Petrol, döviz ve teknoloji aynı sahadan: Enerji krizlerine karşı dayanıklılık artıyor
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın “Gabar’ı 2’ye, 3’e katlayacak” sözleriyle işaret ettiği Diyarbakır’daki kaya petrolü sahasında yaklaşık 6.1 milyar varillik potansiyel rezerv öngörülüyor. Ekonomik büyüklüğünün 540 milyar dolara ulaşabileceği hesaplanan sahada günlük 250 bin varillik üretim, Türkiye’nin enerji ithalatını ve cari açığını önemli ölçüde azaltabilir.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın açıklamalarıyla gözler, “Gabar'ı 2'ye, 3'e katlayacak potansiyele sahip” olarak nitelendirilen Diyarbakır havzasına çevrildi. Bismil ve Silvan ilçeleri arasındaki sahada keşfedilen kaya petrolü potansiyelinin yaklaşık 6.1 milyar varil olduğu öngörülürken, bu rezervin bugünkü piyasa değerinin 540 milyar dolara ulaşabileceği hesaplanıyor. Projenin 5 yıl içerisinde tam kapasiteye geçerek günlük 250 bin varil üretim hedefine ulaşması durumunda, ülke ekonomisine ve enerji ithalatından kaynaklı cari açığın kapanmasına her yıl 8 milyar dolarlık doğrudan katkı sağlaması bekleniyor.
4 BİN METRE DERİNLİKTE KEŞİF
Geleneksel sondajla kendi kendine yüzeye çıkmayan bu devasa rezerv için mühendislerin, yerin yaklaşık 4 bin metre derinliğine inerek ‘ankonvansiyonel’(geleneksel olmayan) üretim metotlarını devreye sokması gerekiyor. Su basıncının kullanıldığı hidrolik çatlatma ve yatay sondaj teknikleriyle kayaların gözeneklerinde sıkışan petrol yeryüzüne çıkarılırken, yapılan ilk analizler elde edilen petrolün zengin yataklarla eş değer kalitede olduğunu ortaya koydu. Şu an ilk etapta Bismil'deki kuyuda yatayda kayaların içerisine 3-4 kilometre girilerek çıkarma işlemi gerçekleştiriliyor.
24 YENİ KUYU HEDEFİ
İleri bir mühendislik ve yüksek teknoloji gerektiren bu stratejik hamle için Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), söz konusu alanda dünya çapında tecrübeye sahip ABD'li Continental Resources ve TransAtlantic Petroleum şirketleriyle sahaya indi.
Ciddi bir teknoloji transferini de barındıran işbirliği kapsamında, belirlenen 7 bin kilometrekarelik bloklarda önümüzdeki 3 yıl içerisinde 24 ayrı kuyuda sondaj yapılması planlanıyor. Türk mühendislerin ABD’ye eğitime gönderildiği bu süreçte asıl hedef; Türkiye’nin kendi yetkinliğini kazanarak ilerleyen dönemde hem Diyarbakır’daki petrolü hem de Trakya’da planlanan kaya gazı projelerini tamamen yerli imkanlarla ekonomiye kazandırabilmesi.
SADECE ENERJİ DEĞİL
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) eski yöneticisi ve Londra Enerji Kulübü Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Öğütçü, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın “Gabar’ı 2’ye-3’e katlayabilir” diyerek müjdesini verdiği Diyarbakır'daki kaya petrolü potansiyelini değerlendirdi.

Konunun ekonomiye ve enerji politikalarına yansımalarını analiz eden Öğütçü, Diyarbakır’a yalnızca yeni bir petrol sahası olarak bakmanın eksik olacağını belirterek; ithalat bağımlılığının azaltılması, yeni teknolojilerin öğrenilmesi ve küresel sisteme karşı dayanıklılığın güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Bölgedeki rezervin büyüklüğüne ve ekonomik etkisine değinen Öğütçü, üretim rakamlarının hafife alınamayacağını belirterek, şunları söyledi: “Diyarbakır’da bugün yaklaşık 600 kilometrekarelik dört blok üzerinde çalışma yürütülüyor. Bakan Bayraktar’ın açıklamasına göre asıl potansiyel alan yaklaşık 7 bin 200 kilometrekare. Yani bugün test edilen alan, toplam potansiyelin ancak onda biri civarında. Türkiye, yaklaşık 1.1 milyon varil/gün mertebesinde petrol tüketen büyük bir ekonomi. Dolayısıyla 100 bin veya 200 bin varillik ilave yerli üretim bile Türkiye’nin toplam petrol dengesinde hissedilir bir değişiklik yaratır.”
Öğütçü, enerji faturasının makroekonomiye etkisini ise şu sözlerle özetledi: “Türkiye’de ürettiğiniz her ekonomik varil yalnızca enerji üretimi değildir. İthal edilmeyen petrol, ülkede kalan dövizdir.”
TEKNOLOJİ LABORATUVARI OLACAK
Kaya petrolünün geleneksel üretimden çok farklı olduğunu vurgulayan Öğütçü, bu alandaki teknoloji transferinin önemine dikkat çekerek, şöyle devam etti: “Geleneksel rezervuarda petrol kuyuya hareket edebilir. Kaya petrolünde ise yolları sizin yaratmanız gerekiyor. Bunun için dikey sondaj sonrası hedef formasyona girerek kilometrelerce yatay sondaj gerçekleştiriyorsunuz. Ardından çok kademeli hidrolik çatlatmayla mikro kanallar açıyorsunuz. Bu teknoloji; jeoloji, kaya mekaniği, yatay sondaj, hidrolik çatlatma, veri analitiği ve yapay zekanın birlikte çalışmasını gerektiriyor. Yabancı şirket gelip kuyuyu açıp giderse bunun stratejik değeri sınırlı kalır. Ama TPAO mühendisleri teknolojiyi öğrenirse, veri birikimi Türkiye’de kalırsa ve ekipman ekosistemi yaratabilirsek başka bir seviyeye geçeriz. Bana göre Diyarbakır’ı yalnız petrol sahası olarak değil, Türkiye’nin ankonvansiyonel enerji teknolojileri laboratuvarı olarak görmek gerekir.”
ENERJİ GÜVENLİĞİNİN TANIMI DEĞİŞTİ
Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı’nda yaşanan küresel krizlerin enerji güvenliğinin tanımını değiştirdiğini ifade eden Öğütçü, yerli üretimin önemini şöyle anlattı: “Bugün Hürmüz Boğazı’nda bir kriz yaşandığında piyasalar hareketleniyor, Kızıldeniz’de tankerler rota değiştiriyor, sigorta ve navlun maliyetleri yükseliyor. Eskiden ‘paranız varsa petrolü satın alırsınız’ denilebilirdi. Bugün para tek başına yeterli olmayabilir. Petrolün bulunması, tanker bulabilmeniz, rotanın açık olması, sigorta yaptırabilmeniz ve ürünü zamanında ülkenize ulaştırabilmeniz gerekiyor. Bu nedenle Türkiye’nin mümkün olan en yüksek ölçüde kendi petrolünü üretmesi artık yalnız ekonomik değil, aynı zamanda stratejik güvenlik meselesidir.”
TPAO KÜRESEL BİR YATIRIMCIYA DÖNÜŞÜYOR
Türkiye'nin yurt dışında attığı enerji adımlarına da vurgu yapan Mehmet Öğütçü, ‘kontrol edilebilir enerji portföyü’ hedefine işaret etti: “TPAO, Bulgaristan’ın Karadeniz’deki Khan Tervel sahasında arama ruhsatına yüzde 33 ortak oldu. Kerkük’te ise BP’nin şirketine yüzde 15 hisseyle girdi. Bu, çok önemli bir paradigma değişikliğidir. Türkiye, artık Irak petrolünün yalnız müşterisi veya boru hattı üzerinden geçiş ülkesi değildir. Rezervin ve üretimin içerisine ortak olarak giriyor. Türkiye’nin enerji güvenliğini yalnız Türkiye topraklarının altında bulunan petrol ve gazla sınırlayamayız.”
Öğütçü, ekonomi kanunlarının göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek, kaya petrolü üretiminin maliyetli yapısı konusunda da şu uyarılarda bulundu: “Bir petrolü sürekli olarak piyasa fiyatının üzerinde maliyetle üretmek sürdürülebilir değildir. Bu nedenle her projenin kuyu başına yatırım maliyeti, varil başına üretim maliyeti, üretim düşüş oranları ayrı ayrı hesaplanmalı. Shale petrolünde kuyularda üretim geleneksel kuyulara kıyasla daha hızlı düşebilir. Üretimi tutabilmek için sürekli yeni kuyular açmanız gerekebilir. Türkiye’nin hedefi ‘ne pahasına olursa olsun petrol üretmek’ olmamalı. Rekabetçi maliyetle, sürdürülebilir biçimde ve teknoloji kazanarak üretmek olmalı.”
ÜÇLÜ KAZANÇ: PETROL, DÖVİZ VE TEKNOLOJİ
Enerji merkezi vizyonunu ve ulusal stratejik stok yükümlülüklerini de değerlendiren Öğütçü, “Stratejik petrol rezervleri yalnız ticari stok değildir. Ulusal dayanıklılık kapasitesidir” diyerek, sözlerine şöyle devam etti: “Üzerinizden boru hattı geçmesi sizi otomatik olarak enerji merkezi yapmaz. Transit ülke olursunuz. Gerçek enerji merkezi olmak için üretmeniz, depolamanız, rafine etmeniz, alıcı ve satıcıların serbestçe ticaret yapabildiği likit bir piyasa yaratmanız ve fiyat oluşumunda söz sahibi olmanız gerekir. Ceyhan bu anlamda çok daha büyük düşünülmeli. Sadece boru hattının son noktası değil; petrol depolama, rafineri, petrokimya, ticaret ve fiyatlama merkezi olarak geliştirilebilir.”
Diyarbakır özelindeki gelişmelerin genel tablosunu çizen Öğütçü, şu tespitleri yaptı: “Bence üçlü bir kazanç potansiyeli var: Petrol, döviz ve teknoloji. Petrol üretirseniz ithalat bağımlılığınızı azaltırsınız. İthalatı azalttığınız ölçüde cari işlemler dengenizi güçlendirirsiniz. Teknolojiyi öğrenirseniz yalnız Diyarbakır’daki değil, Türkiye’deki ve çevre ülkelerdeki yeni kaynakları değerlendirme kapasitesi kazanırsınız. Hürmüz ve Kızıldeniz’in her an yeni bir enerji krizine dönüşebildiği bugünün dünyasında enerji bağımsızlığı artık slogan değil, bir dayanıklılık politikasıdır. Diyarbakır’ın gerçek önemi de tam burada yatıyor.”
