Yeşil dönüşümde kritik yıl! AB yumuşattı Türkiye yeni eşikte

Avrupa Birliği, Çin’le rekabeti ve yatırım maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle bazı sektörlerde yeşil dönüşüm takvimini yumuşattı. Türkiye ise sanayi başta olmak üzere bazı sektörlerde AB’nin öngördüğü Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’na (SKDM) geçiş sürecinin 1 Ocak itibariyle tam olarak başlamasıyla yeni bir döneme hazırlanıyor.

Giriş: 02.01.2026 - 09:10
Güncelleme: 02.01.2026 - 10:38
Yeşil dönüşümde kritik yıl! AB yumuşattı Türkiye yeni eşikte

Avrupa Birliği, yeşil dönüşümde belirlediği kuralların bazılarını yumuşatırken, bazılarını da güncelledi. AB, bu çerçevede 2035 yılına kadar yeni benzinli ve dizel otomobil satışlarını sona erdirme planlarını esnetti. Bunun yanı sıra birçok sektörü ilgilendirecek ertelemeler yapıldı. Geçen yıl İsveç, Almanya, Fransa ve İspanya dahil birçok ülkede bir dizi önemli dönüşüm projesi ertelendi ya da askıya alındı. Bu kapsamda, Türkiye de sanayi başta olmak üzere çeşitli sektörlerde AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’na (SKDM) geçiş sürecinin 1 Ocak itibariyle kapsamlı olarak yürürlüğe girmesiyle yeni bir dönemin eşiğinde.


3 AYLIK BEYAN ZORUNLULUĞU

Avrupa Birliği’ne ihracat yapan firmalar için Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması kapsamında yeni bir dönem başlıyor. Yılbaşından itibaren çimento, demir-çelik, alüminyum, gübre, elektrik ve hidrojen sektörlerinde AB pazarına ürün gönderen firmalar için üçer aylık sera gazı emisyon beyanı zorunlu hale geldi. Yeni düzenlemeyle emisyon verilerini eksiksiz ve doğru şekilde raporlayamayan firmalar, AB’deki ithalatçıları nezdinde ticari riskli olarak değerlendirilebilecek.


SKDM LİSTESİNİ KONTROL EDİN

Firmaların ilk olarak, AB’ye ihraç ettikleri ürünlerin SKDM kapsamına girip girmediğini kontrol etmeleri gerekiyor. Kapsam dahilindeki ürünler için üretim tesislerine ait emisyon verilerinin toplanması, hesaplanması ve AB tarafına iletilmesi, büyük önem taşıyor. Yeni yılla birlikte emisyon beyanları doğrudan mali yükümlülüğe dönüşecek, firmalar emisyonları karşılığında SKDM sertifikası satın almak zorunda kalacak. Öte yandan, hazırlık yapmayan firmaların, artan karbon maliyetleri nedeniyle AB pazarında rekabet gücü kaybı yaşama riskiyle karşı karşıya kalabileceği vurgulanıyor. SKDM’nin yalnızca bir uyum zorunluluğu değil, aynı zamanda sanayinin yeşil dönüşümünü hızlandıracak stratejik bir araç olduğu belirtilirken; özellikle çimento, metal ve döküm gibi enerji yoğun sektörlerde tedarik zinciri boyunca emisyon verisi yönetiminin belirleyici hale geldiğine işaret ediliyor.


DÜŞÜK KARBONLU ÜRETİM AVANTAJI

Düşük karbonlu üretim yapan sektörler açısından SKDM’nin aynı zamanda bir rekabet avantajı yarata bileceği ifade ediliyor. Türkiye’de üretimin önemli bir bölümünün daha düşük karbon salımı sağlayan teknolojilere dayanmasının, karbon temelli düzenlemeler karşısında ihracatçı firmalar için avantaj oluşturabileceği belirtiliyor. Buna karşın, geçiş döneminin sona ermesiyle birlikte raporlama yükümlülüklerinin daha sıkı ve standart hale gelmesinin, teknik kapasitesi sınırlı üreticiler için ilave idari ve operasyonel maliyetler doğurabileceği uyarısı yapılıyor.


ÇİMENTODA MALİYET UYARISI

Özellikle çimento sektöründe, taslak düzenlemelerin yürürlüğe girmesi halinde SKDM kaynaklı maliyetlerin birkaç kat artabileceği ifade ediliyor. Varsayılan emisyon değerlerinin kullanılması durumunda, sektörün öngörülenden daha yüksek maliyetlerle karşılaşabileceği belirtilirken; her bir tesis için gerçek, doğrulanabilir emisyon verilerinin doğru şekilde sunulmasının maliyetlerin kontrolü açısından kritik olduğu kaydediliyor.


ORMAN KRİTERİ GIDADA BELİRLEYİCİ

AB’nin devreye aldığı Ormansızlaşmanın Önlenmesi Tüzüğü (EUDR) ise gıda ve tarım ürünlerinde yeni bir dönem başlattı. Kakao, kahve, soya, palm yağı, kauçuk ve bu ürünleri içeren mamullerin AB pazarına girişi, ormansızlaşmaya yol açmadan üretildiğinin belgelenmesi şartına bağlandı. İhracatçılardan hammaddenin hangi ülkeden ve hangi araziden temin edildiğini, 31 Aralık 2020 sonrası orman tahribatı yapılmadığını, tedarik zincirinin tamamının izlenebilir olduğunu kanıtlamaları istenecek. Bu yükümlülükler, 2025 sonu itibarıyla kademeli olarak yürürlüğe girdi. Aynı zamanda AB, gıda sektöründe pestisit kullanımını 2030’a kadar yüzde 50, sentetik gübre kullanımını ise yüzde 20 azaltmayı hedefliyor. Bu doğrultuda kalıntı limitleri düşürülürken, bazı pestisit etken maddeleri tamamen yasaklanmış durumda. 2026’da bu oranlar daha titiz takip edilecek. Öte yandan Ormansızlaşmanın Önlenmesi Tüzüğü ikinci kez ertelendi. Uygulama tarihleri büyük/orta işletmeler için 30 Aralık 2026, mikro/küçükler için 30 Haziran 2027 olarak belirlendi.


TEKSTİLDE YENİ ADIMLAR

Tekstil ve konfeksiyon sektörü de AB’nin yeşil dönüşüm ajandasındaki en kritik alanlardan biri olarak öne çıkıyor. 2030 hedefi, AB’de satılan tüm tekstil ürünlerinin uzun ömürlü, tamir edilebilir, geri dönüştürülebilir ve zararlı kimyasal içermeyen ürünler olması yönünde belirlendi. Bu kapsamda; zorunlu eko-tasarım kuralları uygulanacak, geri dönüştürülmüş elyaf kullanımı ve dayanıklılık kriterleri mevzuata bağlanacak, büyük perakendeciler satılamayan ürünleri imha edemeyecek, ürünlerin akıbetini raporlamak zorunda kalacak.


LİSTE GENİŞLİYOR

Kimyasallar ve plastik ürünler ise şu aşamada SKDM kapsamı dışında kalsa da 2030’a kadar bu alanların da karbon düzenlemesine dahil edilmesi gündemde.

Yeşil dönüşümde kritik yıl! AB yumuşattı Türkiye yeni eşikte

ERTELENEN YATIRIMLAR BAŞLAYABİLİR

Enerji Verimliliği ve Yönetimi Derneği (EYODER) Yönetim Kurulu Başkanı Onur Ünlü, enerji sektörünün 2025’te yaşanan zorlu koşullara rağmen 2026’ya yönelik beklenti lerinin güçlü olduğunu söyledi. Ünlü, “Dünyada barış umutlarının artması, Türkiye’de olumlu beklentiler ve 2024-2030 Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı kapsamında yalnızca enerji verimliliğiyle 100 milyon ton emisyon azaltımı hedefi, ertelenen yeşil dönüşüm yatırımlarının yeniden devreye alınma ihtimalini güçlendiriyor” dedi.


TEŞVİKLER YATIRIMLARI HIZLANDIRACAK

Ünlü, bu yılki yavaşlamaya rağmen gıda, ilaç, kimya, otomotiv gibi sektörlerin enerji verimliliği yatırımlarını sürdürdüğünü belirterek, “Ticari binalara yönelik devlet destekleri dikkate alındığında, özellikle hastane ve otel binalarında enerji verimliliği yatırımlarının hız kazanmasını bekliyoruz. Kentsel dönüşüm kapsamında yeni binalarda enerji verimliliği zorunluluğu ise yeşil bina ve teknoloji pazarında önemli bir yatırım potansiyelini gösteriyor” dedi. Geçen yıl Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları kapsamında şirketlerin ilk kez entegre sürdürülebilirlik raporlarını yayımladığını dile getiren Ünlü, bu yıl raporlama yapan firma sayısının artmasını beklediklerini belirtti.

Yeşil dönüşümde kritik yıl! AB yumuşattı Türkiye yeni eşikte

YEŞİL DÖNÜŞÜMDE 14 MADDEYE DİKKAT

İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) Başkanı Ediz Günsel, yeşil dönüşümün rekabetin yeni parametresi haline geldiğini söyledi. Günsel, şirketlerin dayanıklılığını artırmak ve yeşil dönüşüm sürecinde rekabet gücünü korumak için izleyebileceği 14 temel alanı şöyle özetledi:

Sahiplenme: Üst yönetimin yeşil dönüşümü sahiplenmesi ve stratejik planlara entegre etmesi, dönüşümün kurumsal yapıya yerleşmesi açısından öncelikli bir gereklilik.


Enerji dönüşümü: Yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş, hem dekarbonizasyon hem de maliyet avantajı açısından odaklanılması gereken temel alanlardan biri.


Enerji verimliliği: Enerji verimliliğini artıracak projelere ve teknolojik uygulamalara yönelmek, sürdürülebilirlik performansını güçlendiren en etkili adımlar arasında yer alıyor.


İşbirlikleri: Dönüşümün hızlanması için sektörler arası ortak yatırım ve döngüsel üretim işbirliklerinin geliştirilmesi, yeni fırsatların ortaya çıkmasını sağlayabilir.


Kapsayıcılık: Değer zincirinin tamamının dönüşüm sürecine dahil edilmesi, paydaşlarla birlikte hareket edilmesi ve ekosistemin bütüncül olarak dönüşmesi büyük önem taşıyor.


Esneklik ve yeni yatırım alanları: Şirketlerin faaliyet alanlarını çeşitlendirmesi ve sürdürülebilir yeni yatırım alanlarına yönelmesi, uzun vadeli dayanık- lılığın temel bileşenlerinden biri haline geliyor.


Riskleri ve fırsatları okumak: Yeşil dönüşümün getirdiği risk ve fırsatları bütüncül şekilde analiz etmek, stratejik kararların doğruluğunu ve rekabet avantajını doğrudan etkiliyor.


Teknolojik dönüşüm: Dijitalleşme ve yapay zeka uygulamalarının iş süreçlerine entegre edilmesi, verimlilik ve inovasyon kapasitesini artırmada öncelikli bir araç olarak öne çıkıyor.


Kamu-özel sektör işbirlikleri: Altyapı yatırımlarında ve yüksek maliyetli dönüşüm projelerinde kamu desteğiyle geliştirilen işbirlikleri, sürecin hızlanmasına katkı sağlıyor.


Raporlama, güvence ve iletişim: Ölçümleme, izleme, raporlama ve doğrulama sistemlerinin kurulması; hem yönetişim kalitesini hem de paydaş güvenini güçlendiren bir yapı oluşturuyor.


İnsana yatırım: Çalışanların ve paydaşların sürece aktif katılımı, yeni yetkinliklerin geliştirilmesi ve sürekli öğrenme kültürünün benimsenmesi, dönüşümün başarısında kilit rol üstleniyor.


Hız: Değişime hızlı uyum sağlayan ve çevik hareket eden şirketler, yeşil dönüşümün liderleri arasında yer alıyor.


Finansmana erişim: Uluslararası normlara uygun, güvenilir ve şeffaf yapıda projeler geliştirmek, finansmana erişimin önünü açan en kritik unsurlar arasında.


Çalışma zamanı: Türkiye’nin yeşil dönüşüm sürecinde bulunduğu eşik, iş dünyasının daha fazla çaba ve kolektif hareketle bu sürecin kazananı olmasını gerektiriyor.