Resmi Gazete’nin 10 Nisan tarihli sayısında yayımlanan genel tebliğ, yatırım teşvik sisteminde dikkat çekici güncellemeleri beraberinde getirdi. Hatırlanacağı üzere sistem, geçtiğimiz yıl ana çerçevesi itibarıyla yeniden kurgulanmış; özellikle ‘mega organize sanayi bölgeleri’ yaklaşımıyla yatırımların Marmara’dan Anadolu’ya, daha güvenli ve dengeli bölgelere kaydırılması hedeflenmişti. Son düzenleme ise bu çerçeveyi daha da derinleştiriyor.
Stratejik hammaddeler ön planda
Yeni tebliğin en önemli değişikliklerinden biri, ‘program’ tanımı yerine doğrudan ‘kritik hammadde listesi’ yaklaşımının getirilmesi oldu. Tedarik riski yüksek ve ekonomik değeri kritik olan hammaddeler artık doğrudan stratejik öncelik kapsamına alınıyor. Antimon, arsenik, bor, bakır, magnezyum, fosfor ve toryum gibi toplam 36 ürün bu listeye dahil edildi.
Bu hammaddelerin üretimi ve işlenmesine yönelik yatırımlar, doğrudan öncelikli yatırım statüsüne alınarak teşviklere erişim kolaylaştırıldı. Böylece Türkiye’nin dışa bağımlılığının azaltılması ve kritik alanlarda arz güvenliğinin sağlanması hedefleniyor.
Teknik kriterlerde sıkılaşma
Düzenleme yalnızca kapsam genişletmekle kalmıyor, aynı zamanda belirli kriterleri de daha disiplinli hale getiriyor. Teknik strateji puanı (TSP) şartlarında güncelleme yapılırken, yatırım tutarı için alt sınır 1 milyar TL olarak korunurken, en az 50 milyon TL özkaynak şartı daha belirgin hale getirildi. Ek olarak yatırım tutarının belirlenmesinde stratejik hammadde stokları hesaplamaya dahil edildi.
TSP belgesi kapsamında revizyon başvurularına da sınırlama getirildi. Buna göre en fazla iki revizyon yapılabilecek ve başvurular arasında en az 6 ay süre bulunması gerekecek.
Teşviklerin temel unsurları
Yeni sistem, yalnızca seçici değil, aynı zamanda güçlü teşvik araçlarıyla destekleniyor. Bir tür sanayi kümelenmesi ve yeni üretim merkezleri oluşturma vizyonu taşıyan modelde öne çıkan başlıca unsurlar şöyle:
Bedelsiz arsa tahsisi ve bu arsalar üzerindeki yapıların emlak vergisinden muaf tutulması, yatırımcı açısından önemli bir avantaj sağlıyor. Yatırıma katkı oranı teknoloji ve yerel kalkınma odaklı projelerde yüzde 50, stratejik yatırımlarda yüzde 40 şeklinde uygulanırken, vergi indirim oranı tüm yatırım türleri için yüzde 60 gibi iddialı bir seviyede sabitlendi.
Finansman tarafında da ciddi destekler sunuluyor. Faiz ve kâr payı desteği 301 milyon TL’yi aşan tutarlara kadar ulaşabilirken; bu destek yatırımın yüzde 20’sine ve finansman maliyetinin yüzde 40’ına kadar çıkabiliyor. Ayrıca yatırımın niteliğine göre YTAK benzeri kredi desteklerinden yararlanmak mümkün. Sigorta primi işveren hissesi desteğinin yeni kurulacak mega bölgelerde 14 yıla kadar sürebilmesi, uzun vadeli yatırım planları açısından kritik bir unsur olarak öne çıkıyor. Tüm bu destekler, yatırımların belirlenen bölgelere yönlendirilmesinde aktif rol oynuyor.
Sonuç: Daha odaklı ve stratejik bir model
Geçtiğimiz yıl yeniden yapılandırılan yatırım teşvik sistemi, son düzenlemeyle birlikte stratejik hammaddeleri de odağına alarak daha güçlü bir yapıya kavuşmuş durumda. Bu dönüşüm, yalnızca ekonomik büyümeyi değil; rekabet gücünü, ihracatı ve nüfusun dengeli dağılımını da hedefleyen bütüncül bir yaklaşımı yansıtıyor.
Bugünün dünyasında jeopolitik risklerin arttığı ve tedarik zincirlerinin kırılganlaştığı bir ortamda, bu tür stratejik adımların önemi daha da belirginleşiyor. Yeni teşvik sisteminin hızlı ve etkin şekilde uygulanması, Türkiye’nin ekonomik dayanıklılığı açısından kritik bir gereklilik olarak karşımızda duruyor.