Cuma16 Ekim 202610:30İSTPİYASAAÇIK
NURULLAH GÜR
NURULLAH GÜR

Üçüncü çeyrekte ekonominin performansı

00:00 / 00:00

Türkiye ekonomisi, genel itibariyle büyüme performansı açısından oldukça dirençli bir yapıya sahiptir. Türkiye en zorlu koşullarda dahi belirli bir büyüme temposunu korumayı başarmıştır.

Hatta küresel şokların etkilerini en hızlı aşan ekonomiler arasında yer almıştır.

Bu özelliğinin altında üç temel unsur yatıyor. Birincisi, hanehalkının emsal ülkelere kıyasla düşük borçluluk seviyesine sahip olmasıdır. Finansal koşulların en fazla sıkılaştığı dönemlerde bile haneler tüketimlerini bir anda azaltmaz. İkincisi, kamunun düşük borçluluk seviyesidir.

Bu sayede kamu, zorlu iç ve dış şoklar karşısında ekonomiyi destekleyecek mali alanı sunmaktan geri durmaz. Üçüncüsü ise reel sektörün dinamik yapısıdır. Türk reel sektörü, belirsizliklere ve zorlu koşullara hızla uyum sağlayarak kendisine yeni fırsat alanları bulur.

Hakkını yememek gerek: Bu destekleyici unsurlar, 3.5 yıldır süren sıkı para politikasına ve küresel şoklara rağmen Türkiye ekonomisinin hâlâ pozitif büyümesine katkı sağlıyor. Ancak artık eskisi kadar etkili olamadıklarını da kabul etmek lazım. Türkiye ekonomisi büyümede bir tıkanma yaşıyor: Yılın ilk yarısında yüzde 2.5 büyüdü ve yaklaşık üç yıldır potansiyelinin altında seyreden bir büyüme performansı söz konusu. 

Sıkı para politikası, reel sektörün krediye erişimini zorlaştırdı. Tam da kredi koşullarının kademeli olarak normalleşmesi beklenirken savaş patlak verdi. Savaşın uzaması, yılın üçüncü çeyreğinde iktisadi faaliyeti daha da olumsuz etkiledi. Sanayi üretimi dört aydır daralıyor. Hizmet üretim endeksi artıda kalmayı sürdürse de eğilimi giderek yataylaşıyor. Kısacası, hizmetler tarafında da eski canlılık kalmadı.

İnşaat sektörü, 2023-2025 yılları arasında deprem konutlarından kaynaklı artan taleple hareketlenmişti. Projelerde sona yaklaşılması ve teslimatların artmasıyla birlikte inşaat üretim endeksinde bir yavaşlama yaşanıyor.

Reel sektörde öne çıkan tek olumlu gösterge ise ihracat. İhracat, eylülde 25.9 milyar dolarla tüm zamanların en yüksek eylül değerine ulaştı. Böylece yılın ilk dokuz ayında ihracat ve ithalattaki yıllık artış oranları neredeyse başa baş hâle geldi. TL’deki reel değerlenmeye ve küresel belirsizliklere rağmen ihracatın bu performansı gerçekten takdire şayan. Ancak, bu performansı sürdürebilmek mevcut koşullarda kolay değil. 

Talep tarafına baktığımızda ise öncü göstergeler burada da zayıflamaya işaret ediyor. Perakende satış hacmi ve kredi kartı harcamaları reel bazda yavaşlıyor.

Tüm bu veriler dikkate alındığında, yılın üçüncü çeyreğinde büyümenin tarihsel ortalamanın altında kalacağını söyleyebiliriz. Ekonomide çarkların yeniden hızlanması için dışarıda savaşın sona ermesi, içeride ise finansmana erişim koşullarının iyileşmesi elzem. Finansman koşullarıyla ilintili olarak hem kredi büyüme sınırlarının gevşetilmesi hem de finansman maliyetlerinin düşmesi gerekiyor. İlki için adımlar atılmaya başlandı; ikincisi için ise gözler Merkez Bankası’nda. Piyasa, Merkez Bankası’nın yılın kalan iki toplantısında toplam 200-250 baz puanlık faiz indirimine gitmesini bekliyor.

Bu faiz indirimlerinin hayata geçmesi, reel sektörü bir anda rahatlatmaya yetmeyecektir. Ancak yılın son çeyreğinde işlerin bir miktar toparlanması ve 2027’ye daha olumlu beklentilerle girilebilmesi için reel sektörün bu adımlara ihtiyaç duyduğu da bir gerçek.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI

Tüm Yazıları >