaların ilk tepkisi, rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişiminin ardından 2022’de yaşandığı kadar çılgınca olmadı. Hatırlanacağı üzere o dönemde doğalgaz fiyatları 300 euro seviyesini kısa süreli de olsa görmüştü. Çatışmalar daha da derinleşirse petrol fiyatlarının 120 doları görebileceği endişesi var. Piyasalar şu an ağırlıklı olarak Trump’ın ara seçimler öncesi enerji fiyatlarının aşırı yükselmesine izin vermeyeceğini ve operasyonu birkaç hafta içinde sonlandıracağını fiyatlıyor. Küresel çapta büyük bir arz-talep dengesizliği yaşanmadan petrol stoklarının yeterli kalması için önümüzde 3-4 haftalık bir süre var. Çatışmalar bu süre zarfında biterse petrol fiyatları 80-90 dolar bandından 50-60 dolar bandına doğru hızlı biçimde gerileyebilir.
İsrail ve ABD’nin daha agresif bir tutum sergilemesi ve buna karşılık İran’ın savaşı Orta Doğu’ya yayması senaryosunda ise enerji fiyatlarının üç haneli rakamlarda uzun süre kalma riski belirebilir. Bu tehlikeli ihtimal, yeni bir küresel enflasyon dalgasını beraberinde getirebilir. Bu da dünya genelinde popülizm ve radikalizme daha fazla güç kazandırır. Popülizm ve radikalizm, insanlığa savaş ve sefaletten başka bir şey getirmez. Dünyanın barış ve refaha ihtiyacı var; ölüm, yıkım ve yoksulluğa değil.