İhracatta rota yüksek teknolojiye dönmeli
Türkiye’nin yüksek teknolojili ürün ihracatı haziranda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 76 artarak 1 milyar dolar barajını aştı. İlk 6 ayda ihracat 4.52 milyar dolar düzeyinde gerçekleşirken, mevcut veriler yüksek teknoloji ihracatında hızlanmaya işaret etti. 2030’da yüksek teknolojili ürün ihracatının 30 milyar doların üzerine çıkarılması hedeflenirken, uzmanlar sanayide kapsamlı bir dönüşüm gerektiğine dikkat çekiyor. Stratejik alanlara kaynak aktarımı, patentli üretim, uzun vadeli finansman dahil 6 temel adım öne çıkıyor.

Türkiye’nin ihracatında yüksek katma değerli ürünlerin ağırlığını artırma hedefinde haziran ayında dikkat çekici bir eşik aşıldı. Yüksek teknolojili ürün ihracatı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 76 artarak 1 milyar 25 milyon dolara ulaştı. Böylece bu ürünlerin imalat sanayi ihracatındaki payı bir yılda yüzde 3’ten yüzde 4.4’e yükseldi. Aynı dönemde toplam imalat sanayi ihracatı yüzde 20.2 artışla 23 milyar 337 milyon dolara çıktı. Yüksek teknoloji ihracatındaki artış hızının imalat sanayinin genel performansının belirgin biçimde üzerine çıkması, ihracat kompozisyonundaki dönüşüm açısından dikkat çekti. Yılın ilk yarısında ise yüksek teknolojili ürün ihracatı yüzde 3.3 artarak 4 milyar 528 milyon dolara ulaştı ve imalat sanayi ihracatındaki payı yüzde 3.5 oldu. Haziran ayında yakalanan yüzde 4.4’lük oran, ilk yarı ortalamasının üzerine çıkarken asıl soru bu performansın yılın ikinci yarısında sürdürülebilip sürdürülemeyeceği oldu.
30 MİLYAR DOLARLIK HEDEF
Türkiye, yüksek teknoloji ihracatında mevcut seviyenin çok üzerinde bir ölçeği hedefliyor. Yıllık yüksek teknolojili ürün ihracatı yaklaşık 9-10 milyar dolar seviyesinde bulunurken, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bu tutarın 2030’a kadar 30 milyar doların üzerine çıkarılmasını hedefliyor. Bu hedef, yalnızca mevcut yüksek teknoloji şirketlerinin daha fazla ihracat yapmasını değil, Türkiye’nin geniş sanayi tabanının teknoloji yoğun üretime doğru dönüşmesini de gerekli kılıyor. Otomotivden makineye, kimyadan elektroniğe kadar mevcut üretim kapasitesinin daha yüksek katma değerli ürünlere yönlendirilmesi, önümüzdeki dört yılın temel başlıklarından biri olacak.
SAVUNMA SANAYİSİ LOKOMOTİF ROLDE
Yüksek katma değerli ihracatta öne çıkan alanların başında savunma ve havacılık sanayisi geliyor. Sektör ihracatı yılın ilk yedi ayında rekor yükselişle 5.8 milyar dolara gelirken, yıl sonu beklentileri de yukarı yönlü şekillendi.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, geçen yıl 10 milyar 50 milyon dolar seviyesine ulaşan savunma sanayisi ihracatının 2026 sonunda 12.5 milyar doları aşmasını beklediklerini açıkladı. Türkiye’nin küresel sıralamadaki hedefi de yükselirken, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, savunma ihracatçısı ülkeler arasında 11’inci sırada bulunan Türkiye’nin yakın gelecekte ilk 10’a girmeyi hedeflediğini bildirdi.
SERBEST BÖLGELERDE TEKNOLOJİNİN PAYI YÜZDE 57,4
Öte yandan yüksek katma değerli üretimde serbest bölgelerin performansı da dikkat çekiyor. Türkiye’de faaliyet gösteren 19 serbest bölgenin ihracatı yılın ilk yedi ayında yüzde 6.9 artarak 7.7 milyar dolarla tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkarken, orta-ileri ve yüksek teknolojili ürünlerin bu bölgelerin ihracatındaki payı yüzde 57.4’e ulaştı.
Serbest bölgelerde orta-ileri ve yüksek teknolojili ürünlerin yüzde 57.4’lük paya ulaşması, bu bölgelerin yüksek katma değerli ihracattaki rolünü de güçlendiriyor.
SİVİL SANAYİYE TEKNOLOJİ KÖPRÜSÜ
İstanbul Ticaret Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölüm Başkanı Doç. Dr. Cihat Köksal, hazirandaki yüzde 76’lık yükselişte savunma-havacılık, ilaç-biyoteknoloji ve elektronik-optik sektörlerindeki ihracat artışlarının etkili olduğunu ifade etti. Türkiye’nin yakaladığı ivmenin sürdürülebilir olması için mevcut sanayi yapısının da teknoloji yoğun üretime yönelmesi gerektiğine dikkat çeken Köksal, otomotiv, makine, kimya ve tekstil gibi Türkiye’nin güçlü olduğu alanlarda katma değerin yükseltilmesinin önem taşıdığını kaydetti.
Savunma sanayisinde artan uluslararası işbirliklerinin yalnızca nihai ürün satışından ibaret olmadığını vurgulayan Köksal, bu sürecin sivil sanayinin teknolojik kabiliyetlerine de katkı sağlayabileceğine işaret etti. Köksal, şu değerlendirmeyi yaptı: “Savunma anlaşmaları sadece bitmiş ürün satışını artırmakla kalmayıp NATO standartlarında sertifikasyon ve radar, sensör, yazılım gibi teknolojilerin sivil sanayiye transferini sağlayarak yüksek teknoloji ihracatında yeni bir sayfa açıyor.”
Bu aktarımın otomotiv, elektronik, makine ve yazılım gibi geniş bir üretim ekosistemine yayılması, savunmada elde edilen mühendislik kabiliyetlerinin ihracat üzerindeki çarpan etkisini büyütebilir.
ÜRÜN YELPAZESİ GENİŞLEMELİ
İstanbul Ticaret Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Doç. Dr. Ayfer Genç Yılmaz da hazirandaki sıçramanın kalıcı hale gelmesinde ürün çeşitliliğine dikkat çekti.
Savunma ihracatının İHA ve SİHA gibi öne çıkan ürünlerin ötesine genişleyebileceğini kaydeden Yılmaz; elektro-optik sensörler, haberleşme birimleri ve ileri havacılık teknolojilerinin ihracattaki ağırlığının artırılması gerektiğini ifade etti. Sağlık teknolojilerinde de önemli bir potansiyel bulunduğunu dile getiren Yılmaz, tıbbi görüntüleme sistemleri, optik ürünler ve biyoteknolojik ürünlerin ihracatın kilogram değerini yükseltebilecek alanlar olduğunu vurguladı. Siber güvenlik çözümleri ile yapay zeka destekli yazılımların da Türkiye’nin mal ihracatının yanına yeni bir teknoloji ihracatı kanalı ekleyebileceğini söyledi.
SANAYİ BİRİKİMİ AVANTAJA DÖNÜŞEBİLİR
Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Dr. Bilal Bağış, Türkiye’nin yüksek teknoloji yarışında önemli bir sanayi ve insan kaynağı birikimine sahip olduğuna dikkat çekti. Bağış, Türkiye’nin son 30 yılda oluşturduğu üretim altyapısının doğru alanlara yönlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “Türkiye’nin hazır bir sanayi altyapısı ve yetişmiş insan gücü var. Bu kapasitenin yüksek teknolojili ürün üretimine kanalize edilmesi gerekiyor. Savunma sanayisi, ilaç, enerji, elektrikli araçlar, batarya, çip, yapay zeka ve biyoteknoloji bu dönüşümde öne çıkabilecek alanlar.”
Otomotiv sektöründeki geniş tedarikçi tabanının da bu dönüşümün önemli parçalarından biri olabileceğini ifade eden Bağış, mevcut üreticilerin yalnızca geleneksel parça üretiminde kalmayıp yazılım ve ileri teknoloji ara malı üretimine yönelmesinin sanayinin teknoloji seviyesini yukarı taşıyabileceğine işaret etti.
KATMA DEĞERİ ARTIRACAK 6 ADIM
1- Stratejik alanlara kaynak aktarılmalı: Doç. Dr. Cihat Köksal, 30 milyar dolarlık yüksek teknoloji ihracatı hedefi için çip, batarya ve yapay zeka gibi alanlara hedef odaklı teşviklerle kaynak aktarılması gerektiğini belirtti.
2- KOBİ’ler tedarik zincirine girmeli: Köksal, yüksek teknolojinin sanayinin geneline yayılması için KOBİ’lerin kümelenmeler yoluyla büyük üreticilerin tedarik ağlarına dahil edilmesini önerdi. Dijitalleşme hibeleri ve uzun vadeli uygun finansmanın bu dönüşümü desteklemesi gerektiğini vurguladı.
3- Fason üretimden patentli ürüne geçilmeli: Köksal, ihracatta kilogram değerini yükseltmek için fason üretimden patentli ve tescilli ürünlere geçişin hızlandırılması gerektiğini söyledi. Uluslararası Ar-Ge yatırımlarının Türkiye’ye çekilerek küresel değer zincirlerinde kritik alt bileşen tedarikçisi konumuna gelinmesini önerdi.
4- Yüksek teknoloji yeni pazarlara taşınmalı: Doç. Dr. Ayfer Genç Yılmaz, hızlı ölçeklenme için Suudi Arabistan, BAE ve Katar başta olmak üzere Körfez pazarlarına odaklanılması gerektiğini belirtti. Doğu Avrupa ve Kuzey Afrika’nın otomasyon ve tıbbi cihazlarda, Asya ve Latin Amerika’nın ise yazılım ve veri teknolojilerinde fırsat sunduğunu ifade etti.
5- Finansman ihracat performansına bağlanmalı: Dr. Bilal Bağış, kalkınma bankacılığının güçlendirilmesi, düşük faizli uzun vadeli yatırım kredileri, ihracat kredi garantileri ve Eximbank kaynaklarına erişimin kolaylaştırılmasını önerdi. Teknoloji girişimlerine yatırım yapan risk sermayesi fonlarının da kamu kaynaklarıyla desteklenebileceğini kaydetti.
6- Vergi avantajları nitelikli üretime yönelmeli: Bağış, patentli ürün ve fikri mülkiyet geliştiren şirketlere gelir ve kurumlar vergisi avantajları sağlanabileceğini söyledi. Nitelikli mühendis ve araştırmacıları Türkiye’de tutacak vergi teşviklerinin değerlendirilmesini ve Ar-Ge desteklerinin yüksek katma değerli ihracat performansıyla ilişkilendirilmesini önerdi.
