Şirketlerin yeni riski: Kararsızlık
Giderek artan jeopolitik gerilimler, yüksek finansman maliyetleri ve hızla değişen küresel ekonomik dengeler, şirketlerin karar alma süreçlerini zorlaştırıyor. Yavaş karar alma, şirketlerin büyümesindeki en büyük engellerden biri olarak görülmeye başlandı. Uzmanlara göre yeni dönemin şanslıları veriyi doğru okuyarak hangi adımı bekleteceğini, hangisini ise hemen uygulayacağını değerlendirebilen şirketler olacak.

Küresel ekonomi son yıllarda korumacılığın, risklerin ve belirsizliklerin arttığı bir dönemden geçiyor. ABD ve Çin arasında yaşanan ticaret rekabeti, Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki çatışmalar, enerji ve emtia piyasalarındaki dalgalanmalar ile yapay zeka kaynaklı teknolojik dönüşüm, şirketlerin yatırım kararlarını her zamankinden daha karmaşık hale getiriyor. Milyarlarca dolarlık yatırımın planlandığı bu ortamda, karar alma süreçlerinin uzaması şirketler açısından yeni bir risk unsuru olarak ön plana çıkıyor.
BÜYÜMENİN ÖNÜNDEKİ ENGEL
Karar alma süreçlerindeki yavaşlamanın şirketler açısından önemli bir sorun haline geldiğine ilişkin veriler, artık araştırmalara da yansıyor. Ticari alacak sigortası şirketi Coface’nin araştırmasına göre, şirketlerin yüzde 68’i yavaş karar alma süreçlerini büyümenin önündeki en büyük engel olarak görüyor. Şirketlerin 62’si ise ticari büyüme hedefleri ile risk yönetimi anlayışı arasında hâlâ ciddi bir denge sorunu olduğunu düşünüyor.
FIRSATLAR ZAMANINDA DEĞERLENDİRİLEMİYOR
Araştırma, şirketlerin yalnızca yeni fırsatlar yaratmakta değil, mevcut fırsatları zamanında değerlendirmekte zorlandığını da ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 59’u şirketlerin risk ekiplerinin zaman zaman gereğinden fazla temkinli davrandığını düşünürken, yüzde 52’si farklı ülkelerden veya birimlerden gelen verilerin birbirinden kopuk olması nedeniyle karar alma süreçlerinin yavaşladığını belirtiyor.
KOŞULLAR SÜREKLİ DEĞİŞİYOR
Günümüzde şirketlerin karar almakta zorlanmasının temel nedenleri arasında bilgi eksikliğinden ziyade kararın dayandığı koşulların sürekli değişmesi görülüyor.
İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Adnan Veysel Ertemel, şirketlerin hesaplarını öngörülemez hale getiren faktörleri şöyle sıraladı: Savaşlar ve ülkeler arası gerilimler, enerji ve tedarik güvenliği, ticaret politikalarındaki değişimlerin pazar erişimini zorlaştırması, emtia fiyatlarının üretim maliyetlerini etkilemesi, enflasyon ve faizlerdeki değişimler.
Doç. Dr. Ertemel, bu faktörlerle ilgili olarak, “Dünya Bankası, Orta Doğu’daki çatışmaların etkisiyle 2026’da enerji fiyatlarının yüzde 24, toplam emtia fiyatlarının ise yüzde 16 artmasını bekliyor. Böyle bir ortamda şirketlerin birkaç yıl sonrasına ilişkin satış, maliyet ve yatırım getirisi tahminleri daha karar alınmadan geçerliliğini kaybedebiliyor” dedi.
HER KARARI HEMEN ALMAK DOĞRU DEĞİL
İş dünyasında sıkça kullanılan “En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir” sözünün her durumda geçerli olmadığını belirten Ertemel, özellikle geri döndürülmesi zor kararlarda beklemenin ekonomik bir değer taşıyabileceğine dikkat çekti. Doç. Dr. Ertemel, şöyle konuştu: “Büyük bir fabrika yatırımı, şirket satın alması veya uzun vadeli borçlanma gibi geri döndürülmesi zor kararlarda beklemek, yeni bilgi edinmek ve koşulların netleşmesini görmek, ekonomik bir değer taşıyabilir. Nitekim ‘reel opsiyonlar’ yaklaşımı, belirsizlik yükseldiğinde geri döndürülemez yatırımları ertelemenin kimi zaman rasyonel olduğunu söyler. Ancak şirketler için asıl ayrım doğru ve yanlış karar arasında değil, geri döndürülebilir ve geri döndürülemez kararlar arasındadır. Geri döndürülebilir kararlarda gecikme, yanlış karar vermekten daha pahalı hale gelebilir. Çünkü karar vermemek nötr kalmak değil, mevcut durumu bütün maliyetleriyle sürdürmeyi seçmektir.”
YATIRIM STRATEJİLERİ DEĞİŞİYOR
Öte yandan, belirsizliklerin uzaması şirketlerin yatırım stratejilerini de değiştiriyor. Şirketler artık tek bir alana büyük bir yatırım yerine aşamalı yatırım modellerine yöneliyor.
Projelerin pilot uygulamalarla ilerletildiğini, şirketlerin nakit rezervlerini korumaya öncelik verdiğini ve planlama dönemlerinin kısaldığını söyleyen Ertemel, Türkiye’deki durumu ise şöyle anlattı: ”Türkiye’de bu eğilim yüksek finansman maliyetleri, iç ve dış talebe ilişkin soru işaretleri ve devam eden enflasyonla daha da güçleniyor. Haziran 2026’da yıllık tüketici enflasyonu yüzde 32.11 olarak gerçekleşirken, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın firma görüşmeleri de yatırım planı bulunmayan şirketlerin özellikle talep koşullarındaki belirsizlikleri ve finansman maliyetlerini gerekçe gösterdiğini ortaya koyuyor. Beklemek bu koşullarda anlaşılabilir bir savunma mekanizması olsa da uzun süre devam ettiğinde kapasite artışını, yenilikçiliği ve rekabet gücünü erteleyen kalıcı bir atalete dönüşebiliyor.”
RİSK DEĞİL, BELİRSİZLİK YÖNETİYOR
Bununla birlikte belirsizliklerin kalıcı hale geldiği küresel ekonomide şirketlerin karşı karşıya kaldığı en büyük sorunlardan biri de geleceği öngörememek. Normalde şirketler kararlarını gelecek üç aya ve gelecek yıla ilişkin beklentilerle alıyor. Fakat günümüzde şirketler hangi geleceği bekleyeceklerini bilmedikleri için karar almaktan kaçınıyor.
İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elçin Aykaç Alp ise günümüz şirketlerinin riskten çok belirsizlikle mücadele ettiğini belirterek, şunları söyledi: “Günümüzde bozulan şey beklentinin yönü değil netliğidir. Firmalar iyi ya da kötü bir gelecek bekledikleri için değil, hangi geleceği bekleyeceklerini bilemedikleri için karar almaktan kaçınıyor. Bu ikisi birbirinden tamamen farklı iki durumdur ve farklı çözümler gerektirir.”

Risk ile belirsizliğin aynı kavramlar olmadığını vurgulayan Alp, “Riskte olası sonuçlara olasılık atayabildiğimiz için sigorta eder, bütçeye koyar ve fiyatlarız, belirsizlikte ise olasılık dağılımının kendisi bilinmediğinden fiyatlama imkânı ortadan kalkar. Zorlanılmasının temel nedeni ise şirketlerin elindeki araçlar yani bütçe, fizibilite, senaryo analizi, iskonto oranı hep risk için tasarlanmış olduğundan, bugün risk araçlarıyla belirsizlik yönetilmeye çalışılıyor” dedi.
FATURASI 202 MİLYAR DOLAR
Belirsizliğin şirketler açısından görünmeyen ancak oldukça yüksek maliyetler oluşturduğunu ifade eden Alp, Uluslararası Ticaret Odası (ICC) adına Oxford Economics tarafından hazırlanan Nisan 2026 tarihli çalışmaya göre politika belirsizliğinin 2025 yılında dünya ekonomisinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturan 10 ülkede reel sektör yatırımlarını yüzde 1.4 azalttığını ve yaklaşık 202 milyar dolarlık yatırımın ertelenmesine ya da kaybedilmesine neden olduğunu söyledi.
VERİLMEYEN KARARLARIN BEDELİ
Şirketlerin yalnızca verdikleri kararın değil, veremedikleri kararların da bedelini ödediğini hatırlatan Alp, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yanlış kararın maliyeti bilançoda görünür hale gelir, zarar yazılır, değer düşüklüğü karşılığı ayrılır, sorumlusu bellidir. Kararsızlığın maliyeti ise hiçbir yerde görünmez. Hiçbir hesap planında ‘verilmeyen kararın maliyeti’ başlıklı bir satır bulunmaz. Fakat bu ödenmeyen ve görünmeyen kararsızlığın bedeli; ertelenen yatırımın üretmediği nakit ve beklerken rakibe kaptırılan pazar payı, eskiyen bilgi, karar süreci uzadıkça kararın dayandığı veri geçersizliği ve nitelikli insan kaynağı; zira karar alınmayan bir kurumda yetkin kadro kalıcı olmayacaktır. Bunların ölçülmesi de mümkün. Ertelenen projenin aylık net nakit akışı gecikme ay sayısıyla çarpılıp, üzerine kaybedilen pazar payının bugünkü değeri eklendiğinde, ortaya ölçülebilir bir maliyet çıkar.”
BELİRSİZLİK AZALTILABİLİR
Alp, belirsizliğin tamamen ortadan kaldırılamayacağını ancak doğru verilerle yönetilebileceğini belirtti. İş dünyasının beklenti endekslerini daha etkin kullanması gerektiğini kaydeden Alp, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın Reel Kesim Güven Endeksi, Kapasite Kullanım Oranı, TÜİK’in Ekonomik Güven Endeksi, İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat PMI verileri ve İstanbul Ticaret Üniversitesi’nin katkısıyla hazırlanan İYMMO Ekonomi Beklenti Endeksi’nin yöneticilere önemli öncü sinyaller verdiğini ve bu göstergelerin şirketlerin karar kalitesini artıracağını söyledi.
VERİYİ OKUYAN DOĞRU KARAR ALIR
İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elçin Aykaç Alp, iş dünyasında şirketlerin doğru karar alabilme oranını artıracak endekslerin doğru okuma kurallarını şöyle sıraladı:
* Gerçekleşme endeksi ile beklenti endeksini birbirine karıştırmamak gerekir. Biri teşhis, diğeri öngörü aracıdır.
* Seviyeye değil, yöne ve mevcut durum ile beklenti arasındaki makasa bakılmalı.
* Yalnızca ortalamaya değil, ‘değişmeyecek’ yanıtını verenlerin oranına da bakmak gerekir.
* Tek bir endekse güvenmemeli, en az bir öncü ve bir eşanlı gösterge birlikte okunmalı.
* Endeksin beklentiyi ölçtüğünü unutmamak gerekir; alt bileşenler de ayrıca izlenmeli.

YAPAY ZEKA HEM RİSK HEM FIRSAT
Şirketlerin karar alma sürecinde yapay zekanın öneminin giderek arttığını belirten İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Adnan Veysel Ertemel, yapay zekanın büyük veri analizi, farklı senaryoları karşılaştırma ve erken uyarı sayesinde yöneticilere önemli fırsatlar sunduğunu belirtti.
Bununla birlikte yapay zekanın iş gücü ve sektörler üzerinde etkisinin de yeni belirsizlikler yarattığını vurgulayan Ertemel, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün araştırmalarının yapay zekanın bazı görevlerde belirgin verimlilik artışları sağladığını, ancak etkinin mesleklere, çalışan gruplarına ve kurumların teknolojiyi nasıl uyguladığına göre önemli ölçüde değiştiğini aktardı.
Ertemel, “Yapay zeka bilgi işleme süresini kısaltabilir fakat kimin karar vereceği, riskin kim tarafından üstlenileceği ve sonucun hesabını kimin vereceği sorunlarını ortadan kaldıramaz. Bugünün rekabet avantajı yalnızca daha fazla veriye sahip olmak değil, hangi kararın hızla, hangisinin dikkatle alınması gerektiğini ayırt edebilmektir” dedi.





Yorum yazmak için giriş yapın.
Yorumlar yükleniyor…