Davos 2026, dünyanın geleceğine dair işaretleri okumak isteyenler için kritik bir zirveydi. Salonlarda, panellerde, özel toplantılarda en çok konuşulan başlık malum, yapay zekaydı. Ancak bu yıl farklı olan şey, yapay zekanın ne kadar konuşulduğu değil; insanın ne kadar az konuştuğuydu.
Zirve boyunca hız, verimlilik, ölçeklenebilirlik, optimizasyon gibi kavramlar sürekli tekrarlandı. Ve her biri, aynı yere bağlandı: Daha iyi düşünen, daha hızlı karar veren, daha az hata yapan makinalar.
Yani yapay zeka artık yalnızca bir teknoloji başlığı değil, küresel bir çözüm diliydi sanki. Ama bu yoğun anlatının içinde dikkat çeken bir boşluk vardı. İnsana dair olan boşluk, insanın sessizliği...
Davos 2026’da yapay zeka o kadar merkezdeydi ki, sanki salonda görünmez bir koltuk daha vardı. CEO’ların, bakanların, bilim insanlarının, girişimcilerin yanında… Adı konmamış ama herkesin referans verdiği bir aktör: Algoritma.
Bir şey bu kadar çok konuşuluyorsa, artık sadece bir araç değildir. Bir otoriteye dönüşür.
Bir standarda, hatta zamanla bir hegemonya biçimine…
Bu yüzden Davos 2026 bana, sıradan bir teknoloji zirvesinden çok, insanlık tarihindeki en sert endüstri devrimlerinden birinin sessizce kabul edildiği bir eşik gibi geldi.
VE BÜYÜK SORU: KİM DÜŞÜNECEK?
Bu kez mesele teknoloji değildi. Hız da değildi. Asıl mesele şuydu: Kim düşünecek? Kim karar verecek? Kim yönetecek?
Bugüne kadar yaşadığımız endüstri devrimleri, insanın ne yaptığıyla ilgilendi. Buhar gücü kası dönüştürdü, elektrik üretimi, dijitalleşme hızı… Hepsi insan emeğinin şeklini değiştirdi. Ama bu kez durum farklı.
Bu kez doğrudan düşünme biçimi dönüşüyor. Makinalar sadece işi değil, akıl yürütme süreçlerini de devralmaya aday.
KARAR MASASINDA İNSAN MI VAR, ALGORİTMA MI?
Davos’ta sıkça tekrarlanan bir cümle vardı: “AI artık karar destek sistemi değil, karar ortağı.”
Bu cümle çok alkışlandı. Ama Sorgulanmadı. Oysa şunu biliyoruz: Karar ortağı olan, zamanla karar verici olur.
Tam da bu noktada insanın sessizliği daha da dikkat çekici hale geliyor. Çünkü makinaların düşünmesini, öğrenmesini ve karar vermesini yüceltirken; insanın bu yeni dünyada nasıl anlamlı kalacağına dair neredeyse hiçbir zihinsel ve eğitsel tartışma yapılmadı, yapılmıyor...
İnsan düşüncesi bu kadar yavaş evrilirken, makinaların bu hızla ilerlemesinin yaratacağı sonuçlar gerçekten masaya yatırıldı mı?
Davos 2026’da şu sorular çok az soruldu:
* Yapay zeka yanılırsa kim itiraz edecek?
* Sistem doğru ama bir anlamı yoksa ne olacak?
* Etik, bağlam ve sezgi bu denklemin neresinde duracak?
* “Veri öyle diyor” cümlesine kim karşı çıkacak?
Sessizlik tam da burada başlıyor. Sorun yapay zekanın güçlenmesi değil. Asıl sorun, insan zekasının geri çekilmesi.
İnsan düşüncesi sahneden yavaş yavaş çekilirken, algoritmalar boşluğu dolduruyor. Üstelik bu geçiş bir krizle değil, konforla gerçekleşiyor. Daha hızlı, daha ucuz, daha az hata… Kim itiraz etmek ister ki?
Ama inovasyon yalnızca doğru cevabı bulmak değildir. İnovasyon, doğru soruyu sorma cesaretidir. Ve sorular hâlâ insana aittir.
Ben ‘aykırı zeka’yı tam da bu nedenle kurdum. Yeni fikir üretmek için değil; insanların ve kurumların düşünmeyi devretmeden önce durup yeniden düşünmesini sağlamak için. Çünkü bu çağda en kritik yetkinlik; daha çok bilen olmak ya da daha hızlı hesaplamak değil.
Asıl kritik olan, düşünme biçimini koruyabilmek.
Gelecek; sadece teknolojiyi kullananların değil, teknolojiyle birlikte düşünebilenlerin olacak. Ve belki de bundan sonraki Davos zirvelerinde asıl soru şu olacak: Yapay zeka masada mıydı değil; insan neden sustu ve nasıl yeniden konuşacak?