Jeopolitik riskler faiz indirimlerini öteledi
Avrupa ve Japonya faiz artırırken, ABD Merkez Bankası’na yönelik sıkılaşma beklentileri de güçlendi. Jeopolitik risklerin petrol ve enerji maliyetleri üzerinden enflasyon baskısını canlı tutması, küresel faiz indirimi beklentilerini daha ileri tarihlere taşıdı. Türkiye’de ise faiz indiriminde son çeyrek beklentisi öne çıktı. Yılsonunda politika faizinin yüzde 35’e gerileyebileceği öngörülüyor.

ABD ile İran arasındaki çatışmaların enerji arzı ve kritik ticaret yolları üzerindeki etkisi, petrol fiyatlarında sert dalgalanmalara yol açarken, merkez bankalarının enflasyonla mücadelede önündeki alanı da daraltıyor. Yılbaşında para politikasında gevşemenin ne hızla devam edeceği tartışılırken, enerji maliyetlerinin yüksek seyretmesiyle birlikte faiz artışları yeniden gündeme geldi. Bu değişimin en somut örneklerinden biri Avrupa Merkez Bankası’nda (ECB) görüldü. ECB, 11 Haziran’daki toplantısında üç temel politika faizini 25 baz puan artırdı. 23 Temmuz’daki toplantısında ECB faizleri sabit tutarken, enerji şokunun enflasyon üzerindeki dolaylı ve ikincil etkilerini izlemeyi sürdürdüğünü bildirdi.
FED’DE FAİZ ÇATLAĞI
ABD Merkez Bankası’nda (Fed) da şahin görüşlerin ağırlığı arttı. Fed, son toplantısında faizi sabit tuttu. Üç Fed üyesi faiz artışı yönünde oy kullanırken, karar metninde enflasyonun yüzde 2 hedefinin üzerinde kalmasında enerji dahil bazı sektörlerdeki arz şoklarının etkisine dikkat çekildi.
Küresel para politikasındaki şahinleşme, Japonya’da doğrudan faiz artışına dönüştü. Japonya Merkez Bankası haziran ayında 25 baz puanlık artırımla politika faizini yüzde 1’e çıkararak 31 yılın en yüksek seviyesine taşıdı.
JEOPOLİTİK RİSK VURGUSU
Majör merkez bankalarında yaşanan bu değişim, Türkiye açısından da önem taşıyor. TCMB, 23 Temmuz’daki toplantısında politika faizini yüzde 37’de sabit tuttu.
TCMB karar metninde jeopolitik gelişmelerle birlikte artan belirsizlikler sonucunda enerji fiyatlarının yeniden yükselme eğilimine girdiğini belirtti.
Buna karşılık piyasanın baz senaryosunda yılın kalan bölümünde sınırlı da olsa faiz indirimi beklentisi korunuyor. TCMB’nin 13-16 Temmuz tarihlerinde 65 katılımcıyla gerçekleştirdiği Piyasa Katılımcıları Anketi’nde ilk PPK toplantısı için politika faizi beklentisi yüzde 37 olurken, ikinci toplantı beklentisi yüzde 36.55, üçüncü toplantı beklentisi yüzde 35.73 seviyesinde oluştu. 2026 yılsonu politika faizi beklentisi ise yüzde 34.70 oldu. Böylece piyasa katılımcılarının mevcut yüzde 37’lik politika faizinden yılsonuna kadar yaklaşık 230 baz puanlık indirim alanı öngördüğü görülüyor.
YATIRIM BANKALARININ YILSONU ÖNGÖRÜLERİ
Küresel yatırım bankalarının Türkiye değerlendirmelerinde de hızlı bir gevşeme yerine ihtiyatlı para politikası beklentisi öne çıkıyor. Morgan Stanley: Faiz indirimlerinin 2026’nın son çeyreğinde başlayabileceğini öngördü. Kurum, yılsonunda politika faizinin yüzde 35’e çekilmesini bekliyor.
JPMorgan: TCMB’nin temmuz kararının ardından eylül ve ekim için beklediği 100’er baz puanlık indirimleri ekim ve aralık toplantılarına öteledi. Banka, 2026 yılsonu politika faizi tahminini yüzde 35’te korudu. Ayrıca eylülde haftalık repo ihalelerinin yeni- den başlamasını ve fon- lamanın yüzde 37’ye çekilmesini bekliyor.
Deutsche Bank: Yılsonu politika faizi tahminini yüzde 35’ten yüzde 36’ya yükseltti. Banka, fonlama maliye- tinin yüzde 40’tan politika faizi olan yüzde 37’ye doğru normalleşmesinin eylülde başlayabilece- ğini, doğrudan faiz indirimlerinin ise yılın son çeyreğinde gündeme gelebileceğini öngördü.
BBVA Research: Enerji fiyatlarında normalleşme görülme- si halinde fonlama faizinin eylülden itibaren politika faizine yaklaşmasını bekliyor. Kurumun yılsonu politika faizi tahmini yüzde 36 seviyesinde.
TCMB İLK ADIMI EYLÜLDE ATABİLİR
Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Karakaş’ın asıl dikkat çektiği nokta ise TCMB’nin gevşemeye hangi araçla başlayabileceği oldu. TCMB’nin politika faizini yüzde 37’de tutmasına karşılık fonlamanın gecelik borç verme faizi olan yüzde 40 çevresinde gerçekleştiğine işaret eden Karakaş, ilk normalleşme adımının doğrudan politika faizi indirimi yerine haftalık repo ihalelerinin yeniden açılmasıyla gelebileceğini söyledi. Karakaş, beklentisini şöyle özetledi: “TCMB düşük miktarlı haftalık repo ihaleleri ile başlayıp fiili yüzde 40 olan faizi yavaşça yüzde 39, yüzde 38 ve yüzde 37 seviyelerine çekecektir. Özellikle eylül ayında artık haftalık repo ihaleleri açılabilecek duruma gelecektir.”
YÜZDE 35 TAHMİNİ
Karakaş, jeopolitik risklerin azalması ve makroekonomik göstergelerin alan açması halinde yılın son çeyreğinde politika faizinde de indirim görülebilece- ğini öngördü. İyimser senaryoda ekim ve aralık toplantılarında 100’er baz puanlık iki indirim bekleyen Karakaş, böylece TCMB’nin 2026’yı yüzde 35 politika faiziyle kapatabileceğini söyledi. “Bana göre 2026’nın son çeyreğinde toplamda 200 baz puanlık bir indirim yapılabilir. Ancak böyle bir indirimi düşünürken petrol fiyatlarını, yurt içine para giriş çıkışını ve çekirdek enflasyondaki seyri değerlendirmek gerekecektir” diyerek beklentisini aktaran Karakaş, faiz indiriminde jeopolitik normalleşmenin tek başına yeterli olmayacağına işaret etti. Kalıcı barış senaryosunda majör merkez bankalarının üzerindeki faiz artırma baskısının azalabileceğini de belirten Karakaş, bunun otomatik olarak hızlı bir faiz indirim döngüsü anlamına gelmeyeceğini söyledi. Özellikle enerji ithalatına bağımlı ekonomilerin kalıcı bir ateşkesten olumlu etkileneceğini belir- ten Karakaş, “Bu koşullarda küresel merkez bankalarının faiz indirimine hemen başlamasını beklememiz doğru olmaz ama en azından üzerlerinden faiz artırma baskısı kaybolacaktır” dedi.
YILBAŞINDAKİ BEKLENTİLER ŞU AN İÇİN RAFA KALKTI
Gedik Yatırım Yatırım Danışmanlığı Müdür Yardımcısı Onurcan Bal, Orta Doğu’daki gelişmelerin petrol fiyatları üzerinden küresel para politikasının yönünü değiştirdiğini söyledi. Brent petrolün 115 dolara kadar yükseldiğini hatırlatan Bal, hazirandaki mutabakatla fiyatların 70 dolar seviyelerine kadar gerilediğini, ancak temmuzda jeopolitik risklerin yeniden öne çıkmasıyla petrolün tekrar yükselişe geçtiğini aktardı.
Diplomasiye ilişkin olumlu açıklamaların petrolü kısa vadede aşağı çekebildiğini, ancak piyasada kalıcı bir rahatlamadan söz etmek için somut ilerleme gerektiğini vurgulayan Bal, para politikasındaki değişimi şu sözlerle özetledi: “Petrolde yaşanan yükseliş ve bu gelişmeler, sene başında merkez bankalarına yönelik faiz indirim beklentilerini şu an rafa kaldırmış durumda. Hatta faiz artırım beklentilerinin güç kazandığını görüyoruz. Enerji maliyetlerindeki yıl içerisindeki artış fiyatlara yansıdı ve enflasyon risklerini artırdı.”
Bal, petrol fiyatlarındaki kısa süreli geri çekilmelerin faiz beklentilerini tek başına değiştirmeye yetmediğine dikkat çekti. Haziranda petrol fiyatları gerilerken bile faiz artışı beklentilerinin bütünüyle ortadan kalkmadığını anımsatan Bal, bunun temel nedeninin enerji maliyetlerindeki artışın enflasyona gecikmeli şekilde yansıması olduğunu söyledi.
Fed tarafında da yılın başına kıyasla önemli bir beklenti değişikliği yaşandığını belirten Bal, sene başında piyasaların 2026 için iki faiz indirimi beklediğini, mevcut durumda ise faiz artışı ihtimalinin fiyatlamalarda öne çıktığını kaydetti. Fed Başkanı Kevin Warsh’ın sözlü yönlen- dirmede temkinli hareket ettiğine dikkat çeken Bal, tahvil faizlerindeki yükselişin de finansal koşulları sıkılaştırdığını dile getirdi.
KÜRESEL GEVŞEME 2027’NİN İKİNCİ YARISINDA
Jeopolitik risklerin kalıcı biçimde gerilemesi halinde dahi merkez bankalarının hemen faiz indirimine başlamasını beklemenin doğru olmayacağını vurgulayan Gedik Yatırım Yatırım Danışmanlığı Müdür Yardımcısı Onurcan Bal, kalıcı bir ABD-İran anlaşması ve petrol fiyatlarındaki düşüş sonrasında odağın yeniden enflasyon ve istihdam verilerine döneceğini söyledi. Bal, küresel gevşeme döngüsünün zamanlamasına ilişkin beklentisini şu sözlerle anlattı: “Riskler kısa vadede yatışırsa, en erken 2027’nin ikinci çeyreğinden itibaren tekrar gevşemelerin gündeme gelebileceğini düşünüyorum. Makroekonomik bir şok veya çok olumsuz veri akışları görmezsek bunun daha çok 2027’nin ikinci yarısında gündeme gelmesi mümkün. Çok hızlı bir dönüş olmayacak.”
Yüksek faizlerin gelişmekte olan ülkelere yönelik fon akışını da yavaşlattığını anlatan Bal, faiz artışı beklentilerinin yeniden faiz indirimi beklentilerine dönüşmesi halinde gelişen ülke piyasaları, hisse senetleri ve emtiaya sermaye girişlerinin güçlenebileceğini ifade etti. Bunun için hem jeopolitik cepheden daha olumlu haber akışına hem de enflasyonda gevşemeyi destekleyen makroekonomik verilere ihtiyaç bulunduğunu söyledi.
ARA SEÇİMDEN ÖNCE ZOR
Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Karakaş ise Fed’de ise üç üyenin faiz artışı istemesinin kurul içindeki görüş ayrılığını gösterdiğini belirtti. Hürmüz ve Bab-el Mandeb kaynaklı petrol arz kesintilerinin ABD’deki akaryakıt fiyatlarını yukarı çektiğini hatırlatan Karakaş, buna rağmen kasım ayında yapılacak ABD ara seçimlerin- den önce Fed’den bir faiz artışı beklemediğini öngördü. Kısa vadede ABD iç politikasının da faiz kararında belirleyici olabileceğini kaydetti.
