Cuma25 Eylül 202610:07İSTPİYASAAÇIK
EkonomiÖne çıkan

Kritik minerallerde hedef milyarlarca dolarlık katma değer: Hammaddeden teknolojiye sanayi zinciri

2027-2029 dönemini kapsayan OVP’de, MTA yatırımlarına ayrılan kaynağın yüzde 139 artırılmasıyla kritik minerallerde yeni bir arama ve üretim dönemi başlıyor. Yeni dönemde hedef yalnızca yeni rezervler bulmak değil; çıkarılan kaynakları rafinasyon, batarya, savunma, elektronik ve ileri malzeme üretimine taşıyarak yüksek katma değerli bir sanayi zinciri kurmak. Böylece kritik minerallerin ekonomik değerinin Türkiye’de kalması ve dışa bağımlılığın azaltılması amaçlanıyor.

Yayınlanma

Güncellenme

Paylaş
Kritik minerallerde hedef milyarlarca dolarlık katma değer: Hammaddeden teknolojiye sanayi zinciri

Türkiye’nin enerjide ve sanayide dışa bağımlılığını azaltma ile arz güvenliğini güçlendirme hedefi, OVP çatısı altında ilk kez kapsamlı bir şekilde vurgulanan ‘ekonomik güvenlik ve dayanıklılık’ yaklaşımının merkezine yerleştirildi. Enerji dönüşümü, dijitalleşme, batarya teknolojileri ve savunma sanayinin ana girdisini oluşturan kritik mineraller ile nadir toprak elementlerinde küresel tedarik zincirinde yaşanan kırılmalar, yerli maden potansiyelinin hızla ekonomiye kazandırılmasını zorunlu kıldı. Bu kapsamda MTA’ya aktarılan ilave bütçe; petrol ve doğalgazın yanı sıra lityum, nadir toprak elementleri ve sanayinin geleceğini belirleyecek stratejik hammaddelerin aranmasına, yerli Ar-Ge ve arama teknolojilerinin güçlendirilmesine tahsis edilecek.

Ekonomi yönetimi, madenciliği yalnızca yeraltındaki ham kaynağın çıkarılması olarak değil, yüksek katma değerli uç ürüne uzanan stratejik bir sanayi zinciri olarak konumlandırmayı hedefliyor. Yeni dönemde kritik ve stratejik minerallerde ithalat bağımlılığını azaltmak amacıyla özel bir yasal düzenlemenin yapılması ve mevzuat altyapısının baştan kurgulanması öngörülüyor. Ham cevher ihracatı yerine saflaştırma, yerli rafinasyon ve katma değeri yüksek ara ve uç mamullerin üretilmesine odaklanacak bu yapısal adımlarla temiz enerji teknolojileri, enerji depolama sistemleri ve yerli imalat sanayinin hammadde güvencesi garanti altına alınarak, cari açığı kalıcı olarak aşağı çekebilecek yerli bir tedarik ekosisteminin inşası amaçlanıyor.

TÜRKİYE KÜRESEL PAZARDA OYUNCU OLABİLİR
İstanbul Ticaret Gazetesi’ne yaptığı değerlendirmede programın ekonomik güvenlik ve dayanıklılığı merkeze alarak kritik mineralleri, enerji arz güvenliğini ve kritik teknolojileri ön plana çıkardığını belirten Türkiye Kritik Mineral İnisiyatifi Kurucusu Sait Uysal, MTA bütçesindeki yüzde 139’luk artışın stratejik bir dönüm noktası olduğunu vurguladı. Kritik minerallerin enerjiden bağımsız düşünülemeyeceğinin altını çizen Uysal, “Yenilenebilir enerji, enerji depolama, enerji iletimi ve elektro mobilitenin temelini kritik mineraller oluşturuyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) 2026 Kritik Mineraller Görünümü raporunda madencilik arama projelerine yapılan yatırımların küresel ölçekte yüzde 10 civarında düştüğü belirtiliyor. Tam da böyle bir dönemde MTA’nın bütçesinin artırılması, devletin bu alanı kuvvetlendirmesi adına son derece kritik bir adımdır” dedi. 

Türkiye’nin modern ve derin arama tekniklerine odaklanması gerektiğini belirten Uysal, madencilikte katma değer zincirinin tamamlanması gerektiğine işaret ederek, şunları söyledi: “Aramadığımız, bulmadığımız bir şeyi üretmemiz elbette mümkün değil. Gabar’da yoğunlaştırılan aramalar neticesinde önemli petrol üretim kuyularının devreye alınması gibi madencilikte de benzer başarıları yakalamak mümkün. Örneğin Şırnak asfaltitlerinin nikel, molibden ve vanadyum içerdiği uzun yıllardır bilinir; bu tip kaynaklar detaylı etütlerle ekonomiye kazandırılabilir. Ancak bulmak da tek başına yetmez. Bütçenin belli bir kısmıyla bu kaynakların endüstriyel ve ileri teknolojik uç ürünlere dönüştürülmesi gerekiyor. Türkiye hammaddeden nihai ürüne ulaşan zinciri kurarsa, dışa bağımlılığı azaltmanın da ötesine geçerek küresel pazarda üretici ve ihracatçı bir oyuncu haline gelebilir.”

MESELE ENERJİYİ DEPOLAMAK
Küresel krizlerin fosil yakıt kırılganlığını gözler önüne serdiğini belirten Uysal, Rusya-Ukrayna ve İran-ABD gerilimlerinin petrole bağımlılığın halen en büyük sorun olduğunu gösterdiğini söyledi. Ukrayna’nın Rus rafinerilerini vurmasının petrol zengini bir ülkede dahi akaryakıt krizine yol açtığını hatırlatan Uysal, elektrifikasyon sürecine dikkat çekerek, “Elektrikli araçlar petrole ihtiyaç duymuyor ve çatınıza kuracağınız güneş panelleriyle bile aracınızı besleyebiliyorsunuz. Yapılan ‘Sky is the limit’ adlı çalışma, yeryüzüne ulaşan yaklaşık 80 dakikalık güneş enerjisinin tüm dünyanın enerji ihtiyacını karşılamaya yeteceğini ortaya koyuyor. Burada asıl mesele, üretilen enerjiyi depolamak ve emre amade kılmaktır” dedi.

Petrol ve doğalgazın sınırlı coğrafyalara dağılmış kaynaklar olduğunu, güneş ve rüzgarın ise sınır tanımadığını vurgulayan Uysal, Çin’in enerji stratejisinin Türkiye için önemli bir örnek oluşturduğunu kaydetti. Dönüşümün yeni bir hammadde bağımlılığı yaratma riskine işaret eden Uysal, “Güneş paneli, rüzgar türbini ve batarya üretebilmek için galyum, silisyum, lityum, grafit, nikel, kobalt, nadir toprak elementleri ve bakır gibi madenlere muhtaçsınız. Elektrifikasyon petrol bağımlılığını azaltabilir fakat enerji güvenliğini ortadan kaldırmaz; yalnızca bağımlılığın şeklini değiştirir. Yeni kaynaklar yerli olmadığı sürece bir bağımlılıktan kurtulurken başka bir bağımlılığın kucağına düşme riskiyle karşı karşıya kalırız” uyarısında bulundu.

YABANCI YATIRIMCI İŞTAHINI CANLANDIRIR
Devletin arama faaliyetlerine ağırlık vermesinin özel sektör ve yabancı yatırımcı iştahını canlandıracağını dile getiren Uysal, madenciliğin doğası gereği yüksek riskli bir sektör olduğunu hatırlattı. Küresel belirsizliklerin yanı sıra yurt içindeki yüksek faiz ve finansman maliyetlerinin risk algısını artırdığını belirten Uysal, şu noktalara dikkat çekti: “Devletin belirsizlikleri azaltarak jeolojik arama riskini üstlenmesi ve potansiyeli yüksek sahaları yatırıma açması sektöre ciddi bir ivme kazandıracaktır. Çin gibi tekel konumundaki tedarikçilere karşı küresel ölçekte alternatif arayışlarının sürdüğü bu dönemde, uluslararası standartlarda ortaya konulacak kaynaklar Türkiye’yi öne çıkarır. MTA özel sektörün rakibi değil; yatırım yapılabilir proje havuzu oluşturan ve jeolojik riski azaltan bir kamu altyapısı gibi çalışmalıdır. Ancak yatırımların kalıcı olması için veri erişilebilirliği, uluslararası standartlarda kaynak tanımı, öngörülebilir ruhsat-izin rejimleri şarttır.” 

PARAYLA DAHİ SATIN ALINAMAYAN GÜVENLİK GİRDİSİ
OVP’de savunma harcamalarındaki yüzde 229’luk artışla MTA’daki yüzde 139’luk kaynak sıçramasının birbirini tamamlayan iki stratejik eksen olduğunu ifade eden Türkiye Kritik Mineral İnisiyatifi Kurucusu Sait Uysal, Barış döneminde önemsiz görünen girdilerin kriz anlarında hayati hale geldiğini belirtti.

Avrupa’nın Ukrayna’ya top mermisi stoku sevk ettikten sonra kendi envanterini yenilemekte tıkandığını aktaran Uysal, şu değerlendirmeyi yaptı: “İngiltere’nin olası bir savaşta yalnızca birkaç gün yetecek top mermisi stoku kaldığı açıklandı. Mühimmat üretiminde kritik olan antimon tedariki Çin’in getirdiği kısıtlamalar nedeniyle kilitlendi. Metalin ton fiyatı Avrupa spot piyasasında 9 bin dolardan 60 bin doların üzerine fırladı. Daha da önemlisi, bu parayı ödemeyi kabul etseniz dahi antimona fiziksel olarak ulaşamazsınız. Benzer arz açmazları bugün tungsten gibi diğer savunma girdilerinde de yaşanıyor. Savunma sanayi için gerekli mineraller olası bir çatışma durumunda varoluşsal bir nitelik kazanır. Bu nedenle kritik mineraller kriz ve savaş dönemlerinde yalnız bir ekonomik meta değil, doğrudan bir milli güvenlik girdisine dönüşüyor.”

Stratejik planlamanın önemine dikkat çeken Uysal, “Bu bütçelerin artırılması ve yeni aramalara kaynak ayrılması kıymetlidir, ancak en can alıcı soru şudur: Neyi arayacağız ve bu kaynakları ne için kullanacağız? Türkiye’nin asıl hedefi yalnızca yeni madenler keşfettiğini ilan etmekle sınırlı kalmamalıdır. Hangi kritik girdilerde zafiyetimiz olduğunu tespit edip, bulunan madenleri rafinasyon, ileri teknoloji ve yerli sanayi kapasitesine dönüştürmeliyiz. Süreci tersten kurgulamak, önce neye ihtiyacımız olduğunu netleştirip ardından sahada onu aramak zorundayız” dedi.

ASIL DEĞER SANAYİNİN İÇİNDE OLUŞACAK
Kritik minerallerde ekonomik kazancı belirleyen yalnızca rezerv büyüklüğü değil, çıkarılan hammaddenin hangi aşamaya kadar işlenebildiği. Ham cevher olarak ihraç edilen bir maden sınırlı gelir yaratırken; aynı kaynağın ayrıştırılması, saflaştırılması ve ileri teknoloji ürünlerinde kullanılması katma değeri katlayabiliyor.

Türkiye’nin yeni kritik mineral stratejisinde bu nedenle arama faaliyetlerinin ardından rafinasyon ve ileri işleme kapasitesinin geliştirilmesi kritik önem taşıyor. Lityumun yalnızca çıkarılması yerine batarya kimyasallarına ve hücre üretimine, nadir toprak elementlerinin kalıcı mıknatıslara, nikel ve kobaltın batarya malzemelerine, tungsten ve antimon gibi minerallerin ise savunma sanayinin yüksek performanslı ürünlerine dönüştürülmesi hedefleniyor.

Bu zincirin kurulması halinde kritik mineraller yalnızca madencilik sektörünün değil; otomotiv, enerji depolama, yenilenebilir enerji, savunma, havacılık, elektronik ve ileri malzeme sanayinin de büyüme girdisi haline gelecek.

Ekonomik açıdan en büyük kazanım ise ithalatın ikame edilmesinin ötesinde ortaya çıkacak. Türkiye, kendi mineral kaynaklarını yerli rafinasyon ve teknoloji kapasitesiyle birleştirebilirse hammadde ihracatçısı konumundan çıkarak, yüksek katma değerli ara malzeme ve nihai ürün ihracatçısına dönüşebilecek. Böylece yer altındaki rezervlerin değeri, sanayi zincirinde ilerledikçe milyarlarca dolarlık ekonomik büyüklüğe ulaşabilecek.

DEĞER ZİNCİRİ
Maden arama → Cevher üretimi → Zenginleştirme → Rafinasyon → İleri malzeme → Komponent → Nihai teknoloji

Bu zincirin son halkalarında yer alan batarya, mıknatıs, elektronik bileşen ve savunma teknolojileri, kritik minerallerin ekonomik değerinin en yüksek seviyeye ulaştığı alanları oluşturuyor.

YAŞAR KAYA

YAŞAR KAYA

İstanbul Ticaret Gazetesi – Haber Müdürü