Popüler kültürde ve bilimkurgu sinemasında genellikle uzayda uzak mesafeleri birbirine bağlayan ‘kozmik tüneller’ olarak tasvir edilen solucan delikleri, aslında orijinal matematiksel amaçlarından çok farklı bir noktada konumlandırılıyor. Modern fizikçiler, Albert Einstein ve Nathan Rosen'ın 1935 tarihli çalışmalarını yeniden ele alarak, evrenin işleyişine dair çok daha derin bir simetriyi gün yüzüne çıkardı.
UZAY YOLCULUĞU DEĞİL, KUANTUM TUTARLILIĞI
Einstein ve Rosen, ‘köprü’ (Einstein-Rosen Köprüsü) kavramını önerdiklerinde amaçları yıldızlararası seyahat yolları oluşturmak değildi. Onlar, parçacıkların aşırı yerçekimi altında nasıl davrandığını inceliyor ve genel görelilik ile yeni filizlenen kuantum fiziği arasındaki tutarlılığı korumaya çalışıyorlardı. Ancak 1980’li yıllarda yapılan spekülatif araştırmalar, bu matematiksel yapıyı bir ‘geçit’ olarak yorumlayarak popüler bir mite dönüştürdü.
AYNA GÖRÜNTÜSÜ VE ÇİFT YÖNLÜ ZAMAN OKU
Son araştırmalar, Einstein-Rosen Köprüsü’nün uzay-zamanda bir tünel değil, aslında bir ‘ayna’ görevi gördüğünü savunuyor. Bu yeni yoruma göre evren, birbirinin aynı ancak zamanın ters yönde aktığı iki kuantum bileşeninden oluşuyor.
Yeni Yaklaşımın Temel Bulguları:
BÜYÜK PATLAMA BİR ‘SIÇRAMA’ OLABİLİR Mİ?
Araştırmacılar, bu simetrik yapının kanıtlarının Kozmik Mikrodalga Arka Planı’ndaki (CMB) küçük asimetrilerde zaten mevcut olabileceğini belirtiyor. Eğer bu resim doğruysa, ‘Büyük Patlama’ mutlak bir başlangıç değil, zamanın tersine çevrildiği iki aşama arasındaki bir ‘kuantum geçişi’ veya ‘sıçrama’ olabilir. Bu senaryoda evrenimiz, başka bir ‘ana kozmos’ içinde oluşan bir kara deliğin iç kısmı olarak genişlemeye başlamış olabilir.
‘Fizikteki bir sonraki devrim bizi ışıktan daha hızlı götürmeyebilir; ancak mikroskobik dünyada zamanın her iki yönde de aktığını ortaya çıkarabilir.’
KARANLIK MADDEYE YENİ BAKIŞ
Bu devrimsel teori, karanlık maddeye dair de yeni ipuçları barındırıyor. Büyük Patlama öncesi aşamadan kalan ve bu ‘sıçramayı’ atlatan mikro kara deliklerin, bugün gözlemlediğimiz ancak açıklayamadığımız görünmeyen maddenin bir kısmını oluşturabileceği öngörülüyor. Einstein’ın teorisini alt üst etmek yerine onu tamamlayan bu yaklaşım, evrenin bir başlangıca değil, zamansal bir geçmişe sahip olduğunu iddia ediyor.