21. yüzyılın en kritik rekabet alanı, enerji, savunma veya finans gibi stratejik alanların tümünü bir araya getiren tek bir yeni güç unsuru olarak; ‘dijital dönüşüm’. 21. yüzyılın ikinci çeyreğinde, yapay zekadan veri merkezlerine, bulut bilişimden telekomünikasyona, yarı iletkenlerden kuantum teknolojilerine kadar uzanan geniş bir dijital teknolojiler ekosistemi, ülkelerin ekonomik büyüklüğünü, güvenlik kapasitesini ve jeopolitik etkinliğini belirleyen temel unsur olacak.
Bu nedenle ülkelerin özel sektör teknoloji şirketlerinin ve ülkesinin vatandaşı olan teknoloji mühendislerinin, ülkelerinin milli teknoloji hedeflerine karşı nötr kalma lüksü artık yoktur. Nasıl ki geçmiş yüzyıllarda sanayi kuruluşları ülkelerin kalkınma hamlelerinin temel aktörleri olduysa, bugün de özel sektör teknoloji şirketleri ülkelerinin ‘dijital egemenlik’ mücadelesinin en vazgeçilmez paydaşlarıdır.
Dijital çağın öncü teknoloji şirketleri artık yalnızca ticari kurumlar değildir; ülkelerinin stratejik kapasitesini güçlendiren jeostratejik kalelerdir. Bu şirketlerin mühendisleri de yalnızca yüksek ücretli çalışanlar değil, ülkelerinin dijital geleceğini inşa eden jeoekonomik neferlerdir. Tam da bu nedenle ülkemizde kamu ve özel sektörün birlikte hareket etmesinin elzem olduğu en kritik dönemlerden birinin içinden geçiyoruz.
SADECE TEŞVİKLER YETMEZ
Özel sektörün geliştirdiği çeviklik, hız, uygulama kabiliyeti ve sonuç odaklı yönetim anlayışı, artık kamu yönetimine daha güçlü biçimde aktarılmalı. Bakanlıklarımızın, düzenleyici kurumlarımızın ve kamu kuruluşlarımızın önündeki temel meselelerden biri yalnızca kaynak üretmek değil; karar alma süreçlerini hızlandırmak, kurumlar arası koordinasyonu güçlendirmek ve stratejik akıl kapasitesini artırmaktır.
Bugün yapay zeka, veri merkezleri, enerji, telekomünikasyon ve bulut teknolojileri birbirinden bağımsız alanlar değildir. Her biri diğerini besleyen ve birlikte anlam kazanan bir bütünün parçalarıdır. Bu nedenle söz konusu alanları ayrı ayrı ele almak, farklı kurumsal öncelikler içerisinde değerlendirmek hem zaman hem de kaynak kaybına yol açıyor. Dünyadaki başarılı örnekler incelendiğinde, öne çıkan ülkelerin ortak bir vizyon ve güçlü bir eşgüdüm mekanizması ile hareket ettiği görülüyor.
Kamu, özel sektör, üniversiteler ve finansal kuruluşlar aynı hedef doğrultusunda konumlanıyor; dijital dönüşüm ulusal bir seferberlik anlayışıyla yürütülüyor. Türkiye de artık bu aşamaya geçmek zorundadır. Yalnızca teşvik mekanizmalarıyla ilerlemek derinleşen ve sertleşen küresel rekabette artık yeterli değil. Bazı kritik alanlarda dijital dönüşümün hem kamu hem de özel sektör için zorunlu hale getirilmesini sağlayacak düzenlemelerin gecikmeksizin hayata geçirilmesi gerekiyor. Çünkü yapay zeka, veri merkezleri, GPU, yarı iletken, çip, bulut ve kuantum teknolojilerinde küresel eşikler son derece hızlı aşılıyor.
MİLLİ İRADE OLUŞTURULMALI
Türkiye’nin ekonomik, ticari, askeri, istihbari ve diplomatik açıdan, dünyanın en güçlü ilk 10 ülkesi arasında yer alma başarısını gösterdiği bir dönemde, dijital dönüşüm alanındaki yol haritalarını ve uygulama takvimlerini yalnızca kamu kurumlarının inisiyatifine bırakmak arzu edilen dönüşüm hızını sağlayamayacaktır. Ülkemizin 3 milyona yaklaşan reel sektör işletmesinin dönüşümü, kamu ve özel sektörün birlikte oluşturacağı güçlü bir ekosistemle mümkün olacaktır.
Bu noktada bankacılık ve finans sektörünün rolü ayrıca önem taşıyor. Türkiye’nin en gelişmiş regülasyon kültürüne, veri yönetimi deneyimine ve teknoloji kullanım kapasitesine sahip sektörlerinden biri olan finans dünyası, dijital dönüşümün doğal liderlerinden biri olmak durumundadır. Aynı şekilde telekomünikasyon şirketlerimiz de bu sürecin ayrılmaz parçasıdır ve dönüşüm stratejilerinin ilk gününden itibaren masada yer almalı.
Bugün asıl mesele teknolojiye sahip olmak değil; doğru zamanda doğru kararı verebilmek ve o kararı hızla uygulayabilmektir. Dijital çağın rekabetinde gecikmenin maliyeti, yanlış yatırım yapmanın maliyetinden çok daha yüksektir. Zamanında atılmayan her adım, gelecekte katlanarak ödenecek bir bedel anlamına gelir. Bu nedenle Türkiye’nin önünde yeni bir görev bulunuyor: Kamunun yönlendirici gücü ile özel sektörün dinamizmini aynı hedef etrafında buluşturmak. Dijital dönüşümün tüm paydaşlarını kapsayan, düzenleyici kurumlarımız tarafından güvence altına alınmış ve uygulama kabiliyeti yüksek ortak çalışma modellerini vakit kaybetmeden hayata geçirmek temel önceliğimiz. Çünkü dijital çağda rekabet eden ülkeler için başarı artık yalnızca teknoloji üretmekle değil, teknoloji etrafında milli bir irade oluşturabilmekle mümkündür.