Kritik minerallerde rekabet derin denizlere taşındı
Elektrikli araçlardan yapay zekaya, savunma sanayisinden enerji depolamaya kadar birçok stratejik sektörün ihtiyaç duyduğu kritik mineraller için küresel rekabet okyanusların derinliklerine taşındı. ABD, Çin, Japonya ve Hindistan deniz tabanındaki kaynaklara yönelirken, Türkiye de deniz araştırma ve sismik arama kabiliyetleriyle bu alandaki konumunu güçlendirmeye hazırlanıyor.

Lityum, nikel, kobalt, bakır, manganez ve nadir toprak elementlerine yönelik talep, küresel enerji dönüşümüyle birlikte hızla artıyor. Elektrikli araçlar, yapay zeka sistemleri, savunma teknolojileri ve enerji depolama çözümlerinin temel girdileri arasında yer alan bu mineraller, artık yalnızca sanayinin değil, ülkelerin ekonomik güvenliği ve jeopolitik gücünün de bir parçası haline geldi.
Birleşmiş Milletler verilerine göre, akıllı telefonlardan füzelere kadar geniş bir kullanım alanına sahip kritik minerallere yönelik talep 2030'a kadar üç katına, 2040'a kadar ise dört katına çıkacak. Ham ve yarı işlenmiş mineral ticaretinin geçen yıl 3 trilyon dolara ulaşması da sektörün büyüklüğünü gösteriyor.
ÖNCELİK POLİMETALİK NODÜLLERDE
Büyüyen bu pazardaki küresel rekabet şu an deniz tabanındaki polimetalik nodüllerde yaşanıyor. Milyonlarca yılda oluşan bu nodüller; nikel, kobalt, bakır ve manganez gibi stratejik metalleri barındırıyor. Batarya üretiminden savunma sanayisine, elektronik sistemlerden altyapı yatırımlarına kadar pek çok alanda kullanılan bu metaller, deniz altını yeni bir hammadde kaynağı haline getirdi.
Uluslararası sularda ise ticari ölçekte derin deniz madenciliği henüz başlamadı. Ancak Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi (ISA) tarafından verilen keşif lisansları için ülkeler ve şirketler yoğun rekabete içinde. Çevresel etkiler, düzenleyici eksiklikler ve yüksek maliyetler ticari üretimin önündeki başlıca engeller arasında yer alırken, Batılı ülkeler özellikle Çin'in kritik mineral tedarik zincirlerindeki hakimiyetini azaltacak alternatif kaynaklar üzerinde çalışıyor.
ABD SÜRECİ HIZLANDIRIYOR
Kritik minerallerde dışa bağımlılığı azaltmayı hedefleyen ABD, derin deniz madenciliğini stratejik öncelikleri arasına aldı. The Metals Company'nin deniz tabanında ticari madencilik için yaptığı başvurunun ABD federal şartlarına uygun bulunduğu açıklandı. Şirket, çevresel değerlendirmeleri de kapsayan bu sürecin 2027'nin ilk çeyreğinde tamamlanmasını bekliyor.
En çok başvuru yapılan mineral ise enerji, savunma ve altyapı sektörlerinde kullanılan polimetalik nodüller oldu. Washington yönetimi ayrıca Amerikan Samoası açıklarında deniz tabanı mineral kiralama sürecini başlatarak stratejisini yalnızca uluslararası sularla sınırlı tutmuyor.
JAPONYA DENİZ ÇAMURUNA YÖNELDİ
Çin'e bağımlılığı azaltmayı amaçlayan Japonya, kritik minerallerde dikkat çekici bir adım attı. Minamitorishima Adası yakınlarında yaklaşık 6 bin metre derinlikten nadir toprak elementleri içeren deniz çamuru çıkarıldı.
Dünyada ilk kez bu derinlikte gerçekleştirilen çalışma, Japonya'nın yüksek teknoloji ve savunma sanayisi için yerli kaynak oluşturma planının önemli aşamalarından biri olarak görülüyor. Tokyo yönetimi, 2026'da test madenciliği, 2027'de ise günlük 350 ton çamur çıkarabilecek deneme sistemine geçmeyi hedefliyor. Bölgedeki tortularda disprosyum, neodimyum, gadolinyum ve terbiyum gibi stratejik elementlerin bulunduğu değerlendiriliyor.
ÇİN VE HİNDİSTAN OKYANUSLARDA
Çin, derin deniz madenciliğinde yalnızca kaynak arayan değil, aynı zamanda okyanus tabanını haritalayan ve derin deniz teknolojileri geliştiren başlıca aktörlerden biri. Cook Adaları çevresinde ABD ve Çin'in aynı sahalarda pozisyon alması, rekabetin ekonomik boyutun ötesine geçerek jeopolitik önem kazandığını gösteriyor.
Hindistan ise Deep Ocean Mission programı kapsamında derin deniz kaynaklarına odaklanıyor. Program çerçevesinde polimetalik nodüllerin araştırılması, 6 bin metre derinliğe inebilecek yerli denizaltı sistemlerinin geliştirilmesi ve Orta Hint Okyanusu Havzası'ndaki kaynakların değerlendirilmesi hedefleniyor. Hindistan'a tahsis edilen alanda yaklaşık 380 milyon ton polimetalik nodül bulunduğu belirtiliyor.
Derin deniz madenciliğinin önündeki en büyük engellerden biri çevresel etkiler konusundaki belirsizlikler. Norveç'in Arktik bölgede planladığı deniz tabanı madenciliği programı, çevresel endişeler ve siyasi baskılar nedeniyle askıya alındı.
Yaklaşık 280 bin kilometrekarelik alanda lisans süreci başlatmayı hedefleyen Oslo yönetimi, yoğun eleştirilerin ardından geri adım attı. Avrupa'da da benzer tartışmalar sürerken, çevresel riskler ile kritik mineral ihtiyacı arasındaki denge arayışı devam ediyor.
TÜRKİYE GAZ ARARKEN MADEN DE KEŞFEDİYOR
Türkiye'nin deniz madenciliğindeki çalışmaları şimdilik doğrudan mineral çıkarımından çok araştırma, sismik veri toplama ve hidrokarbon faaliyetlerine dayanıyor.
MTA Oruç Reis araştırma gemisi, deniz tabanında jeofizik araştırmalar yürütürken, üzerindeki ROV sistemi sayesinde 1.500 metre derinliğe kadar gözlem ve örnekleme yapabiliyor. Savunma sanayisinde geliştirilen insansız deniz araçları ve su altı sistemleri de gelecekte deniz madenciliği araştırmalarında önemli bir avantaj sağlayabilecek teknolojiler arasında gösteriliyor.
Türkiye'nin Somali açıklarında yürüttüğü sismik arama faaliyetleri de açık deniz operasyon kabiliyetinin geliştiğine işaret ediyor. Uzmanlara göre, kritik mineraller alanında ilerleyebilmek için Karadeniz, Ege ve Akdeniz'deki potansiyel sahaların haritalanması, deniz tabanı mineral envanterinin hazırlanması, ROV ve AUV teknolojilerinin geliştirilmesi ile çevresel veri tabanının oluşturulması gerekiyor.
MALİYETİ DE TEKNİK ZORLUKLARI DA YÜKSEK
Türkiye Kritik Mineral İnisiyatifi Kurucusu Sait Uysal, derin denizlerdeki kaynaklar önemli bir potansiyel taşısa da yüksek maliyetler ve teknik zorluklar nedeniyle ticari uygulanabilirliğin sınırlı olduğunu söyledi.
Türkiye'nin jeolojik yapısının cazip bir fırsat sunduğunu belirten Uysal, “Anadolu'nun geçmişte Tetis Okyanusu tabanında yer alan oluşumlar üzerinde bulunması, bazı mangan yataklarının deniz tabanındaki mineral oluşumlarıyla benzer özellikler taşımasına neden oldu. Bu yataklarda nikel ve kobalt gibi kritik mineraller de bulunuyor. Türkiye'nin, yüksek maliyetli derin deniz faaliyetlerine yönelmeden önce mevcut kara kaynaklarındaki potansiyeli daha etkin değerlendirmesi gerekir” dedi.
DÜZENLEMELER TAMAMLANMADAN TİCARİ ÜRETİM ZOR
Derin deniz madenciliğinde uluslararası kuralların henüz netleşmemesi, sektörün önündeki en önemli belirsizliklerden biri olarak görülüyor. Açık denizlerde yapılacak faaliyetlerin denetlenmesinin de ayrı bir zorluk oluşturduğu belirtiliyor.
Uzmanlara göre mevcut koşullarda derin deniz madenciliği, kritik mineral arz güvenliği açısından zorunlu bir seçenek olarak değerlendirilmiyor. Yüksek yatırım maliyetleri ve teknik riskler nedeniyle ekonomik fizibilite halen tartışma konusu. Buna karşın kendi kaynakları sınırlı olan ve dışa bağımlılığı azaltmak isteyen Japonya gibi ülkeler için derin deniz madenciliği alternatif bir seçenek.









Yorum yazmak için giriş yapın.
Yorumlar yükleniyor…