Cuma4 Eylül 202611:18İSTPİYASAAÇIK
GündemÖne çıkan

Fabrikalar dönüşüyor meslekler değişiyor: Sanayi için yeni kariyer fırsatları anlatılmalı

Dijitalleşme ve yüksek teknolojili üretimle dönüşen sanayi, yapay zeka, robotik ve veri analitiği gibi alanlarda nitelikli iş gücüne ihtiyaç duyuyor. Uzmanlar, çözümün eğitim-sanayi işbirliğinden geçtiğini vurguluyor. Bu noktada gençlere, dönüşen sanayinin ağır iş yükü getiren bir alan değil, yeni bir kariyer fırsatı olduğunun anlatılması ve üniversite müfredatının da bu yönde düzenlenmesi öneriliyor.

Yayınlanma

Güncellenme

Paylaş
Fabrikalar dönüşüyor meslekler değişiyor: Sanayi için yeni kariyer fırsatları anlatılmalı

Sanayi; dijitalleşme, yeşil dönüşüm, otomasyon ve yüksek teknolojili üretimle yeni bir döneme girerken, sektörün ihtiyaç duyduğu insan kaynağının niteliği de değişiyor. Geleneksel kaynakçılık, tornacılık gibi mesleklerin yanı sıra yapay zeka, robotik, otomasyon, yazılım, veri analitiği, enerji sistemleri ve ileri üretim teknolojileri sanayide yeni kariyer alanları oluşturuyor. Gençleri üretime çekmek ve sanayiyi yeniden güçlü bir ‘kariyer merkezi’ haline getirmek için kamu ve özel sektörün istihdamı artıracak adımlar atması gerekiyor.

DÖNÜŞÜME İHTİYAÇ DUYULUYOR
Sektörde teknolojik yatırımlar hızlanırken nitelikli çalışan ihtiyacının karşılanması giderek önem kazanıyor. Bu nedenle gençlerin eğitim sürecinde gerçek üretim ortamlarıyla buluşturulması, mühendislik öğrencilerinin sektörle bağlantılı proje ve stajlara yönlendirilmesi, yüksek teknoloji şirketlerinin nitelikli istihdama teşvik edilmesi ve özel sektörün gençlerin beklentilerine uygun çalışma ortamları oluşturması gerekiyor. akademisyenler, sanayide istidam sorununun yalnızca açık pozisyonların doldurulması üzerinde değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekerken, eğitimden çalışma ortamlarına, kariyer olanaklarından şirket kültürüne kadar kapsamlı bir dönüşüme ihtiyaç duyulduğunu vurguluyor.

UYUM DÜZENEĞİ KURULMALI
Sanayide insan kaynağı açığının yalnızca bir yerleştirme problemi olarak görülmemesi gerektiğini belirten OSTiM Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Yülek, meselenin teknoloji politikaları ve üretim kültürünün yeniden inşası olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Bu bağlamda özel sektör, devlet ve üniversiteler arasında uyum düzeneği kurulması gerektiğini anlatan Yülek, şöyle konuştu: “Devlet, temel sanayi kollarını hedefleyen uzun vadeli ve geniş çaplı politikalar kurgularken, özel sektör bu hedefleri kendi çalışma ortamına yansıtmalı. Ortak adım olarak, eğitim müfredatının sanayinin güncel ihtiyaçlarına göre hızla yenilenebileceği, kuramsal bilginin sahada anında uygulamaya dökülebileceği esnek ve devingen bir uyum düzeneği kurulmalı.”

AĞIR İŞ ALGISI DEĞİŞMELİ
Öte yandan gençlerin sanayiye ilgisi, geçmişin ağır ve yıpratıcı iş kolu algısının gölgesinde kalıyor. Sanayi denildiğinde akla kas ve beden gücüne dayalı ağır ve yıpratıcı iş ortamı geliyor. Sektördeki bu algıyı yıkmak için köklü bir toplumsal dönüşüme ve doğru bir iletişim yönetimine ihtiyaç olduğunu söyleyen Yülek, sanayinin geçirdiği teknolojik dönüşümün gençlere daha iyi anlatılması gerektiğini belirtti. yeni neslin, anlam arayışı yüksek, sayısal çağın içine doğduğunu söyleyen Yülek, ”Sanayinin artık salt kas gücünden ziyade yenilikçilik yönetimi, otomasyon ve sayısal dönüşüm anlamına geldiğini onlara sahada göstermeliyiz. Üretimin toplumsal ve kültürel işleyişini gençlerin beklentileriyle eşleştirdiğimizde, sanayinin gençler için yeniden bir çekim merkezi haline geldiğini açık bir şekilde görüyoruz” dedi.

TEKNOLOJİYE ÖZEL İSTİHDAM DESTEĞİ
Bununla birlikte devlet, sanayi sektörlerinde istihdamın korunmasını ve artırılmasını sağlamak amacıyla birçok düzenleme yapıyor. Kamunun mevcut istihdam desteklerinin işletmeler açısından önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Murat Yülek, yeni dönemde teşviklerin yalnızca sayısal istihdam artışına değil, nitelikli insan kaynağına da odaklanması gerektiğini söyledi.

Özellikle yeşil dönüşüm ve yüksek teknolojili üretim yapan şirketlerin genç yetenek istihdam etmesi halinde ‘Ar-Ge ve yenilikçilik insan Kaynağı’ başlığı altında özel desteklerden yararlanabileceğini belirten Yülek, üniversite-sanayi işbirliğinde öğrencilere verilen desteklerin kapsamının da genişletilmesi gerektiğine dikkat çekti.

MEZUNLARIN YÜZDE 85’İ İŞ HAYATINDA
Öte yandan, OSTiM Teknik Üniversitesi’nde uygulanan ‘iş yeri Deneyimi’ modeliyle öğrenciler, birinci sınıftan itibaren başta ankara olmak üzere Türkiye’nin farklı bölgelerindeki sanayi işletmelerinde çalışma hayatına başlıyor. Bu çalışmanın sanayicinin en büyük zorluğu olan işe alışma-öğretme maliyeti ve zaman kaybını ortadan kaldırdığını belirten Yülek, şunları söyledi: “Rakamlarla konuşmak gerekirse; mezunlarımızın iş hayatına katılım ve kendi girişimlerini kurma oranı yüzde 85’lerin üzerinde ve bu ivme her geçen gün artıyor. Daha da önemlisi ‘işe geçiş süresi’ verileridir. Geleneksel sistemde aylar veya yıllar süren iş bulma serüveni, bizim modelimizde adeta ‘eksi’ye düştü. Öğrencilerimizin çok büyük bir kısmı, henüz diplomalarını almadan, üçüncü veya dördüncü sınıfta ‘iş yeri Deneyimi’ kapsamında görev yaptıkları firmalardan iş teklifi alıyor ve sözleşme imzalıyor.”

GELECEK İHTİYAÇLARINA GÖRE TASARLANMALI
İstanbul Ticaret Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi Koordinatörü Doç. Dr. ilker Köse ise eğitim ile sanayi arasındaki uyumsuzluğa dikkat çekti. Sanayi-eğitim uyumsuzluğunun temelinde geleceği okuyamama sorununun bulunduğunu belirten Köse, şirketlerin teknoloji ve küresel üretimin hangi yöne gittiğini öngörerek, insan kaynağını buna göre hazırlaması gerektiğini söyledi.


Köse, şöyle konuştu: “analitik değerlendirmenin en temel adımı durumu ve ihtiyacı belirlemek, sonra beklentiyi karşılayacak adımları tespit edip eylem planı hazırlamaktır. Ülkelerde sanayinin genel anlamda eğitim sisteminden, özelde ise üniversitelerden beklentilerin belirlenmesi son derece hayati bir konudur. Ülkelerin en önemli kaynağı insandır. insanların nasıl bir eğitim sistemi ile hazırlanacağı ve ömrünü nasıl geçireceği bu sistemin işleyişine bağlıdır. Teknolojinin gelişim hızını ve sanayinin rekabet gereği teknolojiyi çok yakından takip ettiğini dikkate aldığımızda, eğitim sisteminden sanayinin bu çeşitliliği yüksek ve değişken ihtiyaçları tespit etmesini beklemek, temelden yanlış bir düşüncedir. Eğitim sisteminin herhangi bir değişime tepki süresi sadece üniversiteleri bile esas alsak 4-5 yıl sürüyor. Dolayısıyla sanayi ile eğitim sistemi arasındaki ihtiyaç tespiti ve aksiyon alma yöntemi, sürekli gecikmeli olarak takip edecektir ve asla ihtiyacı karşılamayacaktır. Eğitim sistemi bugünün ihtiyaçlarına göre değil, gelecek öngörüsüyle tasarlanmalı.”

SANAYİ NE ARADIĞINI DOĞRU TANIMLAMALI
Sanayi sektörünün sık sık dile getirdiği nitelikli iş gücü talebinin çoğu zaman nitelikli bir analize değil de ezbere dayalı bir ifade olduğunu belirten Köse, sektörün bu talebinin üç farklı grupta değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
ilk grupta kaynakçılık, operatörlük ve benzeri spesifik teknik becerilerin bulunduğunu ve bu ihtiyaçların meslek liseleri ve mesleki eğitim programlarıyla karşılanabileceğini kaydeden Köse, ikinci grupta yapay zeka uzmanı, finans uzmanı veya benzer geniş tanımlı pozisyonların bulunduğunu belirtti. Köse, bu kategoride işletmelerin çoğu zaman ihtiyaç duyduğu yetkinliği yeterince somut tarif edemediğine dikkat çekti.

Üçüncü grupta ise ileri teknoloji şirketlerinin aradığı çok spesifik ve yüksek uzmanlık gerektiren yetenekler bulunduğunu belirten Köse, bu ihtiyaçların; daha çok lisansüstü eğitim, araştırma ve üniversite-sanayi işbirlikleriyle karşılanabildiğini söyledi.