Prof. Dr. Nurullah GÜR

Prof. Dr. Nurullah GÜR

Diğer Yazıları


Meclis aritmetiği belli oldu. Birkaç gün sonra Cumhurbaşkanlığı seçimi de sonuçlanacak. Sonrasında bakanlar ve politikalar netlik kazanacak. Böylece Türkiye ekonomisi için büyük bir belirsizlik ortadan kalmış olacak. Önümüzde oldukça kritik beş yıllık bir süreç var. Türkiye, bir taraftan makro istikrarı yeniden yakalamayı, bir taraftan da orta gelir tuzağını kırmayı hedefliyor. 

 

Ekonomide kısa vadeli en büyük önceliğimiz enflasyonu düşürmek olmalı. Enflasyon, makroekonomik istikrarın en önemli sacayağı. Yüksek enflasyonun neden olduğu belirsizlik ortamı, iktisadi birimlerin sağlıklı karar alabilmelerini zorlaştırır. Tasarruf ve yatırım eğilimlerini olumsuz etkileyen bu durum, iktisadi kaynakların verimsiz alanlara yönlenmesine yol açar.  Fiyatlar genel düzeyinin sürekli tırmandığı ortamda, özellikle sabit gelirli hanelerin satın alma gücü günden güne erir. Seçimlerin ardından enflasyonu kalıcı olarak aşağıya çekebilmek için kapsamlı bir program gerekiyor. Birçokları tarafından sanıldığının aksine, enflasyon sorununu tek başına para politikası araçlarıyla çözmek mümkün değil. İşte bu yüzden tarım politikalarından sanayi politikalarına, rekabet düzenlemelerinden hal yasasına kadar belirleyici tüm unsurları içine alan detaylı ve uygulanabilir bir programa ihtiyacımız olacak. 

 

ENFLASYON VE GELİR DAĞILIMI

 

Gelir dağılımını düzeltmek, ekonomik öncelikler listesinin üst sıralarında yer alması gereken bir diğer husus. Enflasyon, son dönemde gelir dağılımının bozulmasına sebep olan unsurlardan biri oldu. Enflasyonu düşürmeyi başardığımızda gelir dağılımı belli oranlarda toparlanır. Ama düşük enflasyon tek başına gelir dağılımını düzeltmeye yetmez. Daha adil bir gelir dağılımı için emek piyasası, vergi sistemi ve sosyal harcamalara yönelik birtakım yapısal adımları atmamız şart. Salgındı, seçim atmosferiydi derken, bu reformları bir süredir erteliyorduk. Seçimlerden sonra süratle bu reform alanlarına yoğunlaşmalıyız. 

 

YÜKSEK TEKNOLOJİ HAMLELERİ

 

Ekonomiye dair bir diğer önceliğimiz, yüksek teknolojili yerli üretimi artırmak olmalı. 2019’da devreye giren 11. Kalkınma Planı’nın hedeflerinden biri, yüksek teknolojili sanayilerin imalat sanayi ihracatı içindeki payını yüzde 3.2’den yüzde 5.8’e çıkarmak idi. Ancak, bunu başaramadık. Yüzde 3.5-4 bandına takılıp kaldık. Son üç yılda üretime başlayan 47 bin 676 sanayi şirketinin sadece 621’i (yüzde 1.3’ü) yüksek teknolojili ürün üretiyor. Üretimi ve ihracatı orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürün gruplarına kaydıramadığımız müddetçe Türkiye’nin orta gelir tuzağının zincirlerini kırması kolay olmaz. Bu yüzden sanayi politikalarımızı daha seçici ve hedef odaklı hale getirmeliyiz. 

 

Şunun altını çizmek gerekir ki, Türkiye’nin mevcut koşullarda çözemeyeceği nitelikte ve büyüklükte bir ekonomik sorunu yok. Yukarıda kısaca bahsettiğim politika ve reform alanlarına odaklandığımız durumda Türkiye önümüzdeki beş yılda makroekonomik istikrarı tesis edebilir, refahı tabana yayabilir ve yüksek gelirli ülkeler ligine yükselebilir. 

22 Mayıs 2023 Pazartesi