Bugün yapay zeka artık yalnızca ne yapabildiğiyle değil, neye ve kime hizmet ettiğiyle tartışılıyor. Görüntüyü dönüştüren, dili yönlendiren ve arzuyu şekillendiren bu teknoloji; psikoloji, hukuk ve ahlakın kesiştiği bir alanda konumlanıyor. Bir fotoğrafı saniyeler içinde bambaşka bir görüntüye çevirebiliyor, sıradan bir videoyu gerçeklikle bağını koparan bir kurguya dönüştürebiliyor. Sohbet ederken ise kullanıcıyı çoğu zaman fark ettirmeden başka düşünce ve duygusal yönlere sürükleyebiliyor. Uzmanlara göre asıl mesele, yapay zekanın ne yapabildiğinden çok, bu gücün nasıl ve kimin adına kullanıldığı.

SORUMLULUK ALANLARI DOĞUYOR
Avukat Gülay Doğan, yapay zeka teknolojilerinin özellikle görsel üretim, video dönüştürme ve sohbet tabanlı uygulamalar yoluyla bireylerin hak alanına doğrudan müdahale edebilir hâle geldiğini belirtti. Doğan’a göre bu tablo, mevcut hukuk düzenleri açısından yalnızca yeni riskler değil, aynı zamanda yeni sorumluluk alanları da doğuruyor.
Yapay zekayı bütüncül biçimde ele alan müstakil bir mevzuatın henüz bulunmadığını ifade eden Doğan, buna rağmen yapay zeka kaynaklı ihlallerin hukuki karşılıksızlık anlamına gelmediğinin altını çizerek, şunları söyledi: “Bugün için yapay zekaya özgü özel bir kanun bulunmasa da kişilik hakları, haksız fiil hükümleri ve ceza hukuku düzenlemeleri bu alandaki ihlaller bakımından uygulama alanı buluyor. Mevcut hukuk sistemi, her ne kadar yapay zekaya özel olarak tasarlanmamış olsa da bireylerin temel hak ve özgürlüklerini korumaya yönelik asgari güvenceleri bugün için sağlamaya devam ediyor.”

PSİKOLOJİK ETKİLERİ DE VAR
Psikolog Gülcan Aydoğmuş ise yapay zekanın artık yalnızca kullanılan bir teknoloji olmaktan çıktığını; konuşan, cevap veren ve yönlendiren bir yapıya dönüştüğünü söyledi. Aydoğmuş’a göre bu dönüşüm, bireylerin yapay zekayı bir araçtan çok, ilişki kurulan bir yapı olarak algılamasına neden oluyor. Bu da insan–teknoloji ilişkisinin doğasını sessiz ama köklü biçimde değiştiriyor.
Aydoğmuş, bu ilişkinin en problemli yönlerinden birinin görünmez yönlendirme olduğuna dikkat çekti. “Yapay zeka sınır koymaz, sorgulamaz, ‘dur’ demez” diyen Aydoğmuş, bu durumun bireyi farkında olmadan yönlendirilebilir bir konuma taşıdığını vurguladı. Özellikle yalnız hisseden, anlaşılmadığını düşünen ya da duygusal desteğe ihtiyaç duyan bireylerin bu etkileşime daha açık hâle geldiğini belirtti. Bu noktada yapay zeka, bir kolaylaştırıcıdan ziyade, bireyin duygu ve karar süreçlerine nüfuz eden bir aktöre dönüşebiliyor.
Bir diğer risk alanı ise duygusal regülasyonun giderek yapay zekaya devredilmesi. Aydoğmuş’a göre bireylerin stresle başa çıkma, duygularını düzenleme ve kendilerini ifade etme süreçlerinde yapay zekaya yönelmesi, kısa vadede rahatlatıcı görünse de uzun vadede psikolojik bağımlılık ve gerçek insan ilişkilerinden uzaklaşma riskini beraberinde getiriyor.
Aydoğmuş, bireylere ait fotoğrafların rıza olmaksızın başka bedenlere, mekânlara ya da cinsel içeriklere dönüştürülebildiğine dikkat çekerek, şunları ekledi: “Bu durum, mahrem olanın giderek olağanlaşmasına ve sınırların silikleşmesine yol açıyor. Özellikle çocuklar ve gençler açısından bu tür içerikler ciddi psikolojik ve gelişim riskleri barındırıyor. Buradaki temel sorun, yalnızca içerik üretimi değil; bireyin kendi bedeni, kimliği ve sınırları üzerindeki kontrol hissinin zedelenmesi.”
YAPAY ZEKA SORUMLU TUTULABİLİR Mİ?
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Araştırma Görevlisi Ahmet Furkan Sorkun da yapay zekanın hukuki bir kişiliğe sahip olmadığı için doğrudan sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, ancak yapay zekanın hukuka aykırı fiillerin gerçekleştirilmesinde bir araç olarak kullanılması hâlinde, sorumluluğun gerçek kişilere yöneldiğini belirtti.
Furkan Sorkun, “Yapay zeka hukuken bir özne değildir fakat onun aracılığıyla gerçekleştirilen fiiller, kullanıcılar ve kimi durumlarda sistemi geliştiren veya işletenler bakımından hukuki sonuçlar doğurur” diyerek, mevcut hukuk sisteminin bu tür ihlalleri tamamen karşılıksız bırakmadığını ifade etti.
Bir kişinin fotoğrafının yapay zeka yoluyla oluşturulması, değiştirilmesi veya paylaşılmasının Türk Medeni Kanunu kapsamında kişilik haklarına saldırı niteliği taşıyabileceğini belirten Sorkun, bu tür fiillerin yalnızca özel hukukla sınırlı kalmadığını, ceza hukuku bakımından da sonuç doğurabileceğini söyledi. “Rızası olmadan yayımlanan ya da değiştirilen bir görüntü, özel hayatın gizliliğinin ihlali ve kişisel verilerin hukuka aykırı olarak yayılması suçlarını doğurabilir” diyen Sorkun, görüntünün müstehcen nitelik taşıması hâlinde yaptırımların ağırlaşabileceğini ifade etti. Bu tür durumlarda maddi ve manevi tazminatın yanı sıra hapis ve adli para cezaları da gündeme gelebiliyor.

ÇOK KATMANLI HAK İHLALLERİ OLUŞTURUYOR
Sorkun, yapay zeka yoluyla oluşturulan veya değiştirilen görüntülerin tek bir hukuki ihlalle sınırlı kalmadığını, aynı fiilin birden fazla hukuk alanı bakımından eş zamanlı sonuçlar doğurabildiğini, bu türden müdahalelerin, Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesi kapsamında kişilik haklarına saldırı niteliği taşıyabileceğini kaydetti.
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca da kişinin kendi resminin, hiçbir değişiklik yapılmasa dahi rızası olmaksızın umuma arz edilmesinin kural olarak yasak olduğunu hatırlatan Sorkun, bu korumanın yapay zeka ile üretilen veya dönüştürülen görseller bakımından da geçerliliğini koruduğunu vurguladı.
Bu tür görüntülerin sosyal medya, dijital platformlar ya da özel mesajlaşma yoluyla paylaşılması hâlinde ceza hukuku korumasının da devreye girebileceğini belirten Sorkun, bir kişinin resminin rızası dışında yayımlanmasının çoğu durumda Türk Ceza Kanunu kapsamında özel hayatın gizliliğinin ihlali ve kişisel verilerin hukuka aykırı olarak yayılması suçunu oluşturabileceğini söyledi.
HUKUKİ ÇERÇEVE İHTİYACI VAR
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Araştırma Görevlisi Ahmet Furkan Sorkun, yapay zeka aracılığıyla gerçekleşen hukuki ve cezai ihlallerin giderek çeşitlendiğine ve mevcut mevzuatın bu alanda sınırlı kalabileceğine dikkat çekti. Bugün için genel nitelikli kanunlar yoluyla çözüm üretilebilse de teknolojik gelişmelere paralel olarak yapay zekayı doğrudan ele alan özel düzenlemelerin kaçınılmaz hâle geldiğini belirten Sorkun, şunları söyledi: “Yapay zekayı aracı kılmak suretiyle gerçekleşen hukuki veya cezai ihlaller çok boyutludur ve farklı formlarda ortaya çıkabilir. Toplumun ahlaki yargılarına aykırı şekilde gerçekleşen yapay zeka kullanımı, özel hukuk ve ceza hukukuna dair mevzuatımızdaki çeşitli düzenlemeler uyarınca yaptırıma bağlanabilir. Bununla birlikte, teknolojik gelişmelere paralel olarak ülkemizin ahlaki değer yargıları da gözetilerek, bizatihi yapay zekayı ilgilendiren hukuki düzenlemelerin mevzuatımıza girmesi artık bir gereksinim olarak ortaya çıkıyor.”