Sadece bakkal değil! Mahallenin 58 yıllık emanet sandığı

Evinin anahtarını bırakan da var, değerli eşyasını da… Küçük dükkanında 58 yıldır mahalle bakkallığı yapan Zahit Ergün, “Mahalle bakkalı sadece bir esnaf değildir. Bölgenin abisidir, yeri gelip ihtiyaç sahiplerine el uzatanıdır. Burası her türlü emanetin muhafaza edildiği bir mahalle sandığı” diyor.

Giriş: 16.01.2026 - 09:47
Güncelleme: 16.01.2026 - 09:47
Sadece bakkal değil! Mahallenin 58 yıllık emanet sandığı

Plastik toplar, tavana kadar uzanan asırlık raflar, dükkana selam vererek giren insanlar… Burası 56 yıldır aynı dükkanda mahalle bakkallığı yapan Zahit Ergün’ün ‘mahalle sandığı’ dediği mekanı. Beyoğlu’nda çocukluğunun geçtiği mahallede 56 yılı aynı dükkanda olmak üzere toplam 58 yıldır mahalle bakkallığı yapan Ergün’e göre mahalle bakkalı demek, sadece bir şeyler satılan yer demek değil. Kimi zaman dert dinlenilen, kimi zaman mutlulukların, kimi zaman hiç kimseye verilmeyen sırların paylaşıldığı bir insandan insana temas noktası. “80 yaşımı aştım, neredeyse 60 yıldır bilfiil sabah 8’den akşam 22’ye kadar buradayım” diyen Ergün’e göre küçük mahalle esnafını yıllara meydan okutan şey; kazandığı güven, daima güleryüz ve iş ahlakı.


70’Lİ YILLARIN YOĞUNLUĞU

Zahit Ergün, 1967 yılında asker dönüşü abisinin bakkallık yaptığı dükkanda yardım amacıyla mesleğine başlar. “Normalde askere gitmeden önce eczacı kalfasıydım ve işimi çok seviyordum. Dönüşte de eczanede devam edecektim. Ancak abimin bakkal işleri o kadar yoğundu ki beni bırakmadı. Babamın emekli olduğu dükkanda birlikte çalışmaya başladık” diye anlatıyor mesleğe başlama öyküsünü. 60’lı yılların sonu 70’li yılların başında alışverişin tamamının bakkallardan yapıldığını söyleyen Ergün, “Abimin de artık emekli olmasıyla dükkanda tek başıma kaldım. Ancak işlere yetişmem mümkün değildi ve yanımda iki kalfa ile ancak mahallenin ihtiyaçlarını karşılayabiliyordum” diyor.


BÖLGENİN TEK TÜRK BAKKALI

70’li yılların İstanbul ve Beyoğlu dokusunu bakkallık mesleği vesilesiyle çok iyi gözlemleyebildiğini ifade eden Ergün, Beyoğlu hatıralarını şöyle anlatıyor: “O yıllarda buralar ekseriyetle Rum ailelerin yaşadığı bir mahalleydi. Koskoca Beyoğlu’nda tek Türk bakkal belki de bizdik ve çok seviliyorduk. Buralarda subaylar, doktorlar, ressamlar yaşıyordu ve çok uzak bölgelerden çocuklar buranın seçkin havasından faydalanmak için oynamaya geliyordu. Benim çocukluğum da bu mahallede geçti. Burada küçük iki katlı bir evde Rum bir ressam vardı. Sinema afişleri yapardı. Afişleri Beyoğlu’na biz götürür, bu vesileyle de sinemalardan ücretsiz faydalanırdık. Açık hava sinemalarının olduğu, akşamları mahallelinin kapılarda oturup sohbet ettiği yıllardı.”


EVLERDEN SARKAN SEPETLER

“Burada, bu küçük dükkanda çok fazla şeye şahit oldum” diyen Ergün, evlerden alışveriş için sepetlerin sarkıtıldığını, çay demleyenin, “Bir bardak da sen iç” diye getirdiğini anlatıyor. “İstanbul çok değişti. Her şeye rağmen insanlar temas etmek, sohbet etmek istiyor. Bu yüzden dükkanım hiç boş kalmıyor” diyen Ergün, “Geçenlerde bir astsubay geldi. ‘Beni tanıdın mı Zahit amca’ diyerek. Hatırlamıyorum tabii ki. Meğer çok küçük bir çocukken mahalledeki dut ağacından düşmüş. Ben kucaklayıp doktora götürmüşüm. Mahalle bakkallığı böyle birşey işte. Burada büyük bir yangın oldu. Beyoğlu’nun yarısı yandı. Tarihi ahşap evlerin tamamı kül oldu. Ben elime kovamı alıp yangını söndürmeye gittim. Sadece esnaflık yapmıyoruz. Mahallenin hafızası, hisseden kalbiyiz biraz da” diye anlatıyor mesleğinin sosyal hayata yansımalarını.

Sadece bakkal değil! Mahallenin 58 yıllık emanet sandığı

HALDEN ANLAMAK

Ergün, mesleğinin aynı zamanda halden anlamak olduğunu belirterek, şunları söylüyor: “Evet İstanbul değişti. O yılları özlüyor musun deseniz evet derim. Ama her devrin kendine göre de güzelliği var. Dışarıda sıradan bir alışverişte hiç gülmeyen, konuşmayan insanlar burada hal hatır soruyor, dertleşiyor. Biraz da bunun için bakkallar yaşamalı. Yoksa gidip başka yerden de alabilir ama hayır geliyor buradan alıyor. Çünkü ben onun annesini tanıyorum, babasını tanıyorum, halini biliyorum. Bazen hiçbir şey demiyor. Sadece bakıyor, anlıyorum ben halini. Bu yüzden belki de yıllara direnebiliyoruz.”


TAKIM ELBİSESİZ ÇIKILMAZ

“Önceden Beyoğlu’na takım elbisesiz ve ayakkabılarımız boyasız çıkamazdık. Sinemada 11 matinesine gider, çıkışta pastanede limonata içip pasta yerdik. Sinema çıkışlarını görmeniz lazımdı. Genç kızlar ve delikanlılar o kadar şık olurdu ki, sanki resmi bir geçitte hissederdiniz kendinizi. İstanbul’un böyle bir kültürü vardı. Ben hâlâ kılık kıyafetime özen göstermeden dükkanımın kapısını açmam” diye anlatıyor mesleğine duyduğu özeni. Ergün, babasından kalan eşyaları da içinde barındıran dükkan için, “Dile kolay 60 yıl… Bu küçük dükkânda bir ömür geçti. Güleryüz ve işime duyduğum saygı ile yorgunluk hissetmeden işime gelmeye devam ediyorum” diyor.

Sadece bakkal değil! Mahallenin 58 yıllık emanet sandığı

EMANET EDİLEN ANAHTARLAR

“Mahallede bazı komşular gelir, anahtarlarını bana bırakır. Çekmecem anahtarla doludur.”


EN ZORU BORCUNU İSTEMEK 

“Mahalle bakkallığının en zor kısmı borcunu istemek. 20 yıldır ödenmeyen alacaklarım var. Onları takip etmek mümkün değil.”


VERESİYE DEFTERİ

“Hâlâ veresiye defterim vardır. Çok güvendiğim kişiler için açarım. Herkes kendisi için müsait bir zamanda gelir borcunu kapatır.”


GÜNLÜK GAZETELERİ TAKİP EDERİM

“İşe yürüyerek gidip geliyorum. Her gün 8’de dükkanımı açarım. Mutlaka her gün bir gazeteyi en ince ayrıntısına kadar okurum. Sonra kitap okumaya geçerim.”