70 ülke Türk bisikletleri ile pedal çeviriyor

Bisiklet kullanımında istenilen düzeyde olmasak da 70 ülkede, Türkiye’de üretilen bisikletler kullanılıyor. Sağlık Bakanlığınca başlatılan “Daha Sağlıklı Bir Türkiye İçin 1 Milyon Bisiklet” kampanyası kapsamında 2018’e kadar 1 milyon bisiklet dağıtılacak olması sektördeki sanayicileri heyecanlandırdı. Bisiklet sanayisi son yıllarda özellikle ihracatta yakaladığı performansla dikkati çekiyor. Türkiye, dış ticaret dengesi açısından bakıldığında bisiklet ihracatçısı konumunda bulunuyor. Son 5 yılda 70 ülkeye iki tekerlekli bisiklet ihraç eden Türkiye, bu ticarete karşılık 185 milyon 789 bin 902 dolar kazanç sağladı. AVRUPA’YA DA SATIYORUZ Bisiklet ihracatından sağlanan gelir 2010-2014 döneminde yaklaşık iki katına çıktı. Bisiklet sanayicileri 2010’da 28 milyon 325 bin 176, 2011’de 26 milyon 754 bin 240, 2012’de 29 milyon 552 bin 350, 2013’te 46 milyon 625 bin 534, 2014’te 54 milyon 532 bin 602 dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Söz konusu dönemde bisiklet ihraç edilen ülkeler arasında Fransa, Hollanda, Almanya, İtalya, İngiltere, Yunanistan, Portekiz, İspanya, Belçika, İzlanda, İsveç, Malta, Faroe Adaları, Rusya, Fas, Cezayir, Mısır, Senegal, Nijerya, Kamerun, Kenya, ABD, Suriye, Irak, İran, İsrail, Suudi Arabistan, Kuveyt, Singapur ve Avustralya yer aldı.

12 Ekim 2015 Pazartesi

Çiçeği seviyoruz ama pazarı büyütemiyoruz

HABER: FAHRİ SARRAFOĞLU Çiçek sektöründe tüketim giderek artıyor, ama sektör hedeflediği büyüme performansını yakalayamıyor. Sektör temsilcileri, birçok bakanlık ile muhatap olduklarını belirterek, tek bir bakanlık çatısı altında sektörleri ile ilgili bir daire başkanlığının kurulmasını öneriyor. İstanbul Ticaret Odası Peyzaj ve Çiçekçilik Meslek Komitesi Başkanı İsmail Akyol, modern yaşamla birlikte şehirlerdeki stresli hayat koşullarından dolayı doğaya özlemin giderek arttığına dikkat çekti. Akyol, bu ilginin artmasından sektör olarak da memnun olduklarını belirterek şunları söyledi: “Doğanın en güzel parçalarından biri olan çiçek ve bitkiler, günlük hayatımızda önemli bir yer kazanmaya başladı. Sadece özel günlerde satın alınan çiçekler artık market raflarında yer alıyor. Türkiye’de süs bitkileri sektörü üretim ve ihracat açısından son yıllarda büyük gelişim gösterdi. Sektörde kişi başına tüketimin 1 dolardan 4 dolara yükselmesi bunun en önemli göstergesi. Başta İstanbul olmak üzere yurt genelinde son 3 yılda gittikçe gelişen bir pazar haline geliyoruz. İhracatta iç ve dış mekan bitkileri, çiçek soğanları ve kesme çiçek grupları ön plana çıkıyor. İç pazarda ise süs bitkisine yönelik büyük bir talep artışı var.” DAHA FAZLA ARAZİ LAZIM Yerli üretimin yetersiz olması nedeniyle iç talebin kimi ürünlerde ithalatla karşılanmaya çalışıldığına değinen Akyol, yetiştiriciler için en önemli sorunun arazi sıkıntısı olduğunu ifade etti. Akyol, sektörün çözüm bekleyen sorunlarına yönelik şunları dile getirdi: “Yetiştiriciler için arazi sıkıntısının giderilmesini ümit ediyoruz. Desteklerin yeterli kullanılamaması ve yetişmiş eleman sıkıntısı da sektörümüzün bir diğer sorunu. Dile getirilen sorunların çözümü için sektörün tüm paydaşlarının işbirliği önemli bir adım olacak.” ÜRETİM TEŞVİK EDİLMELİ Komite Başkan Yardımcısı Mehmet Batal, öncelikle sektörde üretimin yetersiz olduğuna dikkat çekerek, üreticinin teşvik edilip yerli üretimin artırılması gerektiğinin altını çizdi. “Üretimin yetersizliğinden dolayı ithal ürün alıyoruz”diyen Batal, ülkemizde kalması gereken dövizin yurt dışına gittiğini, bunu istihdam ve vergi kaybının takip ettiğini anlattı. Batal, sektör açısından 2015 yılının ilk yarıyıl değerlendirmesini de şöyle yaptı: “2015’in ilk yarısında beklediğimiz canlılık olmadı. Çiçek kültürü giderek yok oluyor. Çiçekçi olmayanlar çiçek satışında bulunuyor. ‘Özel günlerde-cenazelerde çiçek göndermeyin, bağış yapın’ deniliyor. Bu da kan kaybetmemize neden oluyor.” TEK BİR BAKANLIĞA BAĞLANALIM İTO Meclis Üyesi Mehmet Salih Şadoğlu, peyzaj sektörünün 2015 yılında inşaat sektörüne bağlı olarak olumlu bir dönem geçirdiğini söyledi. Yerel yönetimlerin çevre yatırımlarına artırarak devam etmesinin de sektöre ayrı bir katkı sağladığına değinen Şadoğlu, ithalatın azalması yönünde çalışma yapılması gerektiğinin altını çizdi. Şadoğlu, önerilerini şöyle anlattı: “Sektörümüzde ithalat oranının her geçen yıl azalmasına rağmen bu ivme yeterli değil. İthalata bağlılığın azalması için sektörde standartların gelişmesi gerekir. Sektör, Çevre ve Şehircilik, Tarım, Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile ilişkili. Bir bakanlığın altında oluşturulacak Daire Başkanlığı ile sektörümüzde tek bir muhatap olmalı. Böylece sorunlarımızın çözümü ve standartların gelişmesi için önemli bir adım atılmış olacak.” ORGANİZE TARIM BÖLGELERİ KURULMALI Türkiye’de çiçek tüketiminin artmasına rağmen üretimin aynı oranda büyümediğini ifade eden İTO Meclis Üyesi Kadir Gümüş, sektörün ihtiyaçlarını şöyle anlattı: “Organize tarım bölgeleri oluşturulmalı. Bakanlığımızın elindeki araziler sektöre tahsis edilmeli. Ucuz enerji imkanı kolaylaştırılmalı. Alet, donanım ve makine desteği yapılarak üretici rahatlatılmalı. Sektörde uygulanan KDV oranı düşürülmeli. Sorunlarımızı çözmekte en büyük pay Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na düşüyor. Süs Bitkileri Daire Başkanlığı kurulmalı.” Bitki ihalelerinde kamu yararı açısından büyük ebatlı ağaçlarda “saksı” ibaresi yerine “rootball” ifadesinin kullanılmasını öneren Gümüş, “Böylece üreticinin işi kolaylaşır. İhaleyi yapan kuruma yüzde 30-50 arası mali yönden avantaj sağlanır. Türkiye tohumcular birliğine bağlı alt birliklerin topladığı binde 3 komisyonlar sektörümüze ciddi külfet getiriyor. Bu komisyonun bir an önce kaldırılması gerekir” dedi.

02 Ekim 2015 Cuma

Annelikten organik lokum üreticiliğine

HABER: YRD. DOÇ. DR. SARE AYDIN Kadın istihdamı ve kadınların iş yaşamında karşılaştıkları problemler, tarihten günümüze kadar kronikleşmiş sorunlar olmakla birlikte güncelliğini daima muhafaza eden konular arasında yer alıyor. Kadının ekonomik hayatta Ortaçağ’dan itibaren yer almaya başlayarak, ücretli kadın işgücü kavramının doğmasına yol açan önemli bir süreç olarak değerlendirilen Sanayi Devrimi ile birlikte bu alanda daha aktif roller üstlendiği görülüyor. Özellikle Birinci Dünya Savaşı sırasında artan üretim ihtiyacıyla birlikte kadınlar sanayide daha fazla yer almaya başladı, fakat bu durum bile erkeklerin fiziksel bakımdan üstün oldukları düşüncesi nedeniyle kadınların bu alandan dışlanmalarına veya düşük ücret karşılığı çalıştırılmalarına sebep oldu. ÜCRET EŞİTSİZLİĞİ Avrupa Yaşam ve Çalışma Koşullarının Geliştirilmesi Vakfı’nın yaptığı bir araştırmaya göre, her ülkede toplumsal cinsiyete dayalı ücret eşitsizliği ile karşılaşılıyor. Söz konusu araştırma raporunda toplumsal cinsiyete dayalı ücret farkının İngiltere’de yüzde 18, Belçika’da ise yüzde 11 olduğu bildiriliyor.* Sürdürülebilir kalkınmanın önemli unsurlarından biri olan kadınların işgücü piyasasına katılımı ve istihdamı ile bu bağlamda aktif olarak uygulanan işgücü politikaları aracılığıyla istihdamın artırılması hususu, esasen 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı ile önem kazandı. Özellikle eğitim yolu ile kadınların iş yaşamına kazandırılmalarının, ülkelerin ekonomik ve sosyal açıdan önemli ölçüde gelişmelerini sağlayacak önemli faktörlerden biri olduğu hususu, 10. Kalkınma Planı ile daha güçlü bir şekilde vurgulandı. Bu bağlamda kadınların işgücü piyasasına katılımlarının önemli ayaklarından biri olan kadın girişimciliği, dünya genelinde toplumsal gelişme ve ekonomik büyüme sağlanmasının önemli koşullarından biri olarak ifade edilebilir. ELİF ESEN’İN ÖYKÜSÜ Elif Esen’in hikayesi, bu noktada örnek teşkil edecek mahiyette. Lokum üretme serüveninde iki yıl gibi kısa bir sürede başarıya ulaşan Esen, ekonomik alanda adını duyurmakla birlikte Türk lokumunu Türkiye ve dünya genelinde başarılı bir şekilde temsil etmiş girişimci ruha sahip, başarılı kadınlardan biri. Üniversiteden mezun olduktan sonra aile şirketlerinde aldığı görevlerin, teoride öğrendiği bilgileri ekonomik sistem içerisinde uygulamasına vesile olduğunu belirten Esen, aynı zamanda dekorasyon ve ilgili objelerin tasarımı üzerine de iki farklı marka oluşturmuş. Esen, bu işleri yürütürken içerisinde bulunduğu sosyoekonomik ortamdaki bir eksikliğin farkına vararak, dünyada Türk ismi ile anılan önemli bir ürün olan Türk Lokumu’nun kalite ve sunum olarak gereken temsiliyete sahip olmadığını görmüş. İstanbul simgeleriyle desteklenen tasarım seramikler, Beykoz camları, el işçiliği bakır ve gümüş objeler ile farklılaştırılmış özel lokum üretimi işine girmiş. Esen’in ve diğer girişimci ruhlu kadınların öyküleri bize, kadının istediği ve kendine güvendiği takdirde toplumsal hayatın her noktasında büyük başarılar elde edebileceğini gösteriyor. KADIN DAYANIŞMASI Elif Esen, girişimciliğin riskli ve zor bir süreç olduğunu belirtmeden geçemiyor. Özellikle büyük firmaların fabrika üretimi ile maliyetlerini çok düşük tutmalarının piyasada tutunmayı güçleştirdiğinin; fakat bu noktada pes etmeyerek işin üzerine gidilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Esen’in piyasada tutunmasının ortağı ile birlikte sergiledikleri kadın dayanışmasına bağlı olduğu kadar, eşleri tarafından desteklenmiş olmalarının da bu süreci olumlu yönde etkilediği yadsınamaz bir gerçek. Türk Lokumu’nu dünyaya tanıtmak için girdiği bu yolda bir istihdam alanı oluşturan Elif Esen, bünyesinde birçok kadını istihdam ederek onların da ekonomik ve sosyal açıdan gelişmelerinin önünü açtı. OSMANLI TARZI İMALAT Kadın duyarlılığı ile “Ailemize yedireceğimiz özellikte lokumu müşterilerimize sunmalıyız” diyerek bu işe başladığını belirten Elif Esen, ürettiği lokumların kalitesinin Osmanlı’da olduğu gibi büyük bakır kazanlarda, glikoz katılmadan kristal toz şekerle ve raf ömrü sağlayan kimyasallar kullanılmadan üretilmesinden kaynaklandığını söylüyor. Esen, bu lokumların farkının ise görsellerinde ve ambalajlarında estetik dokunuşlar ve tasarımlar olduğunu da sözlerine ekliyor.

02 Ekim 2015 Cuma

Kalkınma için melek gibi banka lazım

HABER: ADEM ORHUN Gelişme sürecindeki ülkelerde faaliyet gösteren kalkınma bankaları ile gelişmiş Batı ülkelerinde sermaye piyasası işlemlerinde aktif olan yatırım bankaları, ülkelerin finansal istikrarı ve ekonomisi için büyük öneme sahip. Kalkınma ve yatırım bankacılığı her ne kadar farklı amaç ve işlevlerde olsalar da birbirlerini tamamlayan iki farklı bankacılık türü. Her iki tip bankacılık, ülkelerin sanayileşmesinde önemli ağırlığı bulunan mali aracı kurumlar olma işlevine sahip. Gerek yatırım bankaları, gerekse kalkınma bankaları ağırlıklı olarak sanayinin finansmanına hizmet için faaliyet gösteriyor. YENİ ANLAYIŞ GEREK Fakat Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, bir nevi ‘şirket emlakçılığı’ veya sermaye hareketlerinden para kazanma sistemi yerine, projeleri ve yatırımları finanse ederek, artacak yatırım ve üretimden kazanmak daha elzem bir hale gelmiş durumda. Bu elzem durum ilk kez İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı İbrahim Çağlar tarafından, ‘Yeni nesil bankacılık anlayışı gerek’ sözleriyle gündeme getirilmişti. Öte yandan uzmanlar, finans kurumlarının asıl işinin yasalar çerçevesinde sermayeden sermaye üretmek olduğunu belirterek, “Tabii ki hem bankaların asıl işlerini yapmaları hem de firmaların yatırım ve kalkınma amacıyla desteklenmesi için Melek Yatırım Bankacılığı” geliştirebilir diyor. DÜNYANIN DERDİ FİNANSMAN Bu yıl 6’ncısı düzenlenen İstanbul Finans Zirvesi, ‘Düşük Büyüme ve Düşük Faiz Ortamında Yol Almak’ ana temasıyla gerçekleştirildi. Geçen yıl ‘Yenilikçi Finans’ ana temasıyla toplanan zirveyi takip eden haftalarda G20’de dönem başkanlığını devralan Türkiye, bu süreç boyunca global ekonomide büyüme için yatırıma ve finansmana dikkat çekti. G20’de Türkiye’nin duyurduğu öncelikler içinde, geleneksel olmayan yeni finansman kaynaklarına büyük önem verildiği vurgulandı. Bunlar arasında, alt yapı yatırımları için önemli bir kaynak olan ve risklerin dağıtılmasında iyi bir yöntem teşkil eden, öz kaynağa dayalı finansmana, özellikle de varlığa dayalı yeni finansman yöntemlerine işaret edildi. Ancak üretimin, girişimciliğin ve yenilikçiliğin geliştirilmesi için kamu ve özel sektör finansman çözümlerinin de gelişmesi gerekiyor. Bu noktada gözler bankacılık sistemine çevriliyor. DIŞ BORÇ YÜKÜ Özellikle sanayi kesiminin dış borç yükü bilançolarında önemli bir bölümü oluşturuyor. Yerli kaynaklardan TL bazlı uzun vadeli krediyi uygun şartlarda bulamayan sanayici, döviz bazlı olarak yurt dışından borçlanıyor. Kurdaki dalgalanmayla birlikte hem firmalar hem de ülke ekonomisi daha da zorlanıyor. YATIRIMLAR ERTELENMESİN Birçok kârlı sanayi yatırımının uzun vadeli fon bulunamaması sebebiyle ertelendiğini belirten İTO Başkanı Çağlar, eylül ayı Meclis toplantısında şu önerilerde bulundu: “Düşük maliyetli fon için sermaye piyasalarına ilişkin düzenlemeler basitleştirilmeli. Toplumda tasarruf bilinci oluşturulmalı. Devlet, yeni model yatırım ve kalkınma bankası kurulmasına öncülük etmeli.” Bu konuda taleplerini rapor halinde ilgililere ilettiklerini belirten Çağlar, “Proje finansmanına yoğunlaşmış yeni nesil bir kalkınma ve yatırım bankası kurulmasını arzu ediyoruz” dedi. SANAYİDE KALKINMA Öte yandan, sanayide kalkınmanın finansmanı için devlet gücünün şart olduğunu ifade eden İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan da başka bir platformda yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Mevcut kalkınma bankalarını mı modifiye ederiz, yeni bir banka mı kurarız bilmiyorum ama sanayiye destek olacak bir yapıyı mutlaka hayata geçirmeliyiz. Önce kalkınma bankacılığı vizyonu oluşturulmalı. Siyasi irade bu yönde çalışmalı.” BİREYSEL KATILIM SERMAYESİ Hazine Müsteşarlığı Mali Sektörle İlişkiler ve Kambiyo Genel Müdürü Ali Arslan ise geçen yıl İstanbul Finans Zirvesi’nde küçük işletmelerin ve başlangıç aşamasındakilerin finansmanına dikkat çekmişti. Türkiye’de ve dünyada yeni bir şeyler yapmaya, yeni teknolojiler geliştirmeye çalışanların hep aynı problemi yaşadığını belirten Arslan, şunları söyledi: “Geleneksel finansman sisteminde teminat gösterilmesi gerekiyor. Fakat yeni kurulan işletmelerin, gençlerin veya girişimcilerin bunu karşılaması mümkün olmuyor. Hazine Müsteşarlığı bu çerçevede iki önemli düzenleme yaptı. İlki ‘melek yatırımcılar’ konusunda Bireysel Katılım Sermayesi Kanunu çıkarıldı ve başlangıç aşamasında işletmelerin finansmana erişimini kolaylaştırmak için lisanslama modeli geliştirildi. İkincisi ise kurumsal manada girişim sermayesi fonlarının desteklenmesi anlamında Hazine Müsteşarlığı’na 500 milyon TL’ye kadar üst fonlara kaynak aktarma imkanı sağlayan kanun çıkarıldı.” YENİ MODEL ARAYIŞI Öte yandan, mevduat toplama yetkileri olmadığı için hacimleri de kısıtlı olan klasik yatırım bankaları için 2008-2009 krizinden bu yana ‘dönemleri kapandı’ yorumları yapılıyor. Bu noktada kalkınma, yatırım ve finansman konulu her toplantı ve zirvede gündeme gelen ‘yenilikçi finans’ başlığı büyüme ve kalkınma için yeni destek modelleri arayışını açıkça ortaya koyuyor. HAZİNE DESTEKLEMELİ Geleneksel sisteme getirilen diğer bir eleştiri de kalkınma ve yatırım bankalarının kullandırdığı kredilerin çok düşük seviyede olması. Zira, neredeyse bütün sistem ticari krediler üzerinden yürüyor. Geçtiğimiz yıl kalkınma ve yatırım bankalarının kullandırdığı kredi yüzde 5 seviyesindeydi. Kredi hacmi on yılda yüzde 32 artarken, kalkınma ve yatırım bankalarının yıllık kredi artışı yüzde 4’ün altında kaldı. Geçtiğimiz şubat ayında TBMM Kit Komisyonu Başkanlığını yürüten Hasan Fehmi Kinay da bu konuya dikkat çekmişti. Kalkınma ve yatırım bankalarının kaynak ihtiyacını Hazine’nin araya girerek çözmesi gerektiğini savunan Kinay, “Bunlara biz kaynak aktarmalıyız. Yatırım kredisine erişebilme imkanını artırmalıyız. Yabancı olsun yerli olsun kaynak ihtiyacı var. Bunun kalkınma ve yatırım bankalarınca düşük faiz ve uzun vadeli krediyle karşılanması gerek” dedi. TEMİNATSIZ DESTEK Çok sayıda sanayici ve bürokrat, klasik bankacılık sistemindeki teminat karşılığı krediler yerine, değerlendirmesi iyi yapılmış projelere ‘melek yatırımcı’ gibi yaklaşabilecek, devlet destekli yatırım bankacılığı modeline işaret ediyor. NASIL ÇALIŞIYORLAR? Yatırım bankası: Devletin ve özel sektörün menkul kıymet ihracını başlatan, bunlara garanti veren ve tedavülünü sağlayan aracılık türü. Servet transferi, menkul değerlerin halka arzı ve yönetimi gibi sermaye piyasası işlemlerinde faaliyet gösteren ihtisas bankası. Kalkınma ve yatırım bankası: Yatırım imkanlarının araştırılması, projelendirilmesi, yatırımcılara teknik ve mali desteğin sağlanması ve menkul kıymet borsalarının gelişimini sağlamak için kurulan finansal aracılar. Kalkınma bankası: Gelişmekte olan ülkelerdeki yatırım sermayesi açığını giderip, teknik yardımlar yapıp, girişimcilerin sanayi üretimine yönelmesini destekleyen, sanayileşmeyi ve ekonomik kalkınma sürecini hızlandırmayı amaç edinen finansal aracı.

18 Eylül 2015 Cuma

Havaalanı zirvesi 13 Ekim’de

HABER: FEDAİ YILDIRIM Havacılık alanındaki uluslararası yatırımcılar, ekim ayında İstanbul’da buluşacak. Türkiye Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) himayesinde düzenlenen PPP Havaalanı Yatırım Zirvesi (The PPP Airport Investment Summit), 13-15 Ekim tarihleri arasında sektör temsilcilerini bir araya getirecek. Zirvede, havaalanı yatırımlarında başarı sağlanması için yol haritası belirlenecek. Bu yol haritası hükümetlerin havacılık ile ilgili yatırım kararlarında da etkili olacak. İSTANBUL MERKEZ ÜSSÜ Konu hakkında bilgi aldığımız Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü yetkilileri, günümüzde yolcu ve kargo taşımacılığının önemli bir bölümünün Türkiye üzerinde yapıldığına dikkat çekiyor. Türkiye’nin Avrupa, Ortadoğu, Afrika ve Asya’nın tam merkezinde olmasının bu özelliğini daha öne çıkardığını belirten yetkililer, İstanbul’un ise bu alanda bir merkez üssü olduğunu vurguluyor. KATKISI BÜYÜK OLACAK Türkiye’de düzenlenen zirvenin, havalimanlarını özel sektör imkânlarını da kullanarak geliştirmeye yönelik önemli katkısı olacağını belirten yetkililer, ayrıca zirvede, kamu ve özel sektör işbirliği ile yapılan havalimanı yatırımlarına yönelik fırsatlarla, bu alandaki stratejilere ilişkin bilgi ve teknoloji paylaşımının sağlanacağı bilgisini verdiler. TRANSFER MERKEZİ DHMİ yetkilileri, kamu ve özel sektör ortak yatırımlarının artmasının, havacılık sektörünün geleceğini nasıl etkileyeceği yönündeki görüşlerini ise şöyle dile getiriyor:“Rakamlara bakıldığında, sektör yatırımlarının büyümesi üzerinde kamu ve özel sektör yatırımlarının payı ortaya çıkıyor. Bu kapsamda DHMİ Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilmiş 18 adet proje, altyapıyı sürekli yenileme duyarlılığının da bir göstergesi. Toplamda 2.2 milyar dolar tutarında yatırım yalnızca kamu ve özel sektör olanaklarıyla gerçekleştirildi. Yine bu anlayışla devreye soktuğumuz İstanbul Yeni Havalimanı Projesi, tamamlandığında dünyanın en büyük havalimanları arasında yer alacak. Yeni havalimanı, Türkiye’nin iç ve dış hatlarda havacılıktaki büyümesine ve gelişmesine katkı sağlayacak. Böylece İstanbul, Batı Avrupa ile Uzakdoğu arasında da önemli bir transfer merkezi haline gelecek. Bu şekilde ülkemizin uluslararası havacılığın odak noktası haline gelmesi bekleniyor. Bu havalimanı Batı’dan Doğu’ya, Doğu’dan Batı’ya ve Afrika’dan Avrupa’ya hava trafiğinin de uğrak noktası olacak. Toplam yatırım tutarının ise 16 milyar dolara yükselmesi bekleniyor.” Havacılığın çok dinamik bir sektör olduğunun altını çizen yetkililer, buna özel sektörün dinamizminin de eklenmesiyle birlikte daha hızlı büyüme ivmesinin yakalanabileceğini belirtiyor. YILDA YÜZDE 9.2 BÜYÜDÜ Devlet Hava Meydanları İşletmesi rakamlarına göre Türkiye’de 10 yılda hava ulaşımı içinde toplam uçak trafiği, yıllık ortalama yüzde 9.2 arttı. Bu büyüme yolcu trafiğinde yüzde 12.8, yük trafiğinde ise yüzde 9.3 olarak gerçekleşti. Üstgeçişler ile birlikte geçen yıl hizmet verilen uçak trafiği 1.7 milyona çıktı. Bu rakamın yıl sonunda 1.8 milyon olması bekleniyor. Böylelikle Türkiye, Avrupa hava ulaşım ağlarına günlük trafik ekleme kapasitesi en yüksek ülkelerden biri olacak. Şu an Türkiye, Avrupa hava sahasına iç hat ve Ortadoğu uçuşları ağırlıklı olmak üzere günde eklediği 370 trafik ile birinci durumda. 2018’e kadar hava trafiğinde yılda ortalama yüzde 7 oranı ile en hızlı büyüyecek ülkenin Türkiye olması bekleniyor.

09 Eylül 2015 Çarşamba