istanbul-ticaret-gazetesi
istanbul-ticaret-gazetesi

Savunmanın yeni yol haritası! Anahtar teknolojilerde tam egemenlik

Türk savunma sanayi, 10.5 milyar dolarlık ihracat rekoru kırarken ‘teknolojide anahtarı elde tutma’ vizyonuyla hedef büyütüyor. Motor teknolojisindeki stratejik malzeme tercihlerinden üretim kapasitesindeki artışa kadar her adım, ‘tam bağımsızlık’ ve ‘sürdürülebilir küresel rekabet’ hedefine kilitlenmiş durumda.

Giriş: 23.01.2026 - 09:31
Güncelleme: 23.01.2026 - 09:31
Savunmanın yeni yol haritası! Anahtar teknolojilerde tam egemenlik

Türk savunma sanayi, son yıllarda yalnızca platform ve sistem geliştiren bir yapı olmaktan çıkarak; stratejik malzeme seçimi, sürdürülebilir üretim, ihracatta süreklilik ve yüksek kapasite ekseninde yeniden tanımlanan bir sanayi mimarisine doğru ilerliyor. Bu dönüşümün arka planında ise sektörün önde gelen isimlerinin altını çizdiği ortak bir yaklaşım var: Anahtar teknolojilerde tam egemenlik.


TASARIM VE MALZEME

Yerli uçak motorları konusunda en net çizilen çerçevelerden biri, TEI Genel Müdürü Mahmut Faruk Akşit’e ait. Akşit’e göre motor geliştirmede asıl kritik konu, yalnızca yüksek itki ya da verimlilik değil; hangi malzemenin, hangi tedarik koşullarıyla seçildiği.


Akşit, yerli motor projelerinde malzeme tercihlerinin ‘stratejik’ bir bakışla yapıldığını vurguluyor. Buna göre, dünyada tek kaynağa bağlı, kriz dönemlerinde erişimi zorlaşabilecek alaşımlar yerine, birden fazla ülkeden temin edilebilen ve uzun vadede sürdürülebilirliği olan malzemeler öncelik kazanıyor. Bu yaklaşım, motor performansını korurken tedarik risklerini azaltmayı ve ihracat önünde görünmez engeller oluşturan bağımlılıkları ortadan kaldırmayı hedefliyor.


SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK NE ANLAMA GELİYOR?

Savunma sanayinde sürdürülebilirlik kavramı, klasik çevre söylemlerinin ötesine taşınmış durumda. Sektör temsilcileri için sürdürülebilirlik; üretimin kesintisiz devam edebilmesi, malzemenin izlenebilirliği ve yaşam döngüsü maliyetinin kontrol altında tutulması anlamına geliyor.


Yerli motor projelerinde malzeme seçiminden üretim süreçlerine kadar uzanan bu anlayış, aynı zamanda savunma sanayinin krizlere karşı dayanıklılığını artıran sessiz bir güvenlik katmanı olarak görülüyor.


YÜZDE 56’SI NATO ÜLKELERİNE 

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) verilerine göre, Türk savunma ve havacılık sanayi 2025 yılını tarihi bir rekorla kapattı. Sektör, bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 48 artışla 10 milyar 56 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi.


Ancak asıl çarpıcı veri ‘gelecek kapasitesi’nde gizli. 2025 yılında imzalanan yeni satış sözleşmelerinin tutarı 17.8 milyar doları buldu. Bu rakam, ASELSAN, ROKETSAN, TUSAŞ ve BAYKAR gibi devlerin üretim hatlarını önümüzdeki yıllarda tam kapasiteyle çalıştıracağının en somut kanıtı. 


İhracatın yüzde 56’sının NATO ülkeleri, ABD ve AB’ye yapılması ise Türk savunma ürünlerinin kalitesinin, en yüksek standartlara sahip pazarlarda bile ‘tercih edilen’ konumuna yükseldiğini gösteriyor.


SADECE SATMAK YETERLİ DEĞİL 

Ancak savunma sanayinin küresel pazarlardaki yükselişi artık sadece rakamlarla değil, istikrarla ölçülüyor. Türkiye savunma sanayinde geniş bir ülke ağına ihracat yapabilir hale gelirken, bu başarının kalıcı olması asıl hedef.


Sektörde bu yaklaşım, ‘satış yapmak’ ile ‘müşteri olmak’ arasındaki fark olarak tanımlanıyor. Ürün satmanın ötesinde; bakım, modernizasyon ve uzun vadeli işbirlikleriyle desteklenen ihracat modeli, savunma sanayinin yeni standardı haline geliyor.


KRİTİK TEKNOLOJİLERİN KONTROLÜ

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın, teknoloji egemenliğini en çarpıcı biçimde özetleyen “Anahtarı sizin elinizde olmayan bir kapı, size ait değildir” sözü, savunma sanayinde bir tür motto olarak kabul ediliyor. 


Bu bakış açısı; kaynak kodundan motor malzemesine, test altyapısından üretim tezgahlarına kadar uzanan geniş bir alanı kapsıyor. Amaç, sadece yerli üretim yapmak değil; kritik teknolojilerin kontrolünü tamamen elinde tutan bir sanayi yapısı oluşturmak.


KAPASİTE: YENİ REKABET ALANI

Savunma sanayinde Ar-Ge başarısı da artık tek başına yeterli görülmüyor. Aselsan Genel Müdürü Ahmet Akyol, bu nedenle  sektörün önündeki en büyük sınavlardan birinin seri üretim ve teslimat kapasitesi olduğuna dikkat çekiyor. Akyol’a göre yüksek teknoloji kadar bu teknolojiyi zamanında ve büyük ölçeklerde üretebilme becerisi de stratejik önem taşıyor.


Bu nedenle kapasite artışı, sadece yeni fabrikalarla değil; nitelikli insan kaynağı, tedarik zinciri yönetimi ve üretim planlama kabiliyetleriyle birlikte ele alınıyor.

Savunmanın yeni yol haritası! Anahtar teknolojilerde tam egemenlik

İNSAN, TEKNOLOJİ VE SÜREKLİLİK

Sektörün farklı alanlarından gelen bu görüşler, savunma sanayinin önümüzdeki dönemde izleyeceği yolun ana hatlarını netleştiriyor. Stratejik malzeme seçimiyle güvence altına alınan motor projeleri, sürdürülebilir üretim anlayışı, teknoloji egemenliğini özetleyen güçlü bir motto ve yüksek kapasite hedefi, ihracatta kalıcı başarının temel taşları olarak öne çıkıyor.


Savunma sanayi, artık yalnızca ‘ne ürettiğiyle’ değil; nasıl, ne kadar süreyle ve kimin kontrolünde ürettiğiyle küresel rekabette yerini belirliyor.


HAVACILIK MOTORLARINDA YERLİ REÇETE

Yerli savunma sanayi projelerinde platformlar (uçak, İHA, helikopter) gökyüzüyle buluşurken, asıl sessiz devrim bu araçların kalbinde, yani motorlarında yaşanıyor. Türkiye, havacılık motorlarının üretiminde en büyük engel olarak görülen ‘stratejik malzeme’ ve ‘süper alaşım’ teknolojilerinde artık kendi reçetesini uygulayan sayılı ülkeler arasına girdi.

Savunmanın yeni yol haritası! Anahtar teknolojilerde tam egemenlik

‘TEK KRİSTAL’ TEKNOLOJİSİ

Bir uçak motorunun en zorlu parçası, motorun en sıcak bölgesinde çalışan türbin kanatçıklarıdır. Bu parçalar, çalışma esnasında 1400 santigrat dereceyi aşan sıcaklıklara ve muazzam merkezkaç kuvvetlerine maruz kalır. Bu ortamda metalin erimemesi ve formunu koruması için sıradan metaller yetersiz kalır. İşte burada devreye giren ‘Tek Kristal’ (Single Crystal) döküm teknolojisi ve nikel bazlı süper alaşımlar, Türkiye'nin TEI öncülüğünde geliştirdiği en stratejik yeteneklerden biri oldu.


Uzmanlar bu gelişmeyi şöyle özetliyor: “Motoru tasarlayabilirsiniz, ancak o ısıya dayanacak malzemeyi size satmadıkları an projeniz hangarda kalır. Türkiye artık sadece motoru değil, motorun hammaddesini de yerlileştirerek görünmez bir ambargoyu kırdı.”

Savunmanın yeni yol haritası! Anahtar teknolojilerde tam egemenlik

LOJİSTİK BİR ZAFER

Stratejik malzeme seçimi, sadece teknik bir başarı değil, aynı zamanda lojistik bir zafer. Küresel krizlerde tedarik zincirinin kırılması riskine karşı, Türkiye'nin kendi geliştirdiği toz metalurjisi ve seramik kalıp teknolojileri, TF6000 ve milli muharip uçak KAAN'ın motoru için hayati önem taşıyor. Geliştirilen bu yeni nesil malzemeler, motorların daha hafif olmasını, daha az yakıt tüketmesini ve çok daha uzun ömürlü olmasını sağlayarak ‘sürdürülebilir savunma’ hedefine de doğrudan hizmet ediyor.