Hakan  GÜLDAĞ

Hakan GÜLDAĞ

Diğer Yazıları

İstanbul Ticaret gazetemizin geçen haftaki manşeti ‘Dijital G20’ idi. Bu manşet çok yerindeydi. Osaka’da toplanan dünya liderlerinin gündeminde pek çok konu var. Ancak dijitalleşme ve ortaya çıkardığı gelişmeler hem G20’nin hem de bundan böyle giderek artan biçimde dünyanın temel gündemlerinden biri olacak. Küresel veri akımları ve bunun yönetimi ne işle uğraşıyor olursak olalım artık hepimizi yakından ilgilendiriyor.

Öncelikle öne çıkan bir eğilime dikkat çekmekte fayda var. Dijitalleşme ile birlikte ekonomide yepyeni modeller oluşmaya başladı. Kimi ekonomistler bu modeli ‘izleme-gözleme kapitalizmi’ olarak adlandırıyor.

‘Yeni nesil’ olarak nitelenen bu ‘kapitalizm’ modelinde, sermaye tüketiciyi sadece bir şeyler satın alan kişi olarak değerlendirmiyor. Veri kaynağı olarak da kullanıyor.

Bu yeni tür kapitalizmin birikim modeli de belli: Tüketiciden elde ettiği verileri ticari ya da siyasi amaçlar için kullanmak isteyenlere satıştan elde edilen gelirler. Veri satarak birikim yapıyor. Temel hedef ise bireylerin Google gibi arama motorlarında, Facebook, Twitter gibi sosyal medya, Amazon gibi ürün satış platformlarında dolaşırken arkalarında bıraktıkları dijital izlerin değerlendirilmesi. Bu izler adeta bir ‘atık-veri’ olarak alınıp satılan bir mala dönüştürülüyor.

***

G20’de de ana konu olarak ele alınacak sorun, biraz bu noktadan sonra başlıyor. Atık-veriye ulaşabilmek için tüketicinin internetteki tüm etkinliğinin yakından izlenmesi gerekiyor.

Buna, kendilerine sorsanız açıklamak istemeyeceği kişisel bilgileri de dahil. Ancak teknoloji şirketleri türlü türlü algoritmalar kullanarak bu verileri izliyor, derliyor ve kullanılabilir veriye dönüştürüyor.

Bugün itibariyle dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 55’i internete bağlı. Bu, 4 milyardan fazla insanın ‘veri üreten emeği’ demek. Şimdilik bu devasa ‘emeğe’ hiçbir ‘ücret’ ödenmiyor. Büyük bölümü çoğu kez ‘gizli’ yollardan elde edilen bu devasa birikime deyim yerindeyse el konuluyor. Sonra da üretenlere hiçbir şey ödenmeden, veri madenciliği ile işlenmek üzere satılıyor.

Tahmin edilebileceği gibi bu çok kârlı bir iş. Öyle ki, verilen bilgiye göre, bu işi ilk başlatanlardan Google, 2001-2004 arasında gelirlerini yüzde 3500’den fazla artırmış.

***

Kısacası, yeni nesil kapitalizmde süreç, üç kanalın bir arada çalışmasıyla işliyor:Veriler onları üreten bireylerden yani tüketicilerden ve internet kullanıcılarından karşılığı ödenmeden, bedavaya ve çoğu kez izinsiz toplanıyor. Yeterli yasal düzenlemelerin olmaması büyük bir boşluk doğuruyor. Etik kurallar da dikkate alınmıyor. Bu verilerin üreticilerinin yaşamlarına ve davranışlarına en ince ve mahrem ayrıntısına kadar nüfuz etmekte bir beis görülmüyor.

Sonuçta, bu verileri üretenlerin yaşamı, beğenileri, tüketim alışkanlıkları, sosyal ve siyasi eğilimleri, hatta ruhsal durumu bu sermaye birikim sürecinin hammaddesini oluşturuyor.

Bu hammadde, yani birikmiş veriler, çeşitli veri madenciliği yöntemleriyle bu malları satın alanların ihtiyaçlarına göre şekilleniyor.

***

Dijital ekonominin dünya ekonomisi içindeki payı henüz tam ölçülemiyor. Kimi uzmanlara göre bu rakam 20 trilyon dolara ulaştı. Eğer rakam doğruysa, dünya ekonomisinin büyüklüğü 84 trilyon dolar olduğuna göre, demek ki, dijital ekonomi küresel milli gelirin yüzde 20’sine ha ulaştı, ha ulaşacak.

Bir başka ifadeyle, küresel veri akımları, dünyadaki ticaret ve finans akımlarını sollamaya başladı. Örneğin dış ticarete bakalım. Dünyanın mal ticareti hacmi 17 trilyon dolar civarında.

Ve epeydir yerinde sayıyor. Veri akımlarına dayanan dijital ekonomi ise giderek büyüyor ve çeşitleniyor. Sadece siber suçların küresel ekonomiye verdiği hasarın 2 trilyon doları aştığı ve artış hızının yılda yüzde 26’ya ulaştığı göz önünde tutulursa bu sürecin daha da hızlanacağına hiç şüphe yok. Yeni ekonomik zemin de bunu zorluyor. Yeni teknolojiler artan biçimde ticarileştikçe, şirketler de alan kapmak için büyük bir hızla yeni araçları piyasaya sürüyor. Her şey rekabet için...

***

Gelgelelim, şirketler yarışta öne geçebilmek ya da ayakta kalabilmek için yeni teknolojileri ve yeni araçları piyasaya birbiri ardına sürerken, bunun yasal çerçevesi aynı hızla oluşmuyor.

Bir anlamda siyaset çoğu zaman olduğu gibi ekonomiyi birkaç adım geriden izliyor. İşte Japonya’da G20 toplantısında tartışılacak temel noktalardan biri, bu yeni teknolojilerin ‘güvenli’ kullanımı için gereken yasal ve kurumsal altyapı olacak. Bir başka ifadeyle, veri yönetişimi...

G20’de konuşmaya başlanacak ama mutlaka devamı gelecek olan temel sorulardan biri, ‘veri’nin özel mülk mü, yoksa kamu mülkü mü olduğu yönünde olacak.

Bugün veri, ABD, Avrupa Birliği ve G20 toplantılarının yapıldığı Japonya’da özel mülkiyet olarak kabul ediliyor. Veri akımları üzerindeki egemenlik mücadelesinin önde gelen diğer bir aktörü Çin’de ise kamu mülkiyeti olarak...

Veride özel mülkiyeti benimseyenler arasında da farklılıklar var. ABD’de ‘şirket’ ön planda. Teknoloji şirketlerinin veriye ulaşması doğal bir hak gibi görülüyor. Avrupa Birliği’nde ise ‘kişi’ ön planda. Verinin sizin özel mülkiyetinizde olduğu kabul ediliyor. Kullanmak için önce sizden izin alınması gerekiyor. Türkiye de ‘kişisel verilerin kullanımı’ düzenlemesi ile bu yönde adım attı. Şirketlerin veriyi arka bahçeleri imiş gibi görmelerine müsaade etmedi. Çin’de ise bu konuda şimdilik bir ‘tartışma’ yaşanmıyor. Veri akımları doğrudan devlet kontrolü altında.

***

Veri, 21. yüzyılın petrolü... Dijital ticaret bu yeni petrolün üzerinde yükseliyor. Hacmi ve önemi de giderek artıyor. Herkes ‘big data’ peşinde. Büyük veri denizinde sondaj kuyuları açmak istiyor. Dev teknoloji şirketleri bu sondajlar üzerinden en yüksek kârları elde edebilmeyi umuyor. Ediyorlar da... Ama baş döndürücü bir hızla gelişen veri akımlarına ilişkin düzenlemeler aynı hızda ilerlemiyor. Veri üzerinden yapılan ticaret halen kuralsız... Şimdi Osaka’da üzerinde anlaşmaya çalışılan konu da bu. Tüm tarafların katılımıyla dijital ticarete norm ve kural getirme çabaları giderek önem kazanıyor. Tabii, işin tek hamlede G20’de sonuçlanması mümkün değil. Ama bir ön uzlaşma olursa çabalar her düzeyde artacak.

Özetle, bundan böyle dünyanın en sıcak gündemlerinden birini ‘veri yönetişimi’ oluşturacak. Teknolojik gelişme ile veri yönetişimi ayrılmaz ikili olacak. Çünkü veriyi kimin yöneteceği, giderek dünyayı kimin yöneteceği ile eş anlamlı hale geliyor.

Bu, sadece küresel egemenlik iddiası ve mücadelesi içerisindeki büyük güçler için değil, tüm ülkeler için bir ‘beka’ meselesi...

KÜLTÜR EMPERYALİZMİNE ÖVGÜ!

Clinton’ın birinci başkanlık döneminde Ticaret Bakanlığı üst düzey görevlisi olan, Kolombiya Üniversitesi profesörü ve Kissinger ve Ortakları Danışmanlık şirketinin direktörü David Rothkopf’un, 1997’de, yani 22 yıl önce, Foreign Policy dergisinde yayınladığı çalışma, “Kültür Emperyalizmine Övgü’ başlığını taşıyordu. Rothkopf, şu tezi öne sürüyordu: “Bilişim çağında, Amerikan kültürü ve İngilizce hızla yaygınlaşıyor, egemenlik kuruyor.

Bu kültür emperyalizmi olumlu bir gelişmedir... ABD’nin temel hedefi, bir zamanlar nasıl İngiltere denizlere hakim olduysa, bugün dünyanın bilgi akışında ve haberleşme frekanslarında egemenlik olmalıdır. ABD dünyanın tek askeri süper gücü olduğu gibi dünyanın yegane bilişim süper gücüdür de...”

İLK ELEKTRONİK MESAJ 29 EKİM’DE ATILDI

Bilgisayarlar üzerinden ilk elektronik mesaj atıldığında tarih 29 Ekim 1969’du. O gün Türkiye Cumhuriyeti’nin 66’ncı kuruluş yıldönümünü kutluyorduk. Bir tür e-posta diyebileceğimiz mesaj, bugünkü internetin temeli kabul edilen ARPANET üzerinden atılmıştı. İnternet üzerinden ticari alışverişler ise 1985’te başladı. Ortaya çıkan ‘DotCom’ şirketleri 1990’lı yıllarda önem kazandı. e-ticaret de o yıllarda yaygınlaşmaya başladı. 2000’lerden itibaren katlanarak büyüdü. 2005’ten sonra ise deyim yerindeyse ‘patladı’. Yapılan hesaplamalara göre 2005 ile 2014 yılları arasında, internet kullanımının hızla artmasıyla küresel veri akımları tam 45 kat arttı. Bu da e-ticaretin dev adımlarla büyümesinin ana zeminini oluşturdu.

ALGORİTMALAR DÜNYAYI YÖNETMEYE BAŞLIYOR

Prof. Zeynep Tüfekçi, ‘izleme-gözleme’ kapitalizmi üzerine dünya çapında uzman bir isim. North Carolina Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Tüfekçi, ‘atık-veri’ye dayanan bu kapitalizm modelini ve de bu modelin ortaya çıkarması muhtemel gelişmeleri kamuoyuna anlatan en önemli isimlerden kabul ediliyor. 2017’de yaptığı ‘TED-Talk’ sunumu bu konuda tüm dünyada referans kabul ediliyor.

Zeynep Hoca’nın, nisan ayında kendisine mikrofon tutan ünlü Wired dergisinde anlattıkları ciddiye almamız gereken önemli bir uyarıyı ortaya koyuyor. Özetle şunu vurguluyor Prof. Zeynep Tüfekçi: “Artık-veri toplayan, değerlendiren yapay zeka ve bize önerilerde bulunan algoritmalar, giderek ne satın alacağımızı, hangi kitabı okuyacağımızı, hangi filmi izleyeceğimizi, hatta hangi siyasi akıma, partiye destek vereceğimizi belirlemeye çalışarak ‘dünyayı yönetmeye’ başlıyorlar.”

28 Haziran 2019 Cuma