Giriş: 27.02.2026 - 09:50
Güncelleme: 27.02.2026 - 09:50
OSMAN ARIOĞLU

OSMAN ARIOĞLU

KUZEY-GÜNEY ARASINDA STRATEJİK BİR KÖPRÜ

Meksika, coğrafi konumu itibarıyla son derece kritik bir noktada yer alıyor. Kuzey Amerika ile Güney Amerika’nın birleşim hattında, adeta iki kıtanın kesişim köprüsü konumunda. ABD’nin Teksas, New Mexico, Arizona ve Kaliforniya eyaletleriyle uzun bir sınırı paylaşması, ülkeyi yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte de stratejik bir aktör haline getiriyor.


Bu konum, Meksika’yı tarih boyunca hem yasal hem de illegal ticaretin önemli bir geçiş güzergâhı yapmıştır. Geleneksel olarak güneyden kuzeye uyuşturucu, kuzeyden güneye ise silah akışının merkezinde yer alması, bugün yaşanan olayların tarihsel arka planını anlamak açısından önemlidir.


MEKSİKA'DA ÜÇ TARİHSEL DÖNEM VE KARTELLERİN YÜKSELİŞİ

Meksika’daki mevcut tabloyu üç ayrı tarihsel süreçte değerlendirmek mümkün:

1. 1980 öncesi dönem:


Yaklaşık 50-60 yıllık bu süreçte, sınır kaçakçılığı büyük ölçüde devletin göz yumduğu bir yapı içerisinde gelişti.

2. 1980 sonrası dönem:


Uyuşturucu ve kaçakçılıkla kısmi mücadele başladı. Ancak bu süreç aynı zamanda kartellerin kurumsallaşarak güç kazandığı dönem oldu.

3. Günümüz:


Bugün gelinen noktada karteller, adeta kendi orduları, silahlı güçleri ve bölgesel hâkimiyet alanları olan yarı-askeri mafya yapılarına dönüşmüş durumda.


Son olayların fitilini ateşleyen gelişme ise Meksika hükümetinin, bu yıl düzenlenecek Dünya Futbol Şampiyonası finallerinde ev sahibi ülkelerden biri olması nedeniyle ABD desteğiyle kartellere karşı daha sert bir mücadele başlatması oldu. Bu çerçevede önemli kartellerden birinin liderinin Amerikan destekli bir operasyonla öldürülmesi, yalnızca bir protesto dalgası değil, aynı zamanda yeni bir güç dengesi ve iktidar savaşı sürecini de tetiklemiş görünüyor.


ZAYIF DEVLETİN AĞIR BEDELİ

Meksika örneğinden çıkarılacak en önemli ders, devlet kurumlarının zayıflamasının maliyetinin son derece ağır olduğudur. Kurumsal yapının aşınması, hukukun üstünlüğünün zedelenmesi ve güvenlik mekanizmalarının zayıflaması, zamanla organize suç yapılarının devlet benzeri otoriteler kurmasına zemin hazırlayabiliyor.


ABD açısından bakıldığında tablo iki yönlü bir mesaj içeriyor. Bir yanda Küba örneği üzerinden kapalı ve ideolojik yönetimlerin ekonomik sonuçları gösterilirken, diğer yanda güney sınırındaki zayıf devlet yapılarının ve illegal ticaret ağlarının yarattığı güvenlik ve sosyal maliyetleri dikkat çekiyor. Özellikle sentetik uyuşturucu kaynaklı ölümler -yılda 100 bini aşan doz aşımı vakaları- ABD için meselenin yalnızca dış politika değil, doğrudan bir iç güvenlik ve halk sağlığı sorunu olduğunu ortaya koyuyor.


SENTETİK UYUŞTURUCU VE KÜRESEL TEDARİK ZİNCİRİ

Meksika’daki uyuşturucu ticareti artık yalnızca doğal tarımsal üretime dayanmıyor. Laboratuvar ortamında üretilen sentetik uyuşturucular çok daha yüksek kârlılık sağlıyor. Bu maddelerin hammaddelerinin önemli kısmının Çin menşeli olduğu yönündeki değerlendirmeler, meseleyi küresel bir tedarik zinciri problemine dönüştürüyor.

ABD’nin kartellere karşı daha sert bir mücadele istemesinin arkasında, yalnızca sınır güvenliği değil, aynı zamanda artan sağlık maliyetleri ve toplumsal yıkım da bulunuyor.


MİLLİYETÇİLİK, GÜÇLÜ DEVLET VE BÖLGESEL DENGELER

Dünya genelinde yeniden yükselen milliyetçilik akımları da güçlü devlet ve sağlam kurumların önemini yeniden gündeme getiriyor. Orta Doğu’da devletsiz ya da zayıf devletli yapıların varlığı, bölgesel güç projeksiyonları ve jeopolitik hedefler ve en son bir ABD büyükelçisi dillendirmesiyle adeta alıştırılmaya çalışılan İsrail megalo ideası açısından bilinçli bir tercih olarak da değerlendirilebilir. Bu bağlamda güçlü kurumların varlığı yalnızca iç düzen için değil, bölgesel denge açısından da kritik öneme sahip.


DÜNYA VE TÜRKİYE AÇISINDAN DEĞERLENDİRME 

Meksika’da sürecin ne kadar süreceği belirsizliğini koruyor. Karteller yalnızca silah ve uyuşturucu ticaretiyle değil, özellikle avokado başta olmak üzere tarım ürünleri üzerinden de finansal sistemlerini ayakta tutmaya çalışıyorlar. Hükümetin teknolojik imkânları da kullanarak illegal ticareti engelleme çabası, kısa vadede ekonomik dalgalanmalara yol açabilir.


Bu durumdan Meksika ile ticaret yapan ülkeler etkilenecektir. Ancak en büyük yükü muhtemelen yine Meksika halkı taşıyacaktır. Ticaretin daralması, gelir dağılımı sorunlarını daha da derinleştirebilir.


Türkiye açısından bakıldığında ise tablo nispeten sınırlı bir risk içeriyor. Türkiye ile Meksika arasındaki ticaret hacmi yaklaşık 2 milyar dolar ihracat ve bir o kadara yakın da ithalat olmak üzer 4 milyar dolar seviyesindedir. Son yıllarda Türkiye’nin Meksika’ya ihracatı, ithalatından daha fazla seyretse de bu hacmin tamamının dahi kaybedilmesi Türkiye’nin toplam dış ticareti üzerinde ciddi bir etki yaratmayacaktır. Ancak dünya tedarik zincirinin herhangi bir yerindeki bir aksamanın az veya çok herkesi etkilemesi kaçınılmazdır. 


SONUÇ

Meksika’daki gelişmeler, küresel ticaret, güvenlik ve devlet kapasitesi arasındaki hassas dengeyi bir kez daha gözler önüne seriyor. Güçlü kurumlar ve etkin kamu yönetimi yalnızca ekonomik büyüme için değil, toplumsal istikrar ve uluslararası güvenlik için de vazgeçilmezdir.


Meksika’da yaşananlar, bir ülkenin iç düzeninin bozulmasının yalnızca o ülkeyi değil, bölgesel ve küresel sistemi de etkileyebileceğini gösteren çarpıcı bir örnek olarak karşımızda duruyor. Sürecin nasıl şekilleneceğini ise zaman gösterecek.