Yapay zeka yarışında dünyanın merak ettiği soru: Yatırım balonu var mı?
Küresel kurumsal yapay zeka yatırımları 2025’te 581.7 milyar dolara ulaşırken veri merkezi, çip ve enerji altyapısına yönelen dev sermayenin ne kadar sürede gelir, kâr ve verimliliğe dönüşeceği piyasaların temel tartışma konusu oldu.

YAPAY zeka yatırım yarışında tartışmanın yönü değişiyor. Birkaç yıl önce teknolojinin kalıcı olup olmayacağı sorgulanırken, bugün veri merkezleri, gelişmiş çipler, enerji altyapısı ve yapay zeka modellerine aktarılan dev sermayenin ne zaman ve hangi ölçüde kâra dönüşeceği izleniyor. Stanford Üniversitesi’nin 2026 AI Index Raporu’na göre küresel kurumsal yapay zeka yatırımları 2025’te 581.7 milyar dolara, özel yatırımlar ise 344.7 milyar dolara ulaştı. ABD’nin en büyük dört hyperscaler şirketinin 2026’da yaklaşık 725 milyar dolarlık sermaye harcamasına karşılık, öncü yapay zeka şirketlerinin yıllıklandırılmış gelirlerinin yaklaşık 70 milyar dolar seviyesinde kalması, yatırım ile gelir arasındaki farkı daha görünür hale getiriyor.
PARA ABD’YE
ABD yapay zeka yatırımlarının merkezi olarak, açık arayla önde geliyor. Ülkedeki özel yatırımlar 2025’te 285.9 milyar dolara ulaşırken, Çin 12.4 milyar dolar, İngiltere ise 5.9 milyar dolar yatırım çekti. Dünyanın en güçlü 500 yapay zeka süper bilgisayarındaki toplam işlem kapasitesinin yaklaşık yüzde 75’i de ABD’de bulunuyor. Bu yoğunlaşma borsalara da yansıyor. Alphabet, Amazon, Apple, Meta, Microsoft, Nvidia ve Tesla’dan oluşan ‘Muhteşem Yedili’, ABD piyasalarının en büyük ağırlıkları arasında yer alırken, yapay zeka rallisinin seyri giderek bu şirketlerin yatırım, gelir ve kârlılık performansına bağlanıyor.
DÖNGÜSEL FİNANSMAN MODELİ
Yapay zeka yarışının en pahalı ayağını veri merkezleri oluşturuyor. Teknoloji şirketleri gelişmiş işlemciler ve enerji altyapısı için yüz milyarlarca dolarlık yükümlülük üstlenirken, bu yatırımların ne kadar hızlı geri döneceği temel soru haline geliyor. Şirketlerin büyük bölümü yapay zekayı iş süreçlerinde kullanmaya başlasa da ölçülebilir gelir ve verimlilik artışı sağlayabilenlerin oranı ise henüz sınırlı. IMF’nin bir çalışmasında, yapay zeka sayesinde tasarruf edilen çalışma süresinin yıllık ekonomik karşılığı yaklaşık 2.7 trilyon dolar olarak hesaplanıyor. Ancak bu tutar doğrudan üretilen katma değer anlamına gelmiyor. Piyasalarda ayrıca şirketlerin müşterilerini finanse ettiği, müşterilerin de sağlanan kaynakla aynı şirketlerin çiplerini veya altyapısını satın aldığı ‘döngüsel finansman’ modeli tartışılıyor. Bu yapı, yapay zeka talebinin ne kadarının gerçek son kullanıcı ihtiyacından kaynaklandığı sorusunu da beraberinde getiriyor.

İstanbul Ticaret Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi (TTO) Koordinatörü Doç. Dr. İlker Köse de yapay zeka yatırımlarında asıl meselenin teknolojinin balon olup olmamasından çok, işletmelerin bu araçları nerede ve nasıl kullanacağını bilmesi olduğunu belirtti. Ajan temelli yapay zeka sistemlerinin doğru mimari ve organizasyonla insan eliyle yürütülen birçok işi üstlenebileceğini belirten Köse, şirketlerin yatırım öncesinde mevcut teknolojilerini ne kadar etkin kullandığını, yapay zekanın gerçekten gerekli olduğu alanları, maliyetlerin artması halinde oluşabilecek bağımlılığı ve veri güvenliği risklerini değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Türkiye’de birçok işletmenin dijital olgunluk düzeyini ve teknoloji yetkinliklerini düzenli ölçmediğine vurgulayan Köse, rekabette geri kalma kaygısıyla gereksiz yapay zeka araçlarına yatırım yapılmasının ileride ciddi mali yükler oluşturabileceğini hatırlattı. Köse, yabancı ERP sistemlerinde yaşanan bağımlılığın yapay zekada tekrarlanmaması için işletmelerin yerli modellere yönelmesinin de önem taşıdığını söyledi.
BALON TARTIŞMASI
Yüksek değerlemeler, yapay zeka yatırımlarını dot-com dönemiyle karşılaştıran görüşleri güçlendiriyor. Buna karşılık veri merkezi, işlemci, bellek ve enerji altyapısında ortaya çıkan talebin gerçek olduğu da savunuluyor. Tartışma artık teknolojinin çalışıp çalışmadığından çok, bugünkü yatırım ölçeği ile şirket değerlemelerinin gelecekte oluşacak gelirlerle karşılanıp karşılanamayacağı üzerinde yoğunlaşıyor.
BORSALAR HASSAS
Riskin en hızlı hissedildiği alan ise borsalar. Yapay zeka bağlantılı teknoloji şirketlerinde görülen sert hareketler, yatırımcıların yalnızca büyüme beklentilerine değil, yapılan yatırımların geri dönüş süresine de odaklandığını gösteriyor. Borç, özel kredi, veri merkezi finansmanı ve uzun vadeli kiralama sözleşmeleriyle iç içe geçen yatırım modeli, gelir beklentilerinde yaşanabilecek bir bozulmanın kredi maliyetlerinden şirket değerlemelerine kadar daha geniş bir alana yayılma riskini artırıyor.
İSTİHDAM DÖNÜŞÜMÜ
Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre dünya genelindeki her dört işten biri üretken yapay zekadan belirli ölçüde etkilenebilir. En olası senaryo ise mesleklerin tamamen ortadan kalkmasından çok, işlerin içindeki görevlerin dönüşmesi. Ekonomik kazanımlar ülkeler arasında da eşit dağılmıyor. Yapay zekanın mevcut ekonomik etkisi yüksek gelirli ekonomilerde GSYH’nin yaklaşık yüzde 4.2’sine karşılık gelirken, orta gelirli ülkelerde bu oran yüzde 0.6 seviyesinde kalıyor.
ASIL RİSK GELİR DEĞİL, DAĞILIM
SETA Araştırmacısı ve Azerbaycan Hazar Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Gloria Shkurti Özdemir, yapay zeka yatırımlarında temel meselenin sermayenin geri dönüp dönmeyeceğinden çok, ortaya çıkan ekonomik değerin kimde toplanacağı olduğunu belirtti. ABD’li büyük teknoloji şirketlerinin yüz milyarlarca dolarlık altyapı harcamalarının sektör gelirlerinin çok üzerinde seyrettiğine dikkat çeken Özdemir, yapay zekanın sağladığı verimlilik kazanımlarının ülkeler arasında eşit dağılmadığını; yüksek gelirli ekonomilerin daha fazla pay alırken düşük ve orta gelirli ülkelerin geride kaldığını söyledi.

Yapay zekanın artık yalnızca bir yazılım alanı değil, çip, enerji, veri merkezi ve şebeke kapasitesine dayalı bir altyapı gücü haline geldiğini vurgulayan Özdemir, talep ve gelir artışının gerçek olduğunu ancak sermaye harcamalarının hâlâ gelirlerin üzerinde seyrettiğini ifade etti.
Mevcut dönemin dot-com balonundan çok 1999-2002 arasındaki fiber altyapı yatırımlarına benzediğini belirten Özdemir, teknoloji ve talep gerçek olsa da sermaye kaybı riskinin yüksek olduğunu kaydetti. Hesaplama kapasitesinin büyük bölümünün ABD ve Çin’de yoğunlaştığına işaret eden Özdemir, teknoloji şirketleri, enerji altyapısı ve uluslararası finansman mekanizmalarının iç içe geçtiği yapının klasik bir balondan çok, özel şirket bilançoları üzerinden yürüyen bir sanayi politikası görünümü verdiğini söyledi.
Yapay zeka finansmanının giderek şirketlerin kendi nakit akışından borçlanma ve özel krediye doğru kaydığını belirten Özdemir, olası bir düzeltmede asıl sorunun maliyeti kimin üstleneceği olduğuna dikkat çekti. Orta gelirli ülkelerin sermaye çıkışları, kur baskısı ve sıkılaşan finansman koşullarından etkilenirken üretkenlik kazanımları ve altyapı sahipliğinden sınırlı pay aldığını kaydeden Özdemir, temel riskin bir bankacılık krizinden çok kayıpların toplumların daha geniş kesimine ve ülke gruplarına yayılması olduğunu vurguladı.

ABD’DEKİ RİSK AVRUPA’YA TAŞINABİLİR
Avrupa Merkez Bankası (ECB) ekonomistleri, yapay zeka hisselerinde yaşanabilecek sert bir düzeltmenin Avrupa finans sistemine de yayılabileceği uyarısında bulundu. Euro Bölgesi hane halklarının ‘Muhteşem Yedili’ olarak bilinen büyük ABD teknoloji şirketlerindeki yatırımları yaklaşık 440 milyar Euro seviyesinde bulunurken, emeklilik fonları ve sigorta şirketlerinin maruziyeti de benzer büyüklükte. ECB’ye göre yapay zekadan beklenen büyüme ve verimlilik artışlarının gerçekleşmemesi, ABD teknoloji hisselerinden hızlı fon çıkışlarına yol açabilir. Sınırlı nakit tamponları ve kaldıraçlı pozisyonların satış baskısını artırması halinde bu dalga Avrupa hisse ve tahvil piyasalarına da taşınabilir, şirketlerin finansman maliyetleri yükselebilir. ECB ekonomistleri, olası bir şoka karşı para ve maliye politikalarının hareket alanının dot-com dönemine kıyasla daha sınırlı olduğuna dikkat çekiyor.
