21. yüzyılın yeni emtia haritası! Prof. Dr. Kerem Alkin yazdı...

İstanbul Ticaret Gazetesi yazarı Prof. Dr. Kerem Alkin, emtia stratejilerinin artık jeopolitik pozisyonlanmanın temel bir bileşeni haline geldiğini belirtti. Alkin'e göre bakır, altın ve gümüşün yükseldiği bu yeni haritada Türkiye, bölgesel etkinliği ve teknolojik kapasitesiyle aktif bir oyuncu olabilir.

Giriş: 02.01.2026 - 10:55
Güncelleme: 02.01.2026 - 10:55
21. yüzyılın yeni emtia haritası! Prof. Dr. Kerem Alkin yazdı...

21. yüzyılın kaderini petrol ve kömür belirlerken, 21. yüzyılın yeni emtia haritası dijitalleşme, elektrifikasyon ve yeşil dönüşüm ekseninde yeniden çiziliyor. İstanbul Ticaret Gazetesi yazarı Prof. Dr. Kerem Alkin, bu haftaki yazısında yeni dönemin stratejik varlıklarını mercek altına aldı. Alkin'e göre, bu yeni düzende bakır geleceğin "petrolü" haline gelirken, altın ve gümüş sadece birer sigorta varlığı değil, aynı zamanda yeni nesil teknolojilerin kritik girdileri olarak öne çıkıyor.

Prof. Dr. Kerem Alkin'in bu haftaki yazısı şöyle:

21. yüzyılın yeni emtia haritası!
20. yüzyıl, petrolün ve kömürün sadece ekonomileri değil, devletlerin kaderini de belirlediği bir çağdı. Savaşlar, ittifaklar, büyüme dalgaları ve krizler; hepsi bir yönüyle yeraltındaki kaynakların jeostratejik ağırlığı etrafında şekillendi. Bugün ise dünya fosil yakıtlar çağının ötesinde, daha derinden bir dönüşüm yaşıyor. 


Dijitalleşme, elektrifikasyon ve yeşil dönüşüm; 21. yüzyılın emtia düzenini yeniden kuruyor. Ve, bu yeni düzende öne çıkan tablo gayet net: Bakır geleceğin ‘petrol’ü; altın ve gümüş sadece küresel kırılganlık dönemin sigorta varlıkları olmayıp; yeni nesil teknolojilerin girdileri; kripto paralar ise belirsizlik çağının dijital kaçış alanı.


Bakırın ‘21. yüzyılın petrolü’ olarak anılması artık bir mecaz değil, ekonomik bir gerçeklik. Elektrikli araçlardan enerji depolama sistemlerine, yapay zeka merkezlerinden yarı iletkenlere kadar yeni nesil tüm sektörlerin kalbi bakırla atıyor. Ancak uluslararası finans kurumlarının 2026 için öngördüğü fiyat sıçramasının ardında yalnızca talep artışı değil, madencilik endüstrisinin geleceğine dair ciddi belirsizlikler de yatıyor. Yaşlanan madenler, yavaşlayan keşif yatırımları, çevresel onay süreçleri ve jeopolitik riskler. 


KÜRESEL DÜZENİN YÖNSÜZLEŞMESİ
Bu engeller bakır arzını kırılgan hale getiriyor. Yani, bakırın parlak geleceğinin gölgesinde, dünya ekonomisini zorlayabilecek bir arz darboğazının büyüdüğünü gözlemliyoruz. Altın ve gümüşte ise tablo farklı ama sonuç aynı: Belirsizlik çağının yükselen değerleri. Covid-19, Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki gerilimler, Güney Çin Denizi'ndeki güç gösterileri, ABD-Çin ticaret ve teknoloji savaşı… Dünya uzun süredir ‘olağanüstülük’ halinden çıkamıyor. Bu kolektif kırılganlık, altını yeniden uluslararası sistemin jeopolitik sigortası haline getirdi.


Merkez bankalarının tarihi seviyelerde altın alımları, sadece doların rezerv gücüne yönelik tereddütlerin değil, aynı zamanda küresel düzenin yönsüzleşmesine dair derin bir okumanın sonucu. Gümüş ise, çift karakterli bir varlık: Hem endüstriyel üretimin kritik girdisi hem de jeopolitik stres dönemlerinin güvenli limanı. Güneş enerjisi teknolojilerindeki patlama gümüş talebini yapısal olarak yukarı çekerken, madencilik sektöründeki yatırım eksikliği, fiyatlarda yukarı yönde baskıyı artırıyor. Bu durum, enerji dönüşümünün hızlandığı bir dönemde dikkatle izlenmesi gereken stratejik bir risk alanı yaratıyor. 


Kripto paralar, ekonomik teorilerin henüz tam olarak sınıflandıramadığı bu yeni varlık grubu, riskli doğasına rağmen kriz dönemlerinde bir anda ‘sığınılacak dijital liman’ haline geliyor. Ancak bu hızlı güven ilişkisi büyük bir soruyu da öne çıkarıyor: Kripto güvenliğinin temeli nasıl atılacak? Blokzincir mimarisinin güçlü yanları olsa da borsa hackleri, akıllı kontrat açıkları ve küresel düzenleme eksikliği kriptoyu kırılgan kılıyor. Finans dünyasının önde gelen kuruluşları artık kriptonun geleceğini belirleyecek sorunun bu olduğunu düşünüyor. Önde gelen ekonomiler kripto paralar için teknolojik güvenlik ve uluslararası regülasyon ortak bir zeminde buluşabilecek mi?


JEOPOLİTİK POZİSYONLANMA
Bu tablo, Türkiye açısından da önemli mesajlar taşıyor. Enerji dönüşümünün hızlandığı, teknolojik rekabetin derinleştiği bir çağda; emtia stratejileri artık yalnızca ekonomik değil, jeopolitik pozisyonlanmanın da temel bileşeni haline geldi. Türkiye’nin bölgesel etkinliği, tedarik zinciri politikası ve teknolojik kapasitesi bu yeni haritanın aktif bir unsuru olabilir. Bugün küresel düzen yeniden kurulurken, asıl değer yeraltından değil; jeopolitik riskten, teknolojik atılımdan ve dijital güvenlikten doğacak.  21. yüzyılın yeni emtia gerçekliğinde, katma değerin anlamı değişiyor; güç dengeleri ise bu değişimi okuyabilenler lehine yeniden kuruluyor.