Türkiye’nin ihracatını artırması gerektiği konusunda sanırım herkes hemfikir. Asıl tartışılması gereken ise ihracatı nasıl artıracağımız.
Uzun yıllardır bu tartışmanın önemli başlıklarından biri döviz kuru. İhracatçının rekabet gücünü koruyabilmesi için kurun enflasyona paralel hatta zaman zaman daha hızlı artması gerektiği savunuluyor. Ancak bugün enflasyonla mücadele ettiğimiz bir ortamda, ihracatta rekabet için kur artışını savunmak kalıcı çözüm sağlamayacaktır. Çünkü kurdaki yükseliş yalnızca ihracatçının gelirini artırmıyor. İthal girdilerin, enerjinin, yatırım mallarının ve üretim maliyetlerinin de yükselmesine yol açıyor. Zira enflasyonla mücadelede yüksek kur bu mücadeleyi ciddi anlamda zorlaştırıcı etki yaratıyor. Bu durum, kur artışıyla elde edilen rekabet avantajını zaman içinde eritiyor. O halde ihracatçının rekabet gücünü başka alanlarda aramak gerekiyor.
DAHA YÜKSEK TEKNOLOJİ, DAHA GÜÇLÜ REKABET
Türkiye’nin ihracatında önemli bir dönüşüm yaşanıyor. Ticaret Bakanlığı verilerine göre 2025 yılında orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürün ihracatı yüzde 10.8 artarak 112 milyar dolara, imalat sanayi ihracatı içindeki payı ise yüzde 43.5’e yükseldi. Bu olumlu bir gelişme. Ancak daha ileri gitmek zorundayız.
Çünkü mesele yalnızca ihracatın miktarını artırmak değil; dünyada daha zor üretilen, daha yüksek teknoloji, tasarım, marka ve bilgi birikimi içeren ürünlerde rekabet edebilmek.
Bunun yolu da ‘daha yüksek kur’ arayışından çok, ürün başına daha yüksek verimlilik ve daha güçlü teknoloji üretmekten geçiyor.
SEKTÖR SEÇMEK YETMEZ, ÜRÜN SEÇMEK GEREKİR
Türkiye’de bu konuda aslında önemli bir mesafe alındı. Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi, Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi ve HIT-30 gibi programlarla teşvik sistemi giderek daha seçici hale geliyor. HIT-30 kapsamında yarı iletkenlerden mobiliteye, yeşil enerjiden dijital teknolojilere kadar belirli yüksek teknoloji alanları ve bunların değer zincirleri hedefleniyor.
Dolayısıyla artık ‘teşvikler seçici olsun’ demek tek başına yeterli değil. Bir adım daha ileri gitmemiz gerekiyor.
HANGİ SEKTÖRÜN İÇİNDE HANGİ ÜRÜNLERDE TÜRKİYE DÜNYA İLE REKABET EDEBİLİR?
Asıl seçicilik burada başlamalı. Örneğin elektrikli otomobil Türkiye açısından önemli bir dönüşüm alanı. Togg, bu alanda çok önemli bir başlangıç yaptı. Ancak bir sektöre girmek ile o sektörün dünya pazarında kalıcı ve güçlü bir oyuncusu olmak aynı şey değil. Togg deneyimi bize, bundan sonraki aşamada yalnızca sektörleri değil, o sektörlerin içindeki ürün ve teknolojileri de çok daha dikkatli seçmemiz gerektiğini gösteriyor.
Bu yaklaşım otomotiv için olduğu kadar batarya, elektronik, makina, savunma, yazılım, sağlık teknolojileri veya yeşil enerji için de geçerli.
BAŞARIYA DAHA ÇOK ÖDÜL
Burada kamu teşviklerinin rolü büyük. Ancak teşvik vermek kadar verilen teşvikin ne ürettiğini ölçmek de önemli. Bir yatırımın desteklenmesinde yalnızca yatırım tutarı veya istihdam sayısı değil; ihracat kapasitesi, ihracat birim değeri, yerli katma değer, teknoloji ve fikri mülkiyet üretimi, küresel tedarik zincirlerine girme kapasitesi gibi ölçütler de dikkate alınmalı. Hatta belirlenen ürünlerde belli bir süre içinde belirli ihracat, teknoloji veya yerlilik hedeflerine ulaşılması bazı ek teşviklere bağlanabilir. Böylece kamu kaynağı, yalnızca yatırımın kurulmasını değil, dünya pazarında rekabet edebilen bir ürünün ortaya çıkmasını daha çok desteklemiş olur.
Bu, mevcut teşvik sistemini baştan aşağı değiştirmek anlamına gelmiyor. Tam tersine, mevcut seçici yapının içine bazı ince ayarların eklenmesi ile mümkün olabilir.
DAHA ÇOK DEĞİL, DAHA REKABETÇİ ÜRÜNLER
Türkiye’nin önündeki mesele yalnızca daha fazla ürün ihraç etmek değil. Dünyanın satın almak istediği ürünleri, dünyanın rekabetçi fiyat ve kalite koşullarında üretebilmek. Bu nedenle ihracat politikamızın yeni sorusu ‘Kur ne kadar artmalı?’ olmaktan çıkıp, ‘Dünyada hangi ürünlerde rekabet edebiliriz ve bu ürünlerde nasıl dünya markaları oluşturabiliriz?’ olmalı.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları İstanbul Ticaret Gazetesi'ne aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.