Cuma11 Eylül 202611:57İSTPİYASAAÇIK
HÜSEYİN ÖZTÜRK
HÜSEYİN ÖZTÜRK

Suriye, tarih ve ekonomi

00:00 / 00:00

“Rızkını ara ve nerede bulursan, oraya sımsıkı sarıl ve orayı koru. Nasibine ihanet etme, seni oralara götüren nasibindir çünkü.” Suriye atasözü.

Bizim geleneğimizde de benzeri sözler vardır: “Kimi insanların rızkı ayağına gelir, kimileri de rızkının ayağına gider. Rızkın bereketi; çoğaltmak, çoğalttıktan sonra da paylaşmakta gizlidir” denilir.

Yabancıların ‘Mezopotamya’ dediği bölge, bizim dilimizde de ‘Fırat ve Dicle’ kastedilerek, ‘iki nehrin arası’ olarak isimlendirilir ve ilk insanın ayak bastığı, ilk hayatın başladığı coğrafyanın kadim ülkelerinden biri Suriye’dir.

Bizim Suriye ile olan bağlarımız Yavuz Sultan Selim’in, Mercidabık Savaşı (24 Ağustos 1516) zaferinden sonra başlar ve o günden bugüne; tarihi, kültürel, siyasi, sosyal ve ekonomik ilişkilerimiz, zaman zaman kesintiye uğrasa da kaldığı yerden devam eder.
Günümüze geldiğimizde ise başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere hükümetimiz tüm kurum ve kuruluşlarıyla Suriye ile her bakımdan ilişkilerini ve iletişimlerini sürdürüyor; sadece komşu değil, akraba bir toplum olmanın gereklerini yerine getiriyor.

Meseleye ekonomi boyutuyla baktığımızda da yine başta İstanbul Ticaret Odası ile bölgeye yakın illerimizdeki ticaret ve sanayi odalarına bağlı iş insanlarımız, Suriye’de iş ortaklıkları ve iş sahaları üzerine çalışmalarını sürdürüyor.

Suriye’nin hemen her şehrinde önemli yatırım ve iş imkânları bulunuyor. Şam, Humus, Hama, Lazkiye, İdlip ve diğer şehirlerin yanı sıra daha çok Halep’te, komşu ve akraba toplumu olunması hasebiyle ekonomik kalkınma hamlesinin başlatılması bekleniyor.

Tarımdan sanayiye, hayvancılıktan teknolojiye, hizmet sektöründen turizme ve mobilyadan tekstile kadar insanoğlunun ihtiyaç duyduğu tüm alanlar için Suriye, mümbit bir ülke. İş alanı çok, çalışacak insan çok. Yeter ki, yatırım hususunda harekete geçilebilsin. Rızık arama eylemi başlayabilsin.

Suriye için ‘medeniyetlerin ve kavimlerin ülkesi’ denilir ama son medeniyetin mührünü Osmanlı vurdu ve bu mühür, halen ülkeyi tarihi yapılarıyla temsil etmekle birlikte, kültürel kodlarıyla da yaşıyor. Bugünkü birliğimiz, bu mayanın köklü şekilde karılmasıyla mümkün oluyor.

Dünyanın çeşitli ülkelerinden Suriye’ye yatırım için gelip giden iş insanları ve kurumlar, kuruluşlar varmış ama bizim farkımız; fiziki sınırlar ötesinde iki toplumun tarihi, kültürel, inanç, örf, adet ve gelenekleriyle birbirlerine bağlılıkları yüzündendir.  

Bu yıl itibariyle tam 510 yıldır kopmayan bir ilişkimiz mevcut. Tarih içerisinde çeşitli sıkıntılar olsa da iki toplum arasındaki bağlar kopmadı. 13 yıl önce başlayan iç savaşta Türkiye olarak mazlumlara kapılarımızı açtık ve geçmişin hatırını âli saydık.

Bu bakımdan ekonomik, kültürel ve tarihi olarak birbirimizden ayrılmamız mümkün değil. Bunun en bariz örneğini yaşadık ve halen de yaşıyoruz. Suriye, hem devlet hem sivil halk nezdinde, Türkiye’yi bağrına basmaya hazır bekliyor.

Şam’ın kuzeyinde, ülkemizin güneyinde yer alan Halep, ‘iki nehir arasında’ (Mezopotamya) Akdeniz’den İran’a giden ana yol ve kervan yollarının kavşağında bir şehirdir. Şam’dan sonra ülkenin en büyük ekonomisine sahiptir.

Osmanlı döneminde; 16, 17 ve 18. yüzyıllarda Halep; sadece bölgenin değil, bütün Avrupa’da en parlak dönemini yaşadı. İskenderun ve Trablus Limanları vasıtasıyla İran, Irak, Anadolu ve Suriye (Halep) önemli bir ithalat ve ihracat merkezi oldu.
Velhasıl Suriye halkı ve iş insanları; küçük, orta ve büyük ölçekte bütün müteşebbislerimizi davet ediyor ve “Sıra bizde, kardeşlik hukukumuzu pekiştirelim” diyerek, selam yolluyorlar.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI

Tüm Yazıları >