Orta doğu’da ABd ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarıyla Hürmüz Boğazı’ndaki ticaretin sekteye uğraması, enerji fiyatlarını sıçratarak küresel piyasalarda yeni bir ‘enflasyon şoku’ endişesi yarattı. Bu ani arz şoku, Fed ve ECB’nin faiz indirim planlarını rafa kaldırıp yeniden faiz artırımı senaryolarını fiyatlamasına neden olurken; artan likidite ihtiyacı ve güçlü dolar, altın gibi geleneksel güvenli limanlarda dahi satış baskısı yaratarak küresel risk iştahını daralttı.
Enflasyonist baskıların ve sıkılaşan likidite koşullarının iç içe geçtiği bu karmaşık durum, yatırımcıları yeni bir denklem kurmaya itiyor. artan enerji maliyetleri ve yükseliş sinyalleri veren enflasyon ortamında, BISt yatırımcısının sermayesini koruyup sektörel ayrışmalardan fırsat yaratacak en doğru portföy stratejisini kurgulaması artık daha önemli hale geldi.
Peki içinde bulunduğumuz bu küresel konjonktürde nasıl bir portföy oluşturulmalı?
DEĞERLEMELERDE ‘FAİZ’ BASKISI
İstanbul Ticaret’e yaptığı değerlendirmede Orta doğu’daki çatışmaların petrol arzında yarattığı tahribatın, savaş bitse dahi kalıcı etkileri olacağını vurgulayan ahlatcı Yatırım araştırma Müdür Yardımcısı Dinçer Kurt, yüksek seyretmesi beklenen enerji fiyatlarının enflasyonu besleyeceğine dikkat çekti. Kurt, bu durumun, küresel merkez bankalarını faizleri yüksek tutmaya zorlarken, nakde kaçışı hızlandırarak dolar endeksini güçlendirdiğini belirtti. Faizlerin yüksek kalmasının hisse senedi değerlemeleri üzerinde doğrudan baskı yarattığını belirten Kurt, “ağırlıklı ortalama sermaye maliyeti artarken, hisse fiyat iskontolarında aşağı yönlü bir baskı oluşuyor” tespitinde bulundu.

BIST’TE ‘KAÇAN RALLİ’ FIRSATI
Küresel baskılara rağmen Borsa İstanbul’daki mevcut geri çekilmenin yerli yatırımcı için yeni bir kapı araladığı görülüyor. Yılbaşından bu yana BISt’te 11 binden 14 bin seviyelerine kadar yaşanan ve ağırlıklı olarak yabancı alımlarıyla gerçekleşen ralliye yurt içi yatırımcının katılamadığını hatırlatan Kurt, endeksin savaş fiyatlamasıyla 12 bin 400-12 bin 800 bandına inmesinin önemli bir alım fırsatı yarattığı görüşünde. Kurt, “Bu aralığın, orta ve uzun vadeli hisse senedi piyasasına yatırım yapmayı düşünenler için yukarı yönlü pozisyon almak adına uygun zaman ve koşulları oluşturduğunu düşünüyoruz” dedi.
SEKTÖREL AYRIŞMA
Enerji maliyetlerindeki şok, Borsa İstanbul’da sektörel bazda kazananlar ve kaybedenler haritasını da yeniden çiziyor. Yüksek petrol fiyatlarının rafineri ve petrokimya üreticilerinin marjlarını desteklediğini, jeopolitik risklerin de savunma sanayi hisselerini pozitif ayrıştırdığını ifade eden Kurt, riskli sektörleri ise şöyle özetledi: “artan yakıt maliyetleri ve daralan yolcu sayıları ulaştırma ile havacılık sektörünü baskılıyor. aynı şekilde lojistik şirketleri ve artan doğalgaz fiyatları nedeniyle enerjiyi yoğun kullanan sanayi şirketlerinde ciddi bir baskı hissediliyor.”
FED BEKLENTİLERİ VE ALTIN
Küresel piyasalarda Fed’in 25 baz puanlık indirim beklentisinden, faiz artırımı ihtimalinin fiyatlandığı bir zemine kayıldığını belirten Kurt, bunun riskli varlıklara satış getirdiğini hatırlattı.
Krizin ilk günlerinde nakit ihtiyacı ve güçlü dolar nedeniyle geri çekilen altın için eski agresif rallilerin beklenmediği uyarısı öne çıkıyor. Savaşı daha önceden fiyatlayarak aşırı alım bölgesine geçen altının normalleşme sürecinde olduğunu kaydeden Kurt, ons altında 2026 ve 2027 yıllarını kapsayacak şekilde 4.000 ile 6.000 dolar bandında dalgalanan yatay bir ‘testere piyasası’ beklediğini açıkladı.
Yine de altının portföylerden tamamen çıkarılmaması gerektiğini söyleyen Kurt, “ABD’nin 30-40 trilyon dolarlık devasa borcunu çevirebilmek için yüksek tahvil faizlerini er ya da geç aşağı çekmek zorunda olması, altını yukarıda tutacak temel sebeplerden biri. Bu nedenle portföylerde az da olsa yer verilmeli” dedi.

NASIL BİR PORTFÖY YAPILMALI?
Bu zorlu jeopolitik denklemde yatırımcının pusulasının nasıl olması gerektiğine yönelik tavsiyelerde bulunan dinçer Kurt, petrol fiyatlarının er ya da geç düşeceği ana senaryosundan yola çıkarak ağırlığın hisse senetlerinde tutulmasını önerdi. BISt’teki geri çekilmenin yarattığı iskontolara dikkat çeken Kurt, “İçinde bulunduğumuz dönemde Borsa İstanbul’un bir fırsat barındırdığından en azından portföylerde yüzde 40 hisse senetlerine yer verilmesi gerektiğini düşünüyorum” dedi. Portföyün geri kalanında ise mevcut yüksek faiz ortamının sunduğu avantajların göz ardı edilmemesi gerektiğinin altını çizen Kurt, faiz indirim döngüsüne rağmen sabit getirili enstrümanların önemiyle ilgili, “Şu anda bir dezenflasyon sürecinde olsak bile ve faizler düşüş patikasında olsa da faizin hâlâ yüksek seviyede olmasından kaynaklı yüzde 40-45’lik kısmı sabit getirili ve borçlanma araçları tarafına ayırırım. Bunun tam ortası olan yüzde 25’lik dilimde mevduat ya da para piyasası fonları gibi sabit getirili enstrümanlara yer verilebilir. Kalan yüzde 20 ile de borçlanma aracı tarafına yatırım yapabiliriz. Burada küçük yatırımcı borçlanma araçları fonlarını tercih edebilirken, büyük yatırımcı bunu direkt tahvil alarak yapabiliyor” şeklinde konuştu.
Altın tarafında uzun süreli bir yatay bant beklentisine sahip olmasına rağmen portföylerin sigortasız bırakılmaması gerektiğine de dikkat çeken Kurt, “az da olsa yine geri kalan yüzde 10-15’e altını dahil edebiliriz ya da kıymetli madenler fonlarına yatırım yapılabilir” diyerek, risklerin çok yönlü dağıtılması gerektiğine işaret etti.
2026 SENARYOLARI DEĞİŞTİ
İnfo Yatırım Yatırım Danışmanı Tunç Safa Altunsaray, ABD ve İsrail’in İran’a müdahalesiyle birlikte 2026 yılı başında kurulan tüm makroekonomik senaryoların temelden değiştiğine dikkat çekti. Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla küresel ticarette başlayan aksamaların büyüme rakamlarını aşağı çekeceğini belirten Altunsaray, küresel enflasyon riskiyle birleşen bu durumun piyasaların önüne yeni bir ‘stagflasyon’ tehlikesi getirdiğini vurguladı.

HANGİ SEKTÖRLERİ ETKİLER?
Petrol fiyatlarındaki artışın doğrudan enflasyon anlamına geldiğini söyleyen Altunsaray, bu ortamdan gıda, enerji, perakende ve petrol şirketlerinin olumlu etkilendiğini ve savaşın başından beri bu şirketlerin beklenen piyasa hareketini gerçekleştirdiğini ifade etti. Madalyonun diğer yüzünde ise maliyet şoklarıyla sarsılan sektörler var. Altunsaray, risk haritasını şu sözlerle özetledi:
“Özellikle jet yakıtlarının artması sebebiyle havacılık, enflasyon beklentilerinin değişmesi ve merkez bankalarının faiz politikalarını değiştirme ihtimaliyle bankacılık; petrol ve LNG gazı fiyatlarının yukarı gitmesiyle de üretimde enerjiyi yoğun kullanan sanayi ve çimento şirketlerinde risk oluştuğunu söylemek doğru olacaktır.”
TARİH TEKERRÜR EDİYOR
Güvenli liman altındaki sert düşüşü değerlendiren Altunsaray, mevcut durumu Körfez, Vietnam ve Rusya-Ukrayna savaşlarının başlangıcındaki piyasa reaksiyonlarına benzetti. “Tarih tekerrürden ibarettir” diyen uzman analist, geçmişte de savaşların ilk günlerinde altında sert düşüşler yaşandığını, ancak bu fiyatlamaların hiçbir zaman kalıcı olmadığını hatırlattı. Kısa vadede güçlü dolar (DXY), artan enflasyon beklentileri ve Fed’in faiz indirimlerini öteleme ihtimalinin altını baskıladığını aktaran Altunsaray, “Bu sebepler azaldığı anda altın, ABD ve dünyadaki yüksek borçluluk ile merkez bankalarının alımları sebebiyle tekrar yukarı hareketini yapacaktır; ancak bunun için daha süresi var gibi duruyor” değerlendirmesinde bulundu. Riskli varlıklardan kaçışın hızlandığı, merkez bankalarının para politikalarını değiştirdiği ve faiz artışlarının dahi konuşulabildiği bu dönemde, Altunsaray yatırımcılara ‘sabit getiri’ ağırlıklı, ancak anlık gelişmelere karşı ‘çevik’ bir portföy öneriyor. Olası bir ateşkes veya barış haberinde hızlıca hisse ve emtia tarafına geçiş yapılmasına imkan tanıyacak bir strateji kurgulanması gerektiğini savunan Altunsaray, ideal varlık dağılımını şu şekilde formüle ediyor: “Şu an için portföylerde yüzde 8’lik bir altın ve yüzde 20’lik hisse bulundurmayı; geri kalanı ile sabit getirilerde olunmasını riskleri yönetebilme açısından doğru buluyorum.”