Cuma7 Ağustos 202611:40İSTPİYASAAÇIK
NURULLAH GÜR
NURULLAH GÜR

Sanayinin ahvali

00:00 / 00:00

Ekonomiler büyüdükçe tarım ve sanayi sektörlerinin milli gelir içindeki payı azalır.

Hizmetler sektörüne yönelik ihtiyaç ve talep artar. Bu gelişim süreci, tarım ve sanayi sektörlerinin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Bilakis, her iki sektör de oldukça stratejiktir. 

Özellikle sanayi sektörü; verimlilik artışı, inovasyon ve ihracata dayalı büyüme performansı için son derece kıymetlidir. Sanayi sektörü, sadece ekonomik anlamda değil, ulusal güvenlik ve arz güvenliği için de hayatidir. Bunun en bariz örneği, koronavirüs salgını ve son savaşlar döneminde oluşan tedarik zinciri aksamalarında yaşandı. Küresel imalat sanayi üretiminin Doğu Asya’da (üçte birinin Çin’de) yoğunlaşmasının oldukça riskli olduğunu tüm dünya yaşayarak deneyimledi.

Dünya genelinde uzun süre iktisatçılar ve politika yapıcılar tarafından ihmal edilen sanayi sektörü, bu deneyimler sonrasında yeniden önem kazanmaya başladı. Öyle ki, önceleri sanayiyi ikinci sınıf bir ekonomik aktivite olarak gören IMF bile sektörün stratejik önemine ilişkin raporlar yayımlar oldu.

Sanayi sektörü, Türkiye gibi ekonomik kalkınma merdiveninin üst basamaklarına çıkmayı hedefleyen ülkeler için çok daha kritik. Sanayi sektöründe yabana atılmayacak düzeyde tecrübe, sermaye, yetişmiş iş gücü ve ürün çeşitliliğine sahibiz.

Fakat son dönemde sektör zorlu bir süreçten geçiyor. İmalat sanayinde iktisadi aktivite 28 aydır daralma bölgesinde. Son iki yılda sanayide 300 bin kişilik istihdam kaybı yaşandı. Orta-yüksek ve yüksek teknolojili sanayi üretiminde kayda değer bir ivmelenme yaşansa da teknoloji seviyesi düşük, emeğe dayalı sektörlerde üretim reel bazda yavaşlıyor.

Sanayinin GSYH’den aldığı pay, 2022’den bu yana sekiz puan geriledi. Önceki yazılarımda da vurguladığım üzere, ‘erken sanayisizleşme’ sorunuyla karşı karşıyayız. 

Sanayi sektörünü zorlayan meselelerin başında finansmana erişim geliyor. İç ve dış talep koşullarında da sıkışıklıklar yaşanıyor. Birçok sanayici, daha önce bu kadar zorlanmadıklarına yönelik anekdotlar aktarıyor.

Daha önce de dezenflasyon süreçleri veya krizler yaşanmıştı. Bu seferi farklı kılan birkaç husus mevcut. Öncelikle, bu dezenflasyon süreci tahmin edilenden uzun sürdü. Enflasyonla mücadele kapsamında üç yıldır para politikası sıkı tutuluyor. Yola çıkarken politika faizinin bu denli uzun süre yüksek tutulacağı öngörülmüyordu. Fakat gerek siyasi ve jeopolitik şoklar gerekse yapısal politikaların gecikmesi nedeniyle enflasyon hedeflenen hızda aşağıya çekilemedi.

Haliyle, faizleri uzun süre yüksek tutmak durumunda kalındı. 2000-2001 krizinden sonraki dezenflasyon programında da faizler artırılmıştı. Ancak Kasım 2002 seçimleri sonrasında yakalanan siyasi istikrar, dışarıdan para girişleri ve yapısal politikaların etkisiyle ekonomi, dipten hızla çıkan ‘V tipi’ bir toparlanma yaşamıştı. Mevcut dezenflasyon programının uzun sürmesi, haliyle reel sektörü yoruyor.

Bir başka farklılık, reel sektörün finansal yapısıyla ilintili. Son 20 yılda şirketler krediye aşırı bağımlı hale geldi. Kredi muslukları bir anda sıkılınca yüksek hacimli çalışmaya alışan sanayi şirketleri, işleri döndürmekte zorlanmaya başladı.

Son olarak, küresel koşulların farklılaştığına da vurgu yapmak gerekiyor. Jeopolitik riskler ve gümrük tarifeleri uzun zamandır alışık olunmayan düzeyde belirsizliğe neden oluyor. Bunun yanı sıra, otonom robotlar ve yapay zeka gibi akıllı otomasyon teknolojileri küresel rekabetin dinamiklerini değiştiriyor. Bu değişimler de sanayi sektörünü derinden etkiliyor.

Bu yazıda sanayi sektörünün ahvalini ele aldık. Nasip olursa sonraki yazılarda sanayiyi canlandırmak ve güçlendirmek için neler yapılabileceğini ele alalım. 

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI

Tüm Yazıları >