istanbul-ticaret-gazetesi
istanbul-ticaret-gazetesi
Giriş: 23.01.2026 - 10:01
Güncelleme: 23.01.2026 - 10:08
ADNAN VEYSEL ERTEMEL

ADNAN VEYSEL ERTEMEL

Yapay zeka tartışmalarında sıkça aynı sahneye tanık oluyoruz. Sistem beklenmedik bir çıktı üretiyor, bağlamı kaçırıyor ya da açık bir hataya düşüyor.


Tepki gecikmiyor: “Hâlâ güvenilir değil”, “Beklediğimiz gibi düşünemiyor”, “İnsan gibi muhakeme edemiyor.” Oysa çoğu zaman bu eleştiriler, asıl meseleyi ıskalıyor. Sorun yapay zekanın ne kadar zeki olduğu değil, bizim neyi yeterli bulduğumuz.


Bugün yaşadığımız şey bir teknoloji krizi değil, bir muhakeme eşiği düşüşü. Yapay zekadan önce de insanlar eksik bilgiyle karar alıyor, hatalar yapıyordu. Fark şu: Artık bu hatalar daha hızlı, daha pürüzsüz ve daha az sorgulanır biçimde üretiliyor. Üstelik ‘model söyledi’ cümlesi, bireysel sorumluluğu askıya alan son derece konforlu bir gerekçeye dönüşmüş durumda.


Yapay zeka sistemleri bilgi üretiminde güçlü. Özet çıkarıyor, sınıflandırıyor, seçenekler sunuyor, alternatifler listeliyor. Ancak muhakeme, bunların hiçbiri değil. Muhakeme; bilgiyi bağlama yerleştirme, sonuçlarını tartma, riskleri üstlenme ve kararın bedelini sahiplenme kapasitesidir. Bugün sorun, bu kapasitenin giderek daha az kullanılıyor olması. Çünkü hazır çıktılar, zihni düşünme zahmetinden kurtarıyor.


Bu durumu en net kurumsal yapılarda gözlemliyoruz. Eskiden bir rapor hazırlandığında, raporu yazan kişinin o içeriğin arkasında durması beklenirdi. Rapor, bir düşünce sürecinin çıktısıydı. Bugün ise ‘ilk taslak’ birkaç saniyede üretiliyor, hızla gözden geçiriliyor ve karar alınmış oluyor. Kimse açıkça “Bu kararı ben verdim” demiyor. Karar, sanki sistemden kendiliğinden çıkmış gibi kabul ediliyor. Muhakeme tam da bu noktada görünmez hale geliyor.


Buradaki risk, yapay zekanın hata yapması değil. Asıl risk, insanın hatayı tolere etmeyi öğrenmesi. “Zaten yüzde yüz doğru olması gerekmiyordu”, “İlk versiyondu”, “Sonra bakarız” gibi cümleler yeni normal haline geliyor. Standartlar düşürülerek sistem başarılı ilan ediliyor. Bu yaklaşım kısa vadede işleri hızlandırıyor olabilir. Ancak uzun vadede iki ciddi sonuç üretiyor: Standart erozyonu ve karar kasının körelmesi.


Muhakeme, kullanılmadıkça zayıflayan bir kas gibidir. Sürekli dış kaynak kullanan zihin, zamanla kendi karar üretme kapasitesini devre dışı bırakır. Yapay zeka burada sebep değil, katalizördür. Asıl soru şudur: İnsan, kendi muhakemesini ne ölçüde devretmeye razı?


Bu yüzden yapay zeka tartışmasını bir ‘zeka yarışı’ gibi okumak yanıltıcıdır. Asıl yarış hızda değil, eşiklerin kim tarafından korunacağı noktasında yaşanıyor. Bilginin bu kadar ucuzladığı bir dünyada asıl kıt kaynak, doğru karar verebilme yetisidir. Yani muhakeme. Bilgi bolluğu, otomatik olarak iyi karar üretmez. Aksine, muhakeme zayıfladığında bilgi yükü karar kalitesini daha da düşürür.


Sağlıklı yaklaşım, yapay zekayı karar verici değil, karar hazırlayıcı olarak konumlandırmaktan geçiyor. Sistem seçenek üretir, hız kazandırır, kör noktaları işaret edebilir. Ancak son değerlendirme, bağlamlandırma ve sorumluluk insanda kalmak zorundadır. Bu sınır net çizilmediğinde, teknoloji ilerliyor sanırken insan geriye gider.


Belki de bugün sormamız gereken soru şu: Yapay zeka yeterince zeki mi değil, biz hâlâ yeterince muhakeme ediyor muyuz? Çünkü düşen sadece beklentiler değil, karar kalitesidir. Ve muhakeme eşiği düştüğünde bunun bedeli hemen ortaya çıkmaz. Ama mutlaka gecikmeli olarak tahsil edilir.