Jeopolitik gerilimlerin yükselmesi ve korumacılığın güç kazanmasıyla ‘yatırım göçü’ de değişiyor. Bir yandan hisse ve tahvil gibi varlıklarda hızlı çıkışlarla şekillenen portföy kaymaları, diğer yanda yaptırım veya el koyma endişesiyle servetin ülke dışına taşınması ve nihayetinde üretimin ana pazarlara yakın ülkelere kaydırılması, yatırımcı göçünün değişimini ortaya koyuyor. eY-parthenon’un 2026 Jeostratejik Görünüm çalışması, bu değişimin yatırım kararlarında mali göstergelerin yanı sıra güvenlik ve siyasi risk başlıklarının öne çıktığını gösterdi. Rapora göre belirsizlikler yatırımcı göçünü daha da hızlandırabilir ve türkiye bu akıştan pay alabilir.
ÜÇ KANALLI HAREKET
Ekonomist Prof. Dr. Berna Balcı izgi, yatırımcı göçünün artık yalnızca getiriyi değil, ‘hayatta kalma’ refleksini de içeren çok kanallı bir harekete dönüştüğünü söyledi. Doç. Dr. İzgi, bu nedenle türkiye’nin bu dönemde sıcak para ile doğrudan yatırımı ayrıştıran bir politika setine ihtiyacı olduğuna dikkat çekti.

Prof. Dr. izgi, bölgeselleşme ve jeopolitik risk artışının yatırımcı göçünü üç hat üzerinden tetiklediğini belirterek, ilk kanalda finansal piyasalardaki yön değişimine dikkat çekerek, şunları söyledi: “Bu süreçte yatırımcı davranışı da değişiyor. ilk olarak hisse senedi, tahvil gibi finansal varlıkların elden çıkarılmasıdır. Güvenli liman arayışı altın, gümüş ve gelişmiş ülke tahvillerini öne çıkarıyor. Büyük yatırımcı küresel bir endeks yerine jeopolitik bloklara (örneğin Doğu ve Batı Bloğu vb.) göre portföy dağılımı yapıyor. ikinci hat ise daha ‘korunma’ odaklı. Yerli yatırımcı uluslararası yaptırımlar veya olası risklere karşı nakit tutma ve varlıklarını ülke dışına çıkarma eğilimine giriyor. Burada göçün motivasyonu getiriden çok güvenlik. Sermaye kâr odaklı değil, hayatta kalma odaklı göç ediyor. Üçüncü hat ise reel sektöre uzanıyor. Üretimin ana pazara yakın coğrafyalara taşınmasıyla yatırımların ‘siyasi müttefik’ ülkelere yönelmesi, yatırım göçünün yalnızca para hareketi değil, şirketlerin coğrafi yeniden yapılanması anlamına geliyor.”

KISA VADEDE DÖVİZ, UZUN VADEDE KIRILGANLIK
Yatırımcı göçü ev sahibi ülkelerde ilk etapta döviz girişini artırıp iç talebe ivme kazandırabiliyor. Ancak Doç. Dr. İzgi, bu görüntünün yanıltıcı olabileceğini, fiyat balonu ve kırılgan sermaye riskinin hızla büyüyebileceğini vurguladı.
İzgi, denge için temel ayrımın ‘sıcak para’ ile ‘doğrudan yatırım’ arasında yapılması gerektiğini belirterek, şöyle devam etti: “Bu dengeyi kurmak için kısa vadeli döviz girişi ile uzun vadeli doğrudan yatırımı (FDI) birbirinden ayıran politikalar izlenmeli. konut alımıyla sınırlı bir akış sosyal maliyet üretebilir. Aktarım yoluyla yatırımın stratejik sektörlere, teknoloji fonlarına ve girişim sermayesine kanalize edilmesi gerek. Halkın barınma imkanlarını artırmak için metropollerde bölgesel kota ve vergilendirme gibi araçlar gündeme gelebilir. Bu sayede fiyat şişkinliği daha kontrollü yönetilebilir.”
DENETİMLER SIKI
Küresel ölçekte CRS/AMl gibi denetimlerin sertleştiğini hatırlatan izgi, yatırım çekme stratejisinde de yeni bir döneme girildiğini söyledi. izgi, bazı ülkelerde varlık kaynağı doğrulamasının güçlendirildiğini, paranın nereden geldiğinin bağımsız denetimle kontrol edildiğini belirtti. Bu çerçevede izgi, ‘kolay program’ yaklaşımının kısa vadeli bir cazibe yaratabileceğini; ancak kalıcılık ve itibar açısından ‘nitelikli yatırımcı seçiminin’ daha sürdürülebilir olduğunu vurguladı. izgi’nin uyarısı net: “Denetimi gevşeterek yatırımcı çekmeye çalışmak, ülkeyi küresel finansal sistemin dışına itebilecek riskler doğurabilir.”

YATIRIMCI NELERE DİKKAT EDİYOR?
Marmara Üniversitesi Basın Ekonomisi ve İşletmeciliği Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şevket Sayılgan, uluslararası yatırım kararlarında en kritik belirleyicilerden birinin hukuk sisteminin güvenilirliği ve öngörülebilirliği olduğunu söyledi.
Doç. Dr. Sayılgan, yabancı yatırımcıların en çok dikkat ettiği hukuki göstergeleri şöyle özetledi: “Sözleşme uygulanabilirliği, tahkim süreçlerinin etkinliği, düzenleyici kurumların bağımsızlığı en önemli faktörler. Bir yatırımın geri dönüş süresi genellikle 10–20 yıl arasında olduğu için yatırımcılar riskini minimize etmek ister. Yatırım sözleşmelerinin uluslararası tahkim güvencesi, düzenleyici kurumların şeffaflığı, kamu politikalarının istikrarlı uygulanması küresel yatırımcı açısından en güçlü güven sinyalidir.”