ABD-İran savaşının küresel ölçekte yarattığı belirsizlikler, dünya genelinde tedarik zincirlerinin yeniden yapılanmasını hızlandırdı. Jeopolitik risklerin arttığı dönemde, Macaristan ve Çin gibi önemli üretim merkezleri dahi üretimlerini ve tedarik ağlarını daha güvenli ve yakın coğrafyalara taşımaya başladı. Bu dönüşüm, sahip olduğu stratejik konum, güçlü sanayi altyapısı ve Avrupa ile yakın entegrasyonu sayesinde Türkiye’yi ön plana çıkarıyor.
Küresel tedarik zincirlerinde yaşanan dönüşümle Avrupa ülkeleri üretimlerini Doğu Avrupa’ya, ABD ise Çin’e olan bağımlılığı azaltmak amacıyla tedarik süreçlerini Meksika ve Latin Amerika’ya kaydırıyor. Çin, üretimin bir kısmını Güneydoğu Asya’ya taşırken, Japonya ve Güney Kore ise siyasi olarak daha güvenilir kabul edilen ülkelerle üretim ortaklıklarını genişletiyor. Bu tablo, Türkiye’nin Avrupa için güvenli, yakın ve güçlü bir üretim alternatifi olarak değerini daha da artırıyor.
GECİKMENİN BEDELİ
1996’da yürürlüğe giren Türkiye-AB Gümrük Birliği, sanayi ürünlerinde önemli kazanımlar sağlasa da günümüz ticaret dinamiklerine cevap veremeyen sınırlı bir yapıya dönüştü. Tarım, hizmetler, dijital ekonomi, kamu alımları gibi stratejik alanlar kapsam dışında kaldığı için hem Türkiye hem de Avrupalı şirketler ticari kayıplar yaşıyor. Bu sınırlılıklar, uzmanlara göre Gümrük Birliği’nin acilen güncellenmesi gerektiğini gösteriyor.
Ancak güncelleme yıllardır siyasi engellere takılıyor. AB Konseyi’nin müzakere yetkisini henüz vermemiş olması, ticarette asimetrik bir yapının devam etmesine yol açıyor. Bu gecikme, özellikle Türkiye’de faaliyet gösteren Avrupalı şirketlerin tedarik maliyetlerini artırıyor ve rekabet güçlerini olumsuz etkiliyor.
ÇÖZÜM TERCİHLİ ORTAKLIK
Uluslararası Ticaret Odası (ICC) ve Avrupa Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği (Eurochambres) işbirliğiyle düzenlenen ‘Çok Taraflı Ticaret Sisteminin Canlandırılması’ toplantısının açılışında konuşan Ticaret Bakanı Ömer Bolat da “Türkiye’nin Gümrük Birliği kapsamındaki tercihli ortak statüsü dikkate alınmalı ve Türkiye üçüncü ülke gibi değerlendirilmemeli” uyarısında bulundu.
AB’nin Temmuz 2026’dan itibaren uygulamayı planladığı yeni tedbirlerin ‘derin ekonomik entegrasyonu’ zayıflatma riski taşıdığını ifade eden Bolat, Gümrük Birliği’nin modernizasyonunun, tedarik zinciri dayanıklılığını artırmak ve Türkiye-AB ekonomik ilişkilerinin potansiyelini tam olarak ortaya çıkarmak için stratejik bir zorunluluk haline geldiğini söyledi. Bolat, “Türkiye ve AB için daha kapsayıcı, daha dayanıklı ve daha müreffeh bir gelecek inşa edebiliriz. Aynı zamanda bu yaklaşım, çok taraflı ticaret sisteminin tamamı için de olumlu sonuçlar doğuracaktır” diye konuştu.
Bakan Bolat’ın vurguladığı Gümrük Birliği kapsamındaki tercihli ortaklık; Türkiye’nin AB ile derin ekonomik entegrasyon içinde olduğunu, AB karşısında diğer üçüncü ülkeler gibi değerlendirilemeyeceğini, AB pazarına ayrıcalıklı ve düşük maliyetli erişim hakkına sahip olduğunu anlatıyor.

AB’NİN ELDE EDECEĞİ AVANTAJLAR
Bu çerçeveden bakıldığında, jeopolitik gelişmeler de dikkate alındığında Gümrük Birliği’nin güncellenmesi sadece Türkiye’ye değil, AB’li şirketlere de avantaj sağlayacak. Uzmanlarca bu avantajlar şöyle sıralanıyor:
Daha hızlı ve daha ucuz tedarik akışı: Güncelleme ile beraber hizmetler, tarım ve lojistik gibi kritik sektörlerin kapsama alınması, Avrupalı şirketlerin Türkiye sayesinde çok daha hızlı, düşük maliyetli ve istikrarlı tedarik sağlamasını mümkün kılacak. Bu durum, Avrupa sanayisine esneklik ve hız kazandıracak.
Ticari asimetrilerin ortadan kalkması: AB’nin Vietnam, Japonya ve Meksika gibi ülkelerle yaptığı modern serbest ticaret anlaşmalarına Türkiye dahil olamadığı için Avrupa şirketleri Türkiye pazarında dezavantaj yaşıyor. Gümrük Birliği güncellemesi bu asimetriyi giderecek, Avrupalı yatırımcıların Türkiye’deki rekabet gücünü artıracak.
Vize ve taşıma kotalarının hafiflemesi: DEİK raporlarına göre, taşıma kotaları ve vize engelleri Türkiye-AB ticaretinin önündeki en büyük sorunlardan biri. Güncellemeyle bu sorunların çözülmesi, Avrupalı şirketlerin lojistik ve operasyonel maliyetlerinde önemli bir düşüş yaratacak.
Avrupa’nın tedarik güvenliğinin güçlenmesi: Avrupa Komisyonu’nun enerji ve tedarik güvenliği politikaları, AB’yi yakın coğrafyalardan güvenilir tedarik arayışına yönlendiriyor. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye’nin AB için kritik ürünlerde dışa bağımlılığı azaltacak en stratejik partner olduğunu vurguluyor. Bu nedenle Gümrük Birliği’nin modernizasyonu, AB’nin uzun vadeli tedarik güvenliği için önemli.
Avrupa yatırımlarının kârlılığının artması: Güncellemeyle fikri mülkiyet, kamu ihaleleri, dijital ticaret ve çevresel standartlar gibi yeni nesil konuları kapsayarak Avrupa şirketlerinin Türkiye’deki yatırımlarının güvenliğini artıracak. Bu durum, özellikle yüksek katma değerli sektörlerde Avrupa sermayesinin Türkiye’de büyümesini teşvik edecek.
STRATEJİK ÜRETİM ORTAĞI
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, Oda’nın nisan ayı Meclis Toplantısı’nda, Avrupa’nın tedarikini daha yakın ve güvenilir coğrafyalara kaydırma eğiliminin Türkiye’yi doğal bir üretim üssü adayı haline getirdiğini belirterek, şunları söyledi: “Eskiden enflasyon, deflasyon ya da stagflasyonu bilir ve fiyat artışıyla bağlantısını kurardık. Şimdi ‘warflation (savaş kaynaklı enflasyon)’ diye yeni bir kavram daha üretildi. Bununla da savaş kaynaklı, arz yönlü, kalıcı olma riski taşıyan bir enflasyon dalgası kastediliyor. Bu yeni rejimde büyüme yavaşlarken fiyatlar yükseliyor. Dünyada savaş kaynaklı, arz yönlü, kalıcı olma riski taşıyan bir enflasyon dalgasıyla karşı karşıyayız. Türkiye’nin hep dikkat çektiğimiz potansiyeli, bugün çok daha yüksek bir gerçekleşme şansına sahip: Avrupa’nın tedarikini daha yakın ve güvenilir coğrafyalara kaydırma eğilimi, Türkiye’yi doğal bir üretim üssü adayı haline getiriyor. Gümrük Birliği entegrasyonu, Türkiye’nin ‘Made in EU’ düzenlemesine dahil edilmesi, gelişmiş sanayi altyapısı ve tedarik avantajı, Türkiye’yi Avrupa için stratejik bir üretim ortağı konumuna taşıyor.”
GÜNCELLEME AB EKONOMİSİNİN GÜVENLİĞİ İÇİN ACİLİYET TAŞIYOR
Dr. Ayhan Zeytinoğlu-İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı: Küresel risk ve belirsizliklerin arttığı ve ticarette ABD ve Çin’in başını çektiği korumacılığın serbest ticareti zedelediği bir dönemdeyiz. Pandemi, Ukrayna Savaşı ve son olarak İran Savaşı tedarik zincirinin kırılmasına ve enflasyonist baskılara yol açtı. Bu şokların yanı sıra yeşil ve dijital dönüşüm üretim tarzını, istihdamı, perakendeciliği, dağıtım ve ulaştırma süreçlerini hızla dönüştürüyor. AB, yeni oluşturduğu gümrük otoritesiyle dijital bir veri hub’ı meydana getiriyor. Tüm bu değişimin içinde MERCOSUR, Hindistan, Avustralya STA’larla AB ticari ortaklıklarını genişletiyor ve derinleştiriyor. Bunu yaparken, var olan anlaşmaları da gözden geçiriyor ve güncelliyor. Meksika ile global anlaşmanın yenilenmesi, İsviçre ile anlaşmalar ve Britanya ile ticaret ve ortaklık anlaşmasının gözden geçirilmesi söz konusu.
Türkiye ile 30 yıldır devam eden ve temeli çok daha önce Ankara Anlaşması ve Katma Protokol ile atılmış olan Gümrük Birliği’nin güncellenmesi de 10 yıldır beklemede. 27 üye devletin temsil edildiği Konsey, sürecin başlaması için henüz yetki vermedi. Güncellenme süreci Türkiye-AB ilişkisinin tarım ürünleri, hizmet ticareti ve kamu alımlarını içine alacak şekilde genişlemesine yol açacak. AB STA’larına Türkiye’nin dahil olamaması ancak doğrudan etkilenmesi gibi sorunları ve var olan uyuşmazlıkları düzeltecek. Ayrıca e-ticaret, karbonsuzlaşma, sürdürülebilirlik, verilerin değişimi gibi birçok konunun ele alınmasına imkân verecek. Türkiye, AB’nin 5’inci ticaret ortağı; otomotiv, kimya gibi kilit sektörlerde çok önemli tedarikçisi konumunda. AB’nin ABD’den ayrıştığı ve Çin rekabeti ile başa çıkmaya çalıştığı bir ortamda Türkiye’nin bir üretim merkezi olarak AB için önemi daha da artıyor. Gümrük Birliği’nin güncel ihtiyaç ve öncelikler doğrultusunda modernizasyonu artık daha fazla gecikmemeli. AB firmaları açısından da Türkiye ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ilişkinin tam potansiyeline ulaşması ve AB ekonomisinin güvenliği açısından aciliyet taşıyor.