Sanat pazarında ışık Doğu’dan yükseliyor

Hong Kong–Seul–Dubai–Doha hattında güçlenen sermaye akışı, devlet destekli müze yatırımları ve genç koleksiyoner dalgası, küresel sanat piyasasında ağırlık merkezinin değiştiğini gösteriyor. Uzmanlara göre Batı hâlâ prestij ve marka üretiminde güçlü. Ancak yeni talep, yeni para akışı ve yeni kurumlaşma Asya-Pasifik, Körfez ülkelerinde hızlanıyor.

Giriş: 27.02.2026 - 09:14
Güncelleme: 27.02.2026 - 09:14
Sanat pazarında ışık Doğu’dan yükseliyor

Küresel sanat piyasası uzun süredir ‘tek merkezli’ bir hiyerarşiyle anılıyordu, New York ve Londra hem müzayede ritmini hem de prestij dilini belirleyen ana eksenlerdi. Son yıllarda ise Hong Kong’un finansal hızının, Seul’ün genç koleksiyoner enerjisinin, Dubai–Abu Dhabi hattının devlet destekli kültür yatırımlarının ve Doha’nın yeni fuar hamlesinin aynı anda öne çıkması; piyasayı çok çekirdekli bir ağa dönüştüren yeni bir döneme işaret ediyor. Bu değişim, yalnızca satışların yer değiştirmesini amaçlamıyor, sermayenin kültürel meşruiyete çevrildiği kurumsal altyapının nerede ve nasıl kurulduğuyla da ilgileniyor. Uzmanlara göre bu dönüşümün aküsü farklı yerlerden şarj edilse de ortaklaştıkları nokta net: Sanat piyasasında yön, artık tek bir merkezden değil, birbirini besleyen birden fazla merkezden okunuyor. Türkiye, jeopolitik konumuyla bu merkezlerden biri olmaya aday.


SERMAYE AKIŞINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Sanat pazarında yaşanan dönüşüm yalnızca eser satışlarının coğrafi olarak yer değiştirmesinden ibaret değil. Asıl değişim, sermaye akışının yön değiştirmesinde görülüyor. Bu akış; koleksiyoner enerjisi, yeni alıcı profilleri ve kurumsal yatırım kararları tarafından şekillendiriliyor. Son dönemde özellikle Asya-Pasifik ve Orta Doğu ekseninde güçlenen bu trendin, Türkiye gibi yükselen pazarlar için de pozitif bir ivme oluşturabileceği ifade ediliyor.

Değerlendirmede, dönüşümün iki temel ayağına dikkat çekiliyor: Yeni koleksiyoner profili ve müze/kurum yatırımları. Sanatta kalıcılık ve sürdürülebilir büyüme de bu iki alan üzerinden şekilleniyor. Genç ve küresel bakışa sahip koleksiyoner kitlesinin artışı ile kamu destekli ya da özel sektör odaklı kültür yatırımları, pazarın yeni dengelerini belirliyor.

Asya’daki dalgalanmaların “Doğu geriliyor” şeklinde okunmaması gerektiği vurgulanırken, Körfez bölgesindeki büyük ölçekli kurum yatırımları ve yeni fuar hamlelerinin dönüşüm tartışmalarında belirleyici bir ağırlık kazandığı belirtiliyor. Batı’nın hâlâ yüksek segment ve tarihsel prestij açısından lider konumda olduğu ifade edilse de, Doğu’daki merkezlerin hızla kendi kurallarını oluşturduğu ve özgün bir piyasa mimarisi inşa ettiği kaydediliyor. Bu süreçte şehirlerin de farklı roller üstlendiği görülüyor.

Hong Kong’un Asya sermayesinin hızlı giriş kapısı işlevi gördüğü, Seul’ün genç koleksiyoner artışı ve kültürel etki gücüyle dinamik bir pazar oluşturduğu, Dubai–Abu Dhabi hattının ise devlet destekli kurum yapıları, lüksle kesişen çapraz satış imkanları ve lojistik avantajlarıyla hibrit bir model sunduğu değerlendiriliyor.

Dijitalleşme tarafında ise 2025 itibarıyla NFT’ye yönelik “saf ilginin” azaldığı, ancak dijital dönüşümün sona ermediği ifade ediliyor. Uzman görüşüne göre dijital unsurlar biçim değiştirerek fiziksel sanat piyasasına entegre oluyor. Bu hibrit modelin 2026–2027 döneminde daha belirgin hale gelmesi ve toplam pazar içinde yüzde 15–20 bandında bir paya ulaşması öngörülüyor.

 

AĞ SİSTEMİ VE DİJİTALLEŞME 

Sanatçı Mustafa Alper ise sanat pazarında yeni küresel sistemi şöyle özetledi: “Tek bir merkezden yönetilen bir imparatorluk değil, birbirine veri ve para akıtan çok çekirdekli bir ağ. Bu ağ düzeni galerilerin işini de değiştiriyor. Batı modeli uzun vadeli temsil, kurum ilişkisine dayanırken, Asya ve Orta Doğu’da nakit akışı daha hızlı, fuar odaklı satış daha belirleyici. Müşteri ilişkisi ise doğrudan kuruluyor. Bu nedenle galeriler yarı küratör, yarı ilişki yöneticisi gibi çalışıyor. Kapalı ağ etkinlikleri ve dijital sunumlar öne çıkıyor.”

Sanat pazarında ışık Doğu’dan yükseliyor

KOLEKSİYONCU PROFİLİ DEĞİŞTİ 

Yeni kuşakla koleksiyoner profilinin de değiştiğini söyleyen sanatçı Mesut Karakış da “Popüler sanatçı, müzede eseri olan sanatçı gibi kriterlerin yanına bu eser benim dünyamı nasıl etkiliyor sorusu ekleniyor. Koleksiyonculuk bir yatırım nesnesinden çok bir katılım biçimine dönüştü. NFT spekülasyonu söndü; fakat dijital sanat kalıcı biçimde genişledi” dedi. 

Sanatçı Doğukan Çiğdem ise 20–40 yaş bandında prestijin tek başına yetmediğine; eserin statü sembolünden çok kimlik uzantısına dönüştüğüne dikkat çekti. Bu kuşağın sanatçının hikayesine ve toplulukla kurduğu bağa önem verdiğini vurgulayan Çiğdem, “Sanat dünyası merkezini kaybetmiyor, çoğaltıyor. Önümüzdeki 1–2 yılda en büyük değişim fuar modelinde; daha butik, daha kürasyon odaklı ve bölgesel kimliği güçlü fuarların öne çıkmasıyla yaşanacak” diye konuştu. 


KÜLTÜREL ANLATIYI ÖN PLANA ÇIKARMALIYIZ

Dubai ve Hong Kong gibi bölgesel merkezlerde kurumsallaşmanın hız kazanması ve dijital altyapıların sürdürülebilir iş hacmi üretmesi halinde, Doğu’ya yöneliş geçici bir trend olmaktan çıkıp yeni bir pazar düzenine dönüşebilir. Bu dönüşümün yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda yapısal ve kültürel sonuçlar doğuracağı belirtiliyor.

Türkiye açısından bakıldığında ise bu yeni düzende yer alabilmek için stratejik hamlelerin gerekli olduğu vurgulanıyor. Uzman görüşüne göre mesele yalnızca finansal entegrasyon değil; aynı zamanda kültürel konumlanma ve anlatı üretimiyle ilgili. Çok merkezli bir sanat ekosisteminin oluşması, sadece sermayenin değil, farklı hikâyelerin ve perspektiflerin de çoğalması anlamına geliyor.

Türkiye’nin kültürel çeşitliliği ve geniş sanat yelpazesi bu noktada önemli bir avantaj olarak görülüyor. Uzmanlara göre farklı kimlikleri ve anlatıları bir arada barındıran üretim kapasitesi, ülkenin yeni dönemde öne çıkmasını sağlayabilecek temel unsurlar arasında yer alıyor. Bu nedenle ekonomik stratejilerin kültürel anlatıyla birlikte ele alınması gerektiği ifade ediliyor.