Bir zamanlar iyi yönetici, geleceği doğru öngören kişiydi. Ekonominin yönünü tahmin eder, bütçesini buna göre yapar, beş yıllık planını hazırlar ve organizasyonunu o hedefe doğru götürürdü.
Bugün ise yöneticilerin önündeki soru değişti: Geleceği ne kadar doğru tahmin edebiliriz değil, tahminimiz yanlış çıktığında ne kadar hızlı hareket edebiliriz?
Çünkü belirsizlik artık iş dünyasının geçici bir dönemi değil, yeni çalışma ortamı.Jeopolitik gerilimlerden ticaret savaşlarına, enerji fiyatlarından faiz ve kur hareketlerine, yapay zekâdan değişen tüketici davranışlarına kadar şirketlerin kontrol alanının dışında kalan değişkenlerin sayısı giderek artıyor. Üstelik bunlardan herhangi biri, birkaç ay önce son derece doğru görünen bir yatırım kararını veya iş planını kısa sürede tartışmalı hale getirebiliyor.
Böyle bir dünyada şirketlerin en büyük yanılgılarından biri belirsizliğin geçmesini beklemek olabilir. Çünkü geçmeyebilir veya beklenenden uzun sürebilir.
PLAN YAPMAK MI, SEÇENEK YARATMAK MI?
Elbette şirketler plan yapmaya devam edecek. Bütçeler, yatırım programları, büyüme hedefleri olacak. Ancak artık tek bir geleceğe göre hazırlanmış kusursuz planlardan çok, farklı geleceklere uyum sağlayabilecek organizasyonlara ihtiyaç var.
Şirketlerin sadece “Planımız nedir?” sorusunu değil, “Planımızın dayandığı varsayımlar değişirse ne yapacağız?” sorusunu da sorması gerekiyor.
Örneğin:
• Enerji fiyatı beklediğimizden çok farklı gerçekleşirse ne yapacağız?
• Finansmana erişim zorlaşırsa hangi yatırımları öne alacağız?
• Yeni bir teknoloji sektörümüzdeki maliyet yapısını değiştirirse ne kadar hızlı adapte olabiliriz?
• Ana ihracat pazarımızdaki koşullar değişirse alternatifimiz hazır mı?
Bu sorular kötümserlik değil. Tam tersine, kurumsal dayanıklılığın başlangıç noktasıdır.
HIZ, BÜYÜKLÜK KADAR ÖNEMLİ
Uzun yıllar boyunca şirketler için ölçek önemli bir rekabet avantajıydı. Büyük bilanço, geniş dağıtım ağı, yüksek üretim kapasitesi şirketlere önemli bir koruma sağlıyordu. Bunlar elbette yine önemli. Ancak günümüz ekonomisinde bunların yanına karar alma hızı da rekabet avantajı için önemli. Burada kastettiğim acele etmek değil. Doğru bilgiye hızla ulaşabilen, organizasyon içinde bu bilgiyi paylaşabilen ve gerektiğinde kararını değiştirebilen çevik yapı önem kazanıyor.
Çünkü belirsizlik dönemlerinde en pahalı olan karar verememektir.
Organizasyonlar büyüdükçe karar süreçleri de doğal olarak uzayabiliyor. Daha fazla toplantı, daha fazla rapor, daha fazla onay mekanizması ortaya çıkıyor. Bu süreçleri gerektiği kadar ve çabuk işleterek hızlı karara dönüştürenler bir adım öne geçebiliyor.
Liderliğin tanımı değişiyor
Belirsizlik, liderlerden beklediğimiz özellikleri de değiştiriyor.
Geçmişte güçlü liderlik çoğu zaman ne yapılması gerektiğini bilmek ve organizasyona yön göstermekle özdeşleştiriliyordu. Bugün ise bilgi elbette gerekli ancak yeterli değil. Bunun yanında karar süreçlerinin hızlandırılması da bir o kadar önemli.
Karar süreçlerinde belirsizliklerin göz önünde bulundurulması alternatifler üretmeyi de gerekli kılar. Bunun için de kurumların yalnızca finansal sermayeye değil, bir tür “hareket alanı sermayesine” sahip olması gerekiyor.
Güçlü bilanço, yetkin insan kaynağı, alternatif tedarikçiler, farklı pazarlara erişim, teknolojik kabiliyet ve hızlı karar mekanizmaları…
Bunların tamamı şirkete gerektiğinde yön değiştirebilme imkânı sağlıyor.
HAZIRLIKLI OLMAK
Belki de önümüzdeki yıllarda şirketleri birbirinden ayıracak temel özellik, geleceği kimin daha doğru tahmin ettiği olmayacak. Çünkü dünyanın nereye gideceğini hiç kimse kesin olarak bilmiyor. Bazen öngörülmeyen savaşlar beklenmeyen veya beklenenden uzun süren gelişmeler çok şeyi değiştirebiliyor.
Bunun için fark yaratacak olan; ihtimallere kimin daha hazırlıklı olduğudur. Bu nedenle yönetim kurullarında ve icra toplantılarında daha çok gözden uzak tutulmaması gereken “yanılma ihtimaline de hazırlanıyor muyuz?” sorusudur.
DEĞİŞEN KOŞULLARLA YAŞAMAYI ÖĞRENMEK
Şirketler için önemli olan, belirsizliğe rağmen yatırım yapmaya, karar almaya ve gerektiğinde hızla yön değiştirmeye hazır olmaktır. Yeni dönemde beklentilerinden farklı çıkan durumlara hazırlıklı olanlar avantaj sağlayacaktır.
Bir atasözü ile bitirelim: “Tüm yumurtaları aynı sepete koymamak” artık çok daha önemli.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları İstanbul Ticaret Gazetesi'ne aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.