Mekke anlaşması ekseni Türkiye'ye kaydırabilir! Savunma sanayine yeni ihracat kapısı
Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın stratejik güçlerini bir araya getiriyor. Türkiye’nin savunma gücü, Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı ve Suudi Arabistan’ın finansal kapasitesi anlaşmanın temelini oluşturuyor. KAAN’da ortak üretim ihtimalinin yanı sıra farklı savunma projelerinin de gündeme gelmesi, yüksek teknolojili ihracatı 2030’da 30 milyar dolara çıkarma hedefi doğrultusunda Türkiye için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Orta Doğu’da güvenlik mimarisinin yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan savunma ilişkilerini yeni bir aşamaya taşıdı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından 7 Ağustos’ta Mekke’de imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, taraflardan herhangi birine yönelik silahlı saldırının üç ülkenin tamamına yapılmış sayılmasını öngörüyor. Anlaşmayla kolektif caydırıcılığın güçlendirilmesinin yanı sıra savunma sanayi işbirliği ve askeri birlikte çalışabilirliğin geliştirilmesi hedefleniyor.
ÜÇ ÜLKENİN GÜCÜ AYNI MASADA
Anlaşmanın savunma sanayi açısından taşıdığı potansiyelin merkezinde üç ülkenin birbirini tamamlayan kapasitesi bulunuyor. Türkiye, insansız hava araçlarından mühimmata, hava savunma sistemlerinden elektronik harbe, kara ve deniz platformlarından savaş uçağı projelerine kadar genişleyen teknolojik ve üretim kabiliyetiyle öne çıkıyor.
Suudi Arabistan, yatırım ve finansman gücüyle üçgenin sermaye ayağını oluştururken Pakistan, yaklaşık 250 milyonluk nüfusu, askeri yapısı, savunma sanayi altyapısı ve nükleer kapasitesiyle ortaklığa stratejik derinlik kazandırıyor.
Bu yapı; hava ve füze savunması, insansız sistemler, elektronik harp, mühimmat, deniz güvenliği ve kritik altyapıların korunması gibi çok sayıda alanda ortak proje geliştirilmesi açısından fırsat sunuyor.
Üç ülke arasındaki ekonomik ilişkiler de yeni yapının zeminini güçlendiriyor. Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ticaret hacmi 2025 sonunda 8.6 milyar doların üzerine çıkarken uzun vadeli hedef 30 milyar dolar olarak belirlendi. Türkiye ile Pakistan’ın yaklaşık 1.2-1.3 milyar dolar seviyesindeki ticaret hacminin ise 5 milyar dolara çıkarılması hedefleniyor.
Türk müteahhitlik şirketleri bugüne kadar Suudi Arabistan’da 32.5 milyar dolarlık 434, Pakistan’da ise yaklaşık 3.5 milyar dolarlık 74 proje üstlendi.
SAVUNMADA TEMELLER HAZIR
Üçlü anlaşma, savunma sanayinde sıfırdan başlayan bir ortaklık anlamına gelmiyor. Türkiye-Pakistan hattındaki en somut örneklerden birini MİLGEM korvet projesi oluşturuyor. İki ülke deniz platformlarından askeri eğitime ve teknoloji paylaşımına kadar farklı alanlarda uzun süredir işbirliği yürütüyor.
Türkiye-Suudi Arabistan hattında ise insansız hava araçları ve savunma elektroniği öne çıkıyor. Baykar ile Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı arasında 2023’te Bayraktar AKINCI TİHA ihracatı ve işbirliği sözleşmesi imzalanmış, anlaşma o dönemde Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük savunma ve havacılık ihracatı sözleşmesi olarak açıklanmıştı. İşbirliğinin teknoloji transferi ve ortak üretimi de kapsaması, Mekke Anlaşması sonrasında geliştirilebilecek model açısından önemli bir zemin oluşturuyor.
GÜVENLİKTEN EKONOMİYE ENTEGRASYON
İstanbul Ticaret Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler İngilizce Bölüm Başkanı Doç. Dr. Uğur Yasin Asal, Mekke Anlaşması’nın Türkiye’nin bölgesel ekonomik etkisini olumlu yönde etkileyeceğini söyledi. Asal, özellikle savunma sanayi işbirliğinin entegrasyonun derinleşmesinde önemli rol oynayacağına dikkat çekti.
Devletlerin ortak tehdit algısı geliştirmesinin ortak güvenlik mekanizmalarını da güçlendirdiğini ifade eden Asal, “Dolayısıyla bu ortaklık ve entegrasyon temalı işbirliği, ekonomik ve siyasal etkilerini de beraberinde getirecek. Yani aslında hem ekonomik hem siyasal hem de güvenlik birlikteliği bu ortak anlaşmayı ortaya çıkarmıştır” dedi.
TÜRK SAVUNMA ÜRÜNLERİ İÇİN YENİ ALAN
Savunma diplomasisinin Türkiye açısından yeni ihracat ve ortak üretim fırsatları yaratabileceğini belirten Doç. Dr. Uğur Yasin Asal, anlaşmanın Türk savunma şirketlerinin bölgedeki erişimini genişletebileceğini söyledi. Asal, işbirliğinin yalnızca ürün satışını değil, uzun vadeli tedarik ve teknoloji ortaklıklarını da destekleyebileceğine dikkat çekti.
Asal, “Türkiye, özellikle son yıllarda geliştirdiği deniz kuvvetleri unsurları, hava savunma sistemleri, havadan karaya taarruz teçhizatları ve bilhassa silahsız ve silahlı insansız hava araçları konusunda önemli bir katkı sağlayacaktır. Yine BMC ve Altay tankı gibi kendimize özgü ürettiğimiz bütün bu askeri mühimmat ve teçhizatın bu ülkeler arasında daha sık kullanılmasını da beraberinde getirecektir” diye konuştu.
ORTA DOĞU’DA YENİ DENGE
Anlaşmayı bölgedeki güç dengeleri açısından da değerlendiren Asal, Türkiye ile Suudi Arabistan arasında gelişen ortaklığın Orta Doğu’da yeni bir denge arayışına işaret ettiğini söyledi. Pakistan’ın nükleer güç ve Asya’daki önemli askeri aktörlerden biri olarak yapıya katılmasının ise ittifakın stratejik ağırlığını artırdığına dikkat çekti.
Asal, “Özellikle Suudi Arabistan ve Türkiye ortaklığında Orta Doğu’da yeni bir dengenin, yeni bir politikanın geliştiği çok açık anlaşılıyor. Pakistan’ın da Asya-Pasifik bölgesinden nükleer bir güç olarak böyle bir anlaşmaya ve Orta Doğu’daki ortaklığa dahil olması, bu üç ülkenin her iki bölgede de kapasite ve performansını güçlendirecektir” dedi.
10 YIL İÇİNDE ÖNEMLİ BİR GELİR KAPISI OLUŞABİLİR
İstanbul Ticaret Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Sezgin de Mekke Anlaşması’nın çok boyutlu yeni bir savunma sanayi modelinin sinyallerini verdiğini söyledi.
Türkiye’nin NATO’daki konumunu korurken Orta Doğu ve Asya’da yeni stratejik işbirlikleri geliştirdiğini belirten Sezgin, üç ülkenin sahip olduğu farklı güç unsurlarının birbirini tamamladığını vurguladı.
Prof. Dr. Sezgin, “Türkiye’nin gelişmiş savunma sanayi teknolojisi ve askeri kapasitesi, Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı ve köklü askeri geleneği, Suudi Arabistan’ın güçlü mali sermaye ve yatırım imkanları ile birleşmesi sonucunda önemli bir stratejik ortaklık modeli ortaya çıkmış oluyor” dedi.
İHRACATTA SIÇRAMA POTANSİYELİ
Anlaşmanın Türk savunma sanayi ihracatı için de önemli bir sıçrama noktası oluşturabileceğini belirten Prof. Dr. Sezgin, özellikle Suudi Arabistan pazarının uzun vadeli potansiyeline dikkat çekti.
Prof. Dr. Sezgin, “Anlaşmanın savunma ihracatında önemli bir sıçrama noktası olma potansiyeli var. Bu bağlamda Türkiye’nin özellikle Suudi Arabistan’a yönelik savunma sanayi ihracatında önümüzdeki 10 yıl içinde önemli bir gelir kapısı oluşma ihtimali var” dedi.
Prof. Dr. Sezgin, ayrıca üçlü yakınlaşmanın savunmanın dışına taşarak ulaştırma ve ticaret koridorlarına da yansıyabileceğini, Türkiye’nin Kalkınma Yolu Projesi’nin Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerini kapsayacak şekilde genişlemesinin yeni ekonomik fırsatlar doğurabileceğini ifade etti.
SERMAYE TEKNOLOJİ İLE BULUŞACAK
Prof. Dr. Mehmet Sezgin, anlaşmanın en önemli fırsatlarından birinin Türkiye’nin savunma teknolojisi birikimi ile Suudi Arabistan’ın finansman kapasitesinin aynı projelerde buluşması olduğunu söyledi. Bu model, büyük ölçekli projelerde finansman imkanlarını artırırken Türkiye’nin üretim ve teknoloji kabiliyetinin daha geniş pazarlara taşınmasını sağlayabilir. Prof. Dr. Sezgin de konuyla ilgili olarak, “Böylece Türkiye sadece bir üretici değil, aynı zamanda teknoloji transferi ve ortak üretim yapabilen stratejik bir ortak konumuna gelebilecek” dedi.
ÜRÜN SATIŞINDAN STRATEJİK ORTAKLIĞA
Mekke Anlaşması’nın üç ülkeyle sınırlı kalıp kalmayacağı, mutabakatın geleceğini belirleyecek önemli başlıklardan biri olarak dikkat çekiyor. Resmi açıklamalara göre başka ülkelerin katılımı üç kurucu ülkenin ortak kararıyla mümkün olabilecek.
Prof. Dr. Sezgin, bu ihtimalin Türk savunma sanayi açısından yeni pazarların kapısını açabileceğini belirterek, “Anlaşmanın diğer Körfez ülkelerinin katılımına açık olması, ileride daha geniş bir ‘Körfez Paktı’ oluşumuna zemin hazırlayabilir. Bu durum, Türk savunma sanayi ürünlerinin yeni pazarlara açılması ve ihracat portföyünün önemli ölçüde genişlemesi anlamına gelecektir” diye konuştu.
Prof. Dr. Sezgin, anlaşmanın Türkiye açısından taşıdığı potansiyeli, şöyle özetledi: “Mekke Anlaşması, Türkiye’nin savunma sanayinde teknolojik kapasitesini finansal güçle birleştiren, ihracatını artırabilecek ve küresel arenadaki ağırlığını kuvvetlendiren önemli bir dönüm noktası olarak tanımlanabilir.”
KAAN İÇİN ORTAKLIK İHTİMALİ
Mekke Anlaşması'nın ardından gözlerin çevrildiği projelerden biri de Türkiye'nin milli muharip uçağı KAAN oldu. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Suudi Arabistan'ın KAAN'ın geliştirilme sürecine ortaklık veya finansman yoluyla katılma ihtimaline ilişkin açıklamasında bunun mümkün olduğunu dile getirdi.
Yüksek teknoloji gerektiren ve büyük finansman ihtiyacı bulunan savunma projelerinde maliyet ve sorumlulukların dost ülkeler arasında paylaşılabileceğine işaret eden Yılmaz, KAAN'ın yanı sıra başka projelerin de bu modele dahil edilebileceğini belirtti. Böyle bir model hayata geçirilirse Türkiye açısından kazanç yalnızca finansmanla sınırlı kalmayacak. Ortak ülkelerin projelere dahil edilmesi üretim ölçeğini büyütebilecek, potansiyel sipariş tabanını genişletebilecek ve Türk savunma ürünlerinin yeni pazarlara ulaşmasını kolaylaştırabilecek.
BİRÇOK PROJEDE İŞBİRLİĞİ ZOR DEĞİL
Mekke Anlaşması’nın savunma sanayinde ortak üretim ve ortak kaynak kullanımını hızlandırabileceğini belirten Savunma Sanayii Başkanlığı eski Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir, bu zeminde KAAN başta olmak üzere kritik projelerde yeni işbirliklerinin gündeme gelebileceğini söyledi. Üçlü yapının tarafların teknoloji, finansman ve üretim kapasitesini aynı hedefte buluşturabileceğine dikkat çeken Demir, “Doğru okumalar ve stratejiler ile sadece KAAN değil, birçok kritik projede işbirliği hiç de zor değil” dedi.
Savunma sanayinin yüksek kaynak ihtiyacına işaret eden Demir, anlaşmanın ortak ürün geliştirme ve ortak kullanım açısından önemli bir fırsat oluşturabileceğini vurguladı.
