Cuma9 Ekim 202612:20İSTPİYASAAÇIK
OSMAN ARIOĞLU
OSMAN ARIOĞLU

Enflasyondan iyi haber

00:00 / 00:00

TÜİK tarafından açıklanan eylül ayı enflasyonu aylık bazda yüzde 1.84 arttı. Bu oran, piyasa beklentilerinin önemli ölçüde altında kaldı. İstanbul Ticaret Odası tarafından açıklanan eylül ayı enflasyonu ise önceki ayın aksine TÜİK'in açıkladığı rakamın üzerinde, ancak piyasa beklentisine daha yakın bir seviyede gerçekleşerek yüzde 2.11 oldu.

Esasen İstanbul enflasyonunun genel enflasyonun bir miktar üzerinde seyretmesi, Türkiye'nin alışılmış ekonomik yapısıyla uyumlu bir durumdur. Fiyatların ve fiyat artışlarının İstanbul'da Türkiye'nin geri kalanına göre bir miktar daha yüksek seyretmesi normaldir. Bu nedenle eylül ayında İstanbul enflasyonunun TÜİK tarafından açıklanan genel enflasyonun üzerinde gerçekleşmesi tek başına olumsuz bir gelişme olarak değerlendirilmemeli.

Enflasyona en yüksek katkıyı yapan ve yıllık enflasyonun üzerinde artış gösteren kalemlerin başında eğitim geliyor. Eğitimde yıllık artış yüzde 48.62 olarak gerçekleşti. Eğitimi yüzde 43.26 ile sağlık, yüzde 39.99 ile konut, yüzde 35.10 ile ulaştırma ve yüzde 31.60 ile tütün ve alkollü içecekler izledi.

Aylık bazda bakıldığında ise beklendiği gibi yüzde 14.19'luk artışla eğitim ilk sırada yer aldı. Eğitimi yüzde 3.98 ile giyim ve ayakkabı izledi. Giyim ve ayakkabıdaki yıllık artışın genel enflasyonun altında kalmış olması dikkate alındığında, okulların açılmasıyla birlikte eylül ayında bu kalemde görülen yüksek aylık artışın şimdilik endişe verici bir gelişme olarak değerlendirilmesi gerekmiyor.

ÇEKİRDEK ENFLASYON YAKINDAN İZLENMELİ
Eylül enflasyonunda üzerinde özellikle durulması gereken konulardan biri çekirdek enflasyondaki aylık yüzde 2.1'lik artış. Çekirdek enflasyon, enerji, gıda gibi fiyatları daha oynak olan bazı kalemlerin etkisini dışarıda bırakarak fiyat artışlarının daha kalıcı eğilimi hakkında fikir verdiği için gelecekteki enflasyon açısından önemli bir gösterge.

Bu nedenle aylık yüzde 2.1'lik artışın üzerinde durulması gerekiyor. Ancak tek bir aylık gerçekleşmeden hareketle enflasyonla mücadelede yeniden bir bozulma başladığı sonucuna ulaşmak da doğru olmaz. Çekirdek enflasyondaki yıllık görünüm henüz böyle bir tabloyu desteklemiyor. Önümüzdeki birkaç ayda bu göstergenin nasıl seyredeceği, enflasyonun düşüş eğiliminin kalıcı olup olmadığı konusunda daha sağlıklı bir fikir verecektir.

FAİZ İNDİRİMİ İÇİN ALAN VAR MI?
Enflasyondaki bu gerçekleşmenin ardından şimdi en fazla tartışılacak konu, Merkez Bankası'nın eylül ayı sonunda yapacağı toplantıda faiz indirip indirmeyeceği olacaktır. Yıl sonu enflasyonunun yüzde 28-29 civarında gerçekleşebileceği varsayımı üzerinden bakıldığında, Merkez Bankası'nın yıl sonuna kadar politika faizinde indirim yapabileceği bir alan bulunduğu söylenebilir. Ancak son dönemde fon krizi sonucu borsayı olumsuz etkileyen gelişmeler ve finansal piyasalardaki oynaklık da dikkate alındığında, Merkez Bankası'nın bu toplantıyı pas geçerek yılın kalan toplantılarında daha ölçülü indirimlere yönelmesi daha güçlü bir ihtimaldir. Dolayısıyla eylül enflasyonundaki olumlu sürprizi, faiz indirimlerinin otomatik olarak hızlanacağı şeklinde okumamak gerekir.

2027'DE DAHA YUMUŞAK BİR SEYİR
Enflasyon hedeflerinin son dönemde birkaç kez revize edildiği dikkate alındığında, bundan sonraki süreçte yalnızca yıl sonu rakamına değil, 2027'de enflasyonun hangi hızla düşeceğine de bakmak gerekiyor.

2027'de enflasyonla mücadele sürecinin bugüne göre biraz daha yumuşak ilerlemesi ihtimali göz ardı edilmemeli. Ekonomik büyümenin desteklenmek istenmesi, enflasyonla mücadele ile büyüme arasındaki dengeyi daha önemli hale getirecektir. Talep artışına dayalı bir büyüme ile yatırım, verimlilik ve üretim kapasitesindeki artıştan kaynaklanan bir büyümenin enflasyon üzerindeki etkisi aynı olmayacaktır. Bu nedenle 2027'de büyümenin ne kadar olduğu kadar nasıl gerçekleştiği de önem taşıyacaktır.

BÜYÜME İLE ENFLASYON ARASINDA HASSAS DENGE
2026 yılında yüzde 3 civarında, hatta bunun biraz altında bir büyüme gerçekleşmesi çok şaşırtıcı olmayacaktır. 2027'de ise büyümede bir miktar toparlanma hedeflenmesinin bugüne kadar elde edilen kazanımlar açısından yeni riskler yaratmaması için yatırımı, üretimi, ihracatı ve verimliliği artıran bir büyüme modeli hedeflenmeli.

Bu köşede daha önce de ifade ettiğimiz üzere, yüksek enflasyon yalnızca ekonomik dengeleri bozmakla kalmıyor; insanların ekonomik kararlarını, tasarruf ve yatırım tercihlerini, fiyatlama davranışlarını ve geleceğe ilişkin güvenini de olumsuz etkiliyor. Enflasyonun uzun süre yüksek seyretmesi, ekonomik ilişkilerde güven kaybını ve toplumsal anlamda bazı davranış bozulmalarını da beraberinde getirebiliyor.

Bu nedenle enflasyonun makul seviyelere indirilmesi, yalnızca bir ekonomi politikası hedefi değil, ekonomik ve toplumsal normalleşmenin de temel şartlarından biri olmaya devam ediyor. Eylül verileri bu açıdan olumlu bir haber veriyor. Ancak asıl önemli olan, bu olumlu tablonun önümüzdeki aylarda da devam edip etmeyeceği.

 

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI

Tüm Yazıları >