Türkiye’nin mali kalkanı güçleniyor
Türkiye’nin kamu borcunun milli gelire oranı kamu maliyesinde sağlanan yapısal dönüşümle yüzde 23.1 seviyesine geriledi. Bu oranla Türkiye, AB ortalamasının üçte birinin altına inerek oldukça iyi performans göstermiş oldu. Maastricht kriterlerini de karşılayan rakamlar, bütçe açığındaki düşüş ve faiz dışı fazlaya dönüşle birlikte ekonominin mali kalkanını güçlendiriyor.

TÜRKİYE, kamu borcunun milli gelire oranında Avrupa Birliği ülkelerinden pozitif ayrışmayı sürdürüyor. AB tanımlı genel yönetim borç stoku, 31 Mart 2026 itibarıyla 15 trilyon 622 milyar TL olurken, borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 23.1’e geriledi. Aynı dönemde Avrupa Birliği’nin ortalama kamu borcu/GSYH oranı yüzde 82.9’a yükseldi. Böylece Türkiye’nin borç oranı, AB ortalamasının üçte birinden daha düşük seviyede gerçekleşti. Türkiye’nin oranı, AB’nin mali disiplin ölçütlerinden yüzde 60’lık Maastricht kriterinin de 36.9 puan altında kaldı. Bütçe dengesi tarafında da iyileşme kaydedildi. Merkezi yönetim bütçe açığının milli gelire oranı 2023’te yüzde 5.1, 2024’te yüzde 4.7 seviyesindeyken, 2025’te yüzde 2.9’a geriledi. Merkezi yönetim bütçesi 2025 yılını 255.3 milyar TL faiz dışı fazla ile tamamladı.
KREDİ NOTUNU DESTEKLİYOR
Düşük kamu borcu, Türkiye’nin kredi profiline ilişkin uluslararası değerlendirmelerde de öne çıkıyor. Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu Ba3 ve not görünümünü durağan seviyede korurken, Türkiye ekonomisinin büyük ve çeşitlendirilmiş yapısı ile düşük kamu borcu yükünün kredi notunu desteklediğini bildirdi. Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primi de ağustos ayı başında 240 baz puanın altında seyretti.
TÜRKİYE’NİN STRATEJİK SERMAYESİ
Prof. Dr. Kerem Alkin, Türkiye’nin yüzde 23.1’e gerileyen kamu borcu/GSYH oranının yalnızca uluslararası karşılaştırmalarda öne çıkan bir gösterge olmadığını belirtti. AB’de borç oranının yüzde 82.9’a ulaşması ve gelişmekte olan ülkelerde yüksek seviyelerde seyretmesi dikkate alındığında, Türkiye’nin sahip olduğu mali alanın stratejik bir avantaj niteliği taşıdığını vurgulayan Alkin, Moody’s’in son değerlendirmesinde düşük kamu borcuna yer verilmesinin tesadüf olmadığını söyledi. Alkin, “Düşük kamu borcu, Türkiye’nin stratejik sermayesidir. Ekonominin dayanıklılığını artıran ve geleceğe ilişkin politika seçeneklerini genişleten önemli bir mali güç unsurudur” dedi.
Düşük kamu borcunun Türkiye ekonomisine güven kazandırdığına dikkat çeken Alkin, devlet bütçesinin borç servisi altında ezilmemesi sayesinde kamu kaynaklarının daha verimli alanlara yönlendirilebildiğini belirtti. Mali disiplinin uluslararası yatırımcı algısını da olumlu etkilediğinin altını çizen Alkin, şunları söyledi: “Uluslararası yatırımcılar açısından mali disiplinin korunuyor olması, ülke risk primini aşağı çeken önemli faktörlerden biridir. Küresel ekonomide birçok ülke yüksek borç stokunu çevirebilmek için daha yüksek faiz ödemek zorunda kalırken, Türkiye’nin görece düşük borç yükü ekonomi yönetimine hareket kabiliyeti sağlar.” Alkin, bu hareket alanının yalnızca bugünkü ihtiyaçların karşılanması açısından değil, gelecekte ortaya çıkabilecek fırsatların değerlendirilmesi bakımından da önemli olduğunu vurguladı.
Özel sektöre çarpan etkisi
Kamu borcundaki iyileşmenin reel sektöre ve kamu yatırımlarına alan açabileceğini belirten Prof. Dr. Kerem Alkin, temel meselenin daha fazla harcamak değil, daha doğru yatırım yapmak olduğunu söyledi. Kamu borç servisinin genel devlet bütçesi üzerindeki baskısının azalmasının ulaştırma, enerji, savunma sanayi, dijital altyapı, eğitim, teknoloji ve yüksek katma değerli üretim yatırımlarına daha fazla kaynak ayrılmasını mümkün kılabileceğini anlatan Alkin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu yatırımların önemli bir bölümü özel sektör yatırımlarını da harekete geçirerek çarpan etkisi oluşturur. Mali alanın güçlenmesi, KOBİ’lerin finansmana erişimini kolaylaştıracak garanti mekanizmaları, ihracat destekleri ve üretim odaklı kredi politikaları için daha geniş bir hareket alanı sağlayabilir.” Alkin, kamu maliyesindeki iyileşmenin yalnızca bütçe rakamlarıyla sınırlı kalmayacağını, doğru politikaların uygulanması halinde reel ekonomide üretim, yatırım ve istihdam artışı olarak karşılık bulabileceğini belirtti.
EKONOMİK GÜVENLİK TAMPONU
Düşük kamu borcunun ekonomik şoklara karşı önemli bir koruma sağladığını vurgulayan Alkin, kriz dönemlerinde en büyük avantajlardan birinin gerektiğinde maliye politikasını devreye sokabilecek kapasiteye sahip olmak olduğunu söyledi.
Pandemi döneminde yüksek borçlu ülkelerin ilave destek paketlerini finanse etmekte zorlandığını hatırlatan Alkin, mali alanı güçlü ülkelerin ise ekonomilerini daha rahat destekleyebildiğine dikkat çekti. Alkin, küresel risklere karşı düşük kamu borcunun önemini şöyle anlattı: “Önümüzdeki dönemde küresel ticarette korumacılık, jeopolitik gerilimler, enerji fiyatlarındaki oynaklık ve finansal piyasalardaki belirsizlikler devam edecektir. Böyle bir ortamda düşük kamu borcu, Türkiye açısından ekonomik bir güvenlik tamponu görevi görebilir.” Bu tamponun beklenmeyen şoklar karşısında ekonominin esnekliğini artıracağını belirten Alkin, düşük kamu borcunun piyasalara güven veren önemli bir çıpa işlevi gördüğünü kaydetti.

Geleceği inşa edecek sermaye
Türkiye’nin mali alanını cari harcamaları büyütmek yerine üretim kapasitesini artıracak yatırımlara yönlendirmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Kerem Alkin, “Mali alan, tüketilecek bir kaynak değil, geleceği inşa edecek stratejik bir sermayedir” dedi. Sanayide teknolojik dönüşüm, yapay zeka uygulamaları, yarı iletkenler, savunma sanayi, enerji bağımsızlığı, lojistik koridorları ile su ve gıda güvenliğinin uzun vadeli büyümenin temel başlıkları olduğunu belirten Alkin, mali disiplin korunurken vergi tabanının genişletilmesi gerektiğini söyledi. Kayıt dışılığın azaltılması, kamu harcamalarında verimliliğin güçlendirilmesi ve özel sektör yatırımlarını hızlandıracak reformların sürdürülmesi gerektiğine dikkat çeken Alkin, şöyle devam etti: “Düşük kamu borcu tek başına bir başarı göstergesi değildir. Esas başarı, bu mali gücü üretken yatırımlara, teknolojik dönüşüme ve rekabet gücünü artıracak alanlara yönlendirebilmektir. Yeni dönemde ülkeleri yalnızca düşük borç oranları değil, bu mali alanı ne kadar akıllıca kullandıkları birbirinden ayıracaktır. Türkiye’nin önündeki en büyük fırsat, mali disiplini koruyarak düşük kamu borcunu sürdürülebilir büyümenin ve ekonomik dayanıklılığın temel taşı haline getirmek.”

En güçlü mali gösterge
Pusula Yatırım Başekonomisti Doç. Dr. Filiz Eryılmaz, Türkiye’nin en güçlü mali göstergesinin kamu borcunun milli gelire oranının düşük olması olduğunu söyledi. Kamu borcundaki iyileşmenin reel sektöre ve kamu yatırımlarına doğrudan değil, finansman koşulları üzerinden alan açabileceğini kaydeden Eryılmaz, şöyle konuştu: “Daha düşük kamu borcu, Hazine’nin daha az borçlanma ihtiyacı demektir. Bu durum ülke risk primini geriletir, devletin piyasaya çıkarak faizleri yukarı çekmesini önler ve özel sektörle kaynak rekabetini azaltır.”
Kamunun piyasadan daha az kaynak çekmesi halinde bankaların kaynaklarını şirketlere daha fazla yönlendirebile-ceğini belirten Eryılmaz, reel sektörün krediye erişim, vade ve maliyet koşullarının iyileşebileceğini söyledi. Düşük kamu borcunun kamu yatırımları açısından da önemli olduğuna dikkat çeken Eryılmaz, ulaştırma, enerji, deprem dönüşümü, eğitim ve teknoloji gibi verimlilik artırıcı alanlara daha fazla kaynak ayrılabileceğini vurguladı.
