İstanbul kültür rotasının önemli duraklarından olan Yeni Cami Hünkar Kasrı dükkanları, bahar konukları için kapılarını yeniden açtı. Yılda iki kez birbirinden farklı altı sanat dalına ev sahipliği yapan tarihi dükkanlarda hem sanatçılar sanatlarını icra ediyor hem de İstanbul’un en hareketli bölgesinde dükkan deneyimi yaşıyor. İstanbul’un hünkar kasırları arasında en görkemlisi olarak kayıtlara geçen Yeni Cami Hünkar Kasrı dükkanlarının bu bahar konukları arasında, doğadan topladığı yaprakları çeşitli materyaller üzerine aksettiren de var, vegan malzemelerle el yapımı sulu boya üreten de. Yıllarca memuriyet hayatı yaşayıp sonra sanata yönelen sanatçının da çocukluğundan itibaren sanatla iç içe olan sanatçının da görüşü ortak: “Sanat, anda kalmanın ve ruha şifanın en iyi yolu.” Tarihi dükkanların altı aylık konukları sanat yolculuklarını İstanbul Ticaret’e anlattı.
SULU BOYANIN YERLİ ÜRETİCİSİ
Tezhip, minyatür ve el yapımı sulu boya sanatçısı Hülya Dönmez, güzel sanatlar eğitimi ile başlamış sanat yolculuğuna. Öğrencilik yıllarında İran’dan gelen öğrenciler vesilesiyle el yapımı ve boya konusunda farkındalık kazandığını ifade eden Dönmez, “Onların böceklerden ve çiçeklerden boya üretmeleri, hayvan tüylerinden fırçalar yapmaları o kadar ilgimizi çekmişti ki ‘Bu neden bizim ülkemizde yok’ diye düşünmüştük. Mezun olduktan sonra kendi işimizi kurduk. Öğrencilik yıllarımda toprağa attığım filiz can verdi ve bu alanda üretim yapmaya karar verdim” diye anlatıyor el yapımı sulu boya üretimine başlama serüvenini. Dönmez, “Sanat, anda kalmanın sihirli bir anahtarı ve tasavvufla çok bağlantısı olduğunu düşünüyorum” dediği yolculuğuna, hem minyatür hem tezhip hem de sulu boya üretim sanatçısı olarak devam ediyor. Dönmez, yerli markası Şemse ile 146 farklı tonda renk üretiyor ve bitkilerden elde ettiği endemik ile hiçbir hayvani katkı maddesi içermeyen vegan serilerini de meraklılarıyla buluşturuyor.

KİŞİYE ÖZEL TASARIMLAR
Kişiye özel takı tasarımlarının yapıldığı dükkanda takı sanatçısı Aydan Çılgın ile birlikte çalışan mücevher tasarımcısı Parmida Kiakojouri de beş yıl önce İran’dan İstanbul’a geldiğini söylüyor. Kiakojouri, Türk ve İran kültürlerinin birbirlerine benzediğini, İran’da takı ve mücevhere olan ilginin Türkiye’de de benzer özellikler gösterdiğini ifade ederek, “İran takı kültürü ile Türk takı kültürünü aynı potada buluşturuyoruz” diyor. Tasarımlarının kişiye özel yapıldığını ve tamamen el yapımı işçilikle çalıştıklarını anlatan Kiakojouri, “Takı kutularını bile özenle yapıyoruz. Takı çok değerli olduğu için onun içinde muhafaza edileceği kutunun da o derece özenle olması gerektiğini düşünüyoruz. Altın, gümüş, bakır gibi malzemelerle üretimimizi gerçekleştiriyoruz” diye konuşuyor.

DOĞADAN KUMAŞA
Keçe ve ekolojik boyama sanatçısı Bilge Ergin, 20 yıllık memuriyet hayatından sonra yönelmiş keçe sanatına. “Keçe almak için Konya’da ziyaret ettiğim bir usta vardı. Bir gün bana ‘yünün Arapça ne demek olduğunu biliyor musun? Suf derler. Sufi de yün kullanan demektir’ deyince bende bir aydınlanma yaşandı ve bu işi yapmalıyım diye düşündüm” diye anlatıyor keçe sanatına başlama öyküsünü. Sonrasında ekolojik boyama ile de yolları kesişen Ergin, “Ekolojik boyama ise bambaşka bir alem. Hiçbir ürününüzün tam olarak nasıl çıkacağını kestiremiyorsunuz” diyor. Doğadan topladığı yaprakları doğal boyama yöntemi ile boyadığı kumaşlara, çeşitli malzemelere geçiren Ergin, “Bu sanatla birlikte aklımda kalan pek çok sorunun cevabını buldum ya da pek çok tasarımımı bu sanatı icra ederken gerçekleştirdim. Sanat, benim için anda kalmanın önemli bir yolu” diye anlatıyor sanatın kendisi için önemini.

TERZİLİKTEN ÇİNİ SANATÇILIĞINA
Çini sanatçısı Nigar Yüksel de yıllar süren terzilik mesleğinin ardından yönelmiş çini sanatçılığına. “Çini, bana alan açan bir sanat oldu. Çini ile kendimi daha özgür hissediyorum” diyen Yüksel, geleneksel çini sanatını güncel bir yorumla harmanlayarak eserlerini üretiyor. Yüksel, “Çocukluğumdan beri motiflere ilgim çok fazlaydı. Terzilik bunu biraz besledi. Halk eğitimlerde çok çeşitli kurslara gittim. Hat, rölyef, ebru gibi sanatlarda da kendimi denedim. Ancak hepsinin içinde çini sanatı beni kendine çekti. Çini ile tanışınca ona aşık oldum, ayrılamadım. Sanatın sanatçıyı çektiğini düşünüyorum. Çini bir terapi gibi geliyor bana. Başladığınız zaman bırakamıyorsunuz; hem ruhunuzu dinlendiriyorsunuz hem üretme mutluluğu yaşıyorsunuz. Saatlerce başından kalkmadığım ve zamanın nasıl geçtiğini anlamadığım olmuştur” diye anlatıyor çini sanatının kendi dünyasındaki yolculuğunu.

ÇOCUKLUKTA BAŞLAYAN SEVDA
Dükkanlarda cam üfleme sanatçısı olarak konuk olan Burak Albayrak da 11 yaşında başlamış cam sanatını icra etmeye. “Çocukken bir dükkanımız vardı. Cam sanatı icra eden bir beyefendi kiraladı. Bu sanat o kadar ilgimi çekti ki, yanında durup sürekli onu izlerdim. Henüz o çocuk yaşımda ‘ben bu sanatı icra edeceğim’ diye karar vermiştim” diye anlatıyor cam sanatıyla tanışma öyküsünü. Çocuk yaşta başladığı sanattan hiç kopmadığını ifade eden Albayrak, “Cam ile yapamayacağım hiçbir şey yok. Bana bir ürünün resmini gösterin, ne olursa olsun onu camdan yapabilirim. Bu kadar sevdalıyım” diyor. Albayrak, cam üfleme sanatında önemli olanın camı dengede tutabilmek olduğunu belirterek, “Camı eridiği halde damlamadan dengede tutmayı başarıyorsanız bu sanatta ustalığı elde etmişsiniz demektir. Bu bazen yıllar alabiliyor” diye anlatıyor cam sanatının inceliklerini.
