Perşembe15 Ekim 202617:22İSTPİYASAAÇIK
TeknolojiÖne çıkan

Veri merkezlerinin çevreye faturası ağırlaşıyor: Su çekiliyor, sıcaklık artıyor

Yapay zekayla hızla çoğalan veri merkezleri; aşırı su tüketimi, geniş arazi kullanımı ve çevreye yaydığı atık ısıyla tarım alanlarını, tatlı su canlılarını ve yerel ekosistemleri ciddi bir tehditle karşı karşıya bırakıyor.

Yayınlanma

Paylaş
Veri merkezlerinin çevreye faturası ağırlaşıyor: Su çekiliyor, sıcaklık artıyor

Yapay zeka devriminin temel taşı olan veri merkezleri, dijital altyapıyı ayakta tutarken fiziki çevrede de giderek büyüyen derin izler bırakıyor. Küresel çapta genişleyen bu tesisler sadece devasa elektrik faturalarıyla değil; tarım alanlarının işgali, tatlı su kaynaklarının hızla tükenmesi ve doğaya salınan yoğun atık ısıyla da çevresel bir krizin kapısını aralıyor. 

Bilim insanları ve çevre uzmanları, sunucuları serinletmek uğruna nehirlerin debisinin düşürüldüğünü, ekosistem dengesinin bozulduğunu ve tarımsal üretimin riske atıldığını belirterek, plansız büyümenin ekolojik bedellerine dikkat çekiyor. Yapay zekanın yaygınlaşmasıyla sayıları artan veri merkezlerinin çevresel etkileri, enerji ve su tüketimiyle sınırlı kalmıyor.

Geniş arazilere kurulan tesisler canlıların doğal yaşam alanlarını daraltırken, tesislerin ihtiyaç duyduğu su miktarı da tatlı su ekosistemleri üzerinde baskı oluşturabiliyor. Veri merkezlerinin tarım ve hayvancılıkla su ve arazi gibi ortak kaynaklara ihtiyaç duyması da bu sektörler üzerindeki olası etkilerine ilişkin tartışmaları artırıyor.

TARIM VE HAYVANCILIKTA KAYNAK SAVAŞI

ABD'nin kuraklıkla mücadele eden eyaletlerinden Texas'ta veri merkezlerinin artan su ve arazi ihtiyacının tarım ve hayvancılık üzerindeki etkileri tartışılıyor. Houston Gelişmiş Araştırmalar Merkezinin çalışmasında, veri merkezlerinin 2025'te yaklaşık 185,5 milyar litre olan su tüketiminin 2030'a kadar 8 katından fazla artabileceği tahmin ediliyor.

Eyalette planlanan 3 büyük veri merkezi projesi için en az 16 bin dönüm arazi ayrılması öngörülürken, bu süreçte tarım ve otlatma alanlarının azalmasından endişe ediliyor. Nehirler ve göller, balıklardan midyelere kadar çok sayıda tatlı su canlısına ev sahipliği yaparken, su miktarı, sıcaklığı ve akışındaki değişimler bu hassas ekosistemlerin dengesini bozabiliyor.

TATLI SU EKOSİSTEMLERİNE YÖNELİK RİSKLER

Veri merkezlerinin artan su ihtiyacı da tatlı su kaynakları üzerindeki baskıyı artırarak bu ekosistemler için yeni bir tehdit oluşturuyor. Water Biology and Security dergisinde yayımlanan ve veri merkezlerinin ABD'deki tatlı su ekosistemleri üzerindeki etkileri incelenen araştırmada, bu tesislerdeki sunucuların soğutulmasının önemli miktarda su tüketimine yol açtığı belirtildi.

Çalışmada, soğutma için yüksek miktarlarda su kullanılmasının nehirlerdeki su seviyesini düşürebileceği ve doğaya geri bırakılan suyun, sıcaklık ve su kalitesini değiştirerek canlıların yaşam alanlarını etkileyebileceği vurgulandı.

BİYOÇEŞİTLİLİK VE CANLI TÜRLERİNİN KAYBI

Soğutma sistemlerine su çekilirken küçük balık ve larvaların da sistemlere sürüklenebileceği, su sıcaklığındaki değişimlerin ise özellikle balıkların yumurtlama ve larvaların gelişim dönemlerinde daha büyük risk oluşturabileceği ifade edildi.

Araştırmanın yazarları Michigan Üniversitesi Küresel Değişim Biyolojisi Enstitüsünden Hyun-Seok Yoon ile Tennessee Üniversitesi Ekoloji ve Evrimsel Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Henriette Jager yaptığı açıklamada, nehirlerden yüksek miktarlarda su çekilmesinin su seviyelerini düşürebileceğini, bunun da canlıların yaşam alanlarını daraltabileceğini belirtti.

DÜŞÜK OKSİJEN VE BÖLGESEL YOK OLUŞ

Nehirlerin sığlaşmasının su sıcaklığını artırabileceğini, bunun da yosun oluşumunu hızlandırarak sudaki oksijen miktarını azaltabileceğini vurgulayan araştırmacılar, somongiller gibi soğuk suya ihtiyaç duyan ve düşük oksijene hassas türlerin bu değişimlerden daha fazla etkilenebileceğini kaydetti.

Araştırmacılar, "Yaşam alanlarının kaybı ve canlı popülasyonlarının birbirinden kopması, bazı türlerin bölgesel olarak yok olmasına yol açabilir. Bu risk, halihazırda su sıkıntısı yaşayan ve risk altındaki türlere ev sahipliği yapan bölgelerde daha yüksek" değerlendirmesinde bulundu.

SOĞUTMA TEKNOLOJİLERİ VE YER SEÇİMİ

Veri merkezlerinin su kaynaklarının yeterli olduğu bölgelerde kurulması ve aynı bölgede yoğunlaşmasının önlenmesi gerektiğine işaret eden Yoon ve Jager, daha az su tüketen soğutma teknolojilerinin geliştirilmesine yönelik araştırmaların da desteklenmesini önerdi.

Günün 24 saati çalışan veri merkezlerinin soğutulması, su ve enerji tüketiminin yanı sıra çevreye büyük miktarda atık ısı yayılmasına da yol açıyor. Soğutma sistemleri, sunucuların ürettiği ısıyı ortadan kaldırmak yerine tesislerin dışına aktarırken, bu durum özellikle kentlerde sıcaklığın çevredeki kırsal alanlardan daha yüksek olduğu 'ısı adası' etkisini artırabiliyor.

Phoenix State Üniversitesinde yapılan araştırmada, büyük bir veri merkezinin yüz binlerce hanenin ürettiğine eşdeğer miktarda atık ısı açığa çıkarabildiği belirlendi.

ISI ADASI ETKİSİ VE BÖLGESEL ISITMA

Araştırmada, bu ısının tesis çevresindeki yüzey sıcaklığını 9 dereceye, hava sıcaklığını ise 2 dereceye kadar artırabildiği ve etkinin yaklaşık yarım kilometre uzağa kadar hissedilebildiği tespit edildi.

Cardiff Üniversitesi Çevresel Sürdürülebilirlik Dekanı Profesör Monjur Mourshed de veri merkezlerinin çevreye yayılan ısının bulundukları bölgedeki sıcaklığı artırabileceğine ve 'ısı adası' etkisine katkıda bulunabileceğini belirtti. 

Veri merkezlerinde ortaya çıkan ısının çevreye bırakılmak yerine değerlendirilmesi gerektiğine dikkati çeken Mourshed, atık ısının bölgesel ısıtma sistemlerine aktarılmasının sürdürülebilir çözümlerden biri olabileceğini vurguladı.