Afrika’da üret, Türkiye ile kazan dönemi

Afrika, maden ve enerji kaynaklarını ihraç etmek yerine yerinde işleyerek katma değer üretmeyi hedeflerken; sanayileşme, yerel üretim ve istihdam odaklı yeni bir döneme giriyor. 'Afrika’da üret' anlayışı küresel tedarik zincirinde daha görünür hale gelirken, Türkiye mühendislik kapasitesi, sanayi altyapısı ve saha deneyimiyle bu dönüşümde öne çıkan stratejik ortaklardan biri konumuna yükseliyor.

Giriş: 06.02.2026 - 08:58
Güncelleme: 06.02.2026 - 09:46
Afrika’da üret, Türkiye ile kazan dönemi

Son yıllarda Afrika ile siyasi, ekonomik ve ticari ilişkilerini derinleştiren Türkiye, özellikle enerji ve madencilik alanlarında yürüttüğü projelerle dikkat çekiyor. Türk firmaları, farklı Afrika ülkelerinde maden çıkarma, işleme, altyapı kurma ve enerji projelerinde yer alırken; bu faaliyetlerin odağında ‘yerinde değer katma’ yaklaşımı bulunuyor. Bu yaklaşım, hem Afrika ülkelerinin sanayileşme hedefleriyle örtüşüyor hem de Türkiye açısından uzun vadeli tedarik ve işbirliği imkanları oluşturuyor.


KÜRESEL TEDARİK DENKLEMİNDE DAHA GÖRÜNÜR

Geçtiğimiz yıl küresel ticaret gündeminde korumacılık eğilimleri, tarife artışları ve yeni ticaret anlaşmaları öne çıkarken, bu yıl itibarıyla Afrika’nın küresel hammadde ve enerji tedarikindeki rolü daha fazla tartışılmaya başlandı. Yaklaşık 1.5 milyarlık nüfusu ve zengin yer altı kaynaklarıyla Afrika, sanayinin ihtiyaç duyduğu bakır, kobalt, lityum, nadir toprak elementleri ve enerji kaynakları açısından stratejik bir konumda bulunuyor.


Afrika ülkeleri, sömürge döneminden miras kalan ‘hammadde ihraç eden ekonomi’ modelini geride bırakmayı amaçlıyor. Birçok ülke, madenlerin çıkarılmasının yanı sıra işlenmesi, yarı mamul ve nihai ürüne dönüştürülmesi için yeni tesis yatırımlarını gündemine almış durumda. Türkiye’nin bu süreçte sunduğu mühendislik, makina, proje yönetimi ve finansman deneyimi, kıta ülkeleri tarafından önemli bir işbirliği alanı olarak değerlendiriliyor.


ENERJİ VE MADENCİLİKTE SAHAYA İNEN İŞBİRLİKLERİ

Türkiye’nin Afrika’daki enerji ve madencilik faaliyetleri, son dönemde daha somut projelerle gündeme geliyor. Somali açıklarında yürütülen sismik araştırmalar ve planlanan sondaj çalışmaları, bu işbirliklerinin öne çıkan örnekleri arasında yer alıyor. Söz konusu projeler, yalnızca enerji arama faaliyetleri olarak değil, aynı zamanda teknik bilgi transferi ve kurumsal kapasite geliştirme süreçleri olarak da değerlendiriliyor.


Türkiye’nin bu tür projelerde hedeflediği model, ev sahibi ülkenin kaynakları üzerindeki egemenliğini korurken, karşılıklı faydaya dayalı bir gelir paylaşımı ve uzun vadeli ortaklık kurulması olarak özetleniyor. Uzmanlara göre bu yaklaşım, Afrika ülkeleri açısından daha sürdürülebilir bir kalkınma zemini sunarken, Türkiye için de güvenilir tedarik ve yatırım ortamı oluşturuyor.


EKONOMİK FAALİYETLERİN GÜVENLİĞİ ÖN PLANDA

Afrika ve çevresindeki deniz yolları, küresel ticaret açısından kritik geçiş noktaları arasında bulunuyor. Aden Körfezi, Somali açıkları ve Arap Denizi gibi bölgelerde deniz güvenliğinin sağlanmasına yönelik uluslararası çabalar, ekonomik faaliyetlerin sürdürülebilirliği açısından önem taşıyor. Türkiye’nin bu kapsamda bölgedeki görev süresini uzatması, enerji ve ticaret hatlarının güvenliğine katkı sağlayan unsurlardan biri olarak değerlendiriliyor.


Bu güvenlik çerçevesi, doğrudan ticari faaliyetlerin parçası olmaktan ziyade, yatırımların ve lojistiğin kesintisiz işlemesine destek veren bir zemin oluşturuyor.


NİJERYA İLE İLİŞKİLERDE YENİ AŞAMA

Afrika ile gelişen ilişkilerde bazı ülkeler öne çıkıyor. Kıta’nın en büyük ekonomilerinden biri olan Nijerya, Türkiye açısından hem enerji hem de sanayi işbirlikleri bakımından önemli bir ortak konumunda. İki ülke arasında son dönemde imzalanan anlaşmalar, ticaret hacminin artırılması, yatırımların karşılıklı teşviki ve çifte vergilendirmenin önlenmesi gibi başlıkları kapsıyor.


Nijerya Cumhurbaşkanı’nın Türkiye ziyareti sırasında yapılan açıklamalar, iki ülkenin ‘kazan-kazan’ anlayışıyla hareket etme iradesini ortaya koydu. Bu mesajlar, özellikle özel sektör açısından yeni yatırım ve ortaklık fırsatları olarak değerlendiriliyor.

Afrika’da üret, Türkiye ile kazan dönemi

SEKTÖREL SİNYALLER GÜÇLENİYOR

Türkiye-Nijerya iş dünyası toplantılarında öne çıkan başlıklardan biri de enerji, petrol, doğalgaz ve altyapı projeleri oldu. Çelik konstrüksiyon, tesis inşaatı, kamp ve konaklama yapıları gibi alanlarda faaliyet gösteren Türk firmaları, Afrika’daki projelerde giderek daha görünür hale geliyor. Bu yatırımlar, yalnızca kısa vadeli inşaat işleri olarak değil, uzun vadeli sanayi ve üretim altyapısının bir parçası olarak planlanıyor.


AFRİKA 2.0: YERİNDE İŞLEME DÖNEMİ

Kıta genelinde madenlerin yerinde işlenmesine yönelik adımlar artıyor. Gine, Zimbabve ve Zambiya gibi ülkelerde kurulan yeni tesisler, modern kırma, zenginleştirme ve işleme makinalarına olan ihtiyacı artırıyor. Bu durum, makina imalatı, mühendislik hizmetleri ve proje yönetimi alanlarında Türk firmaları için yeni fırsatlar doğuruyor.


Uzmanlar, bu süreci ‘Afrika 2.0’ olarak tanımlıyor. Bu yeni dönemde, ticaretin yanı sıra stratejik altyapı, enerji ve sanayi ortaklıkları öne çıkıyor. Türkiye, bu modelde yalnızca hammadde alıcısı değil; teknoloji, ekipman ve işletme know-how’ı sağlayan bir ortak olarak konumlanıyor.


Somali, Gabon, Gine ve Senegal gibi ülkelerle imzalanan anlaşmalarda, maden işleme tesislerinin kurulmasına yönelik maddeler dikkat çekiyor. Bu maddeler, Türk firmaları açısından proje, sipariş ve uzun vadeli pazar imkanı anlamına geliyor.

Afrika’da üret, Türkiye ile kazan dönemi

TÜRK SANAYİSİ İÇİN STRATEJİK KAZANIM

Afrika’daki madencilik işbirlikleri, Türkiye’nin sanayisi açısından da stratejik önem taşıyor. Özellikle batarya teknolojileri, elektrikli araçlar ve yüksek teknolojili üretimde kritik öneme sahip olan lityum ve kobalt gibi madenlerin tedariki, bu işbirlikleri sayesinde daha öngörülebilir hale gelebiliyor.


Hammaddenin yerinde işlenmesi, katma değerin önemli bir kısmının Afrika’da kalmasını sağlarken; ortaya çıkan yarı mamul ve ürünlerin ticareti, Türk firmaları için yüksek katma değerli gelir potansiyeli oluşturuyor.

Afrika’da üret, Türkiye ile kazan dönemi

ETİKETLERE YANSIYAN İŞBİRLİĞİ MODELİ

‘Yerinde değer katma’ odaklı bu işbirliği modeli, Afrika ülkelerinin kalkınma hedefleriyle uyumlu bir çerçeve sunuyor. Türk firmalarının Afrika pazarında yalnızca ürün satan değil, tesis kuran, üretim yapan ve ortaklık geliştiren bir yapıya yönelmesi, bu ülkelerde Türkiye algısını da güçlendiriyor.


Bu yaklaşım, önümüzdeki dönemde uluslararası ticarette ‘Produced in Africa with the support of Türkiye’ gibi ifadelerle sembolik olarak da görünür hale gelebilir. Bu ifade, bir markalaşma iddiasından ziyade, Afrika’da yerel üretim ile Türkiye’nin teknik ve sanayi desteğini bir araya getiren işbirliği modelini tanımlayan bir çerçeve olarak değerlendiriliyor.


AKADEMİK ÇALIŞMALAR AFRİKA’DAKİ FIRSATLARI VURGULUYOR

Afrika’da son yıllarda hız kazanan ‘yerinde üretim ve yerinde işleme’ politikaları, Türk iş dünyası için klasik ihracatın ötesine geçen yeni bir iş alanı oluşturuyor. Akademik çalışmalar, Türkiye-Afrika ticaretinin hem Afrika ülkelerinin ekonomik büyümesine hem de karşılıklı yatırım ilişkilerine pozitif katkı sunduğunu ortaya koyuyor. Bu çerçevede Afrika ülkeleri, altyapıdan madenciliğe, enerjiden sanayi tesislerine kadar geniş bir yelpazede uzun vadeli ve üretim odaklı ortaklar arıyor.


Özellikle madencilik ve enerji projeleri etrafında şekillenen yatırımlar, Türk firmaları için makina tedariki, mühendislik hizmetleri, tesis kurulumu ve proje yönetimi gibi alanlarda önemli fırsatlar barındırıyor. Çok taraflı kalkınma bankaları ve bölgesel fonların bu tür projelere sağladığı finansman imkanları, Türk şirketlerinin Afrika’da daha kalıcı ve ölçeklenebilir yatırımlar yapmasını kolaylaştırıyor. Akademik analizlerde, Türk firmalarının sahadaki uygulama kabiliyeti ve esnek iş modeli, kıtada rekabet avantajı yaratan unsurlar arasında gösteriliyor.


Uzmanlara göre Afrika’daki bu yeni dönem, Türk iş dünyası açısından yalnızca ticari kazanç değil, stratejik konumlanma anlamına da geliyor. Kritik hammaddelere erişimin daha öngörülebilir hale gelmesi, yüksek teknolojili üretim ve sanayi dönüşümü açısından Türkiye’ye avantaj sağlıyor. Böylece Afrika, Türk iş dünyası için geçici bir pazar değil; sanayi, yatırım ve tedarik zincirlerinin parçası haline gelen uzun vadeli bir ortaklık alanı olarak öne çıkıyor.