Türkiye AB için tehdit değil, stratejik ortak

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Türkiye’yi de hedef alan açıklamaları, iş dünyası tarafından gerçeklikten uzak bulundu. AB Komisyonu üyeleri ise Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyaç duyduğunu vurguladı. Türkiye; Gümrük Birliği’yle derinleşen ticaret, NATO üyeliğiyle güçlenen güvenlik işbirliği, enerji koridorları, tedarik zincirleri ve savunma kapasitesiyle AB’nin dayanıklılığını artıran stratejik ortak konumunda bulunuyor.

Giriş: 01.05.2026 - 09:00
Güncelleme: 01.05.2026 - 10:11
Türkiye AB için tehdit değil, stratejik ortak

Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkileri, uzun süredir belirleyici olan tam üyelik eksenli tartışmaların ötesine geçerek, karşılıklı bağımlılık ve stratejik gereklilikler temelinde yeniden gündemde yer alıyor.


Güvenlik mimarisi, enerji arzı, savunma sanayi kapasitesi ve küresel tedarik zincirlerinin yeniden yapılanması gibi alanlarda derinleşen bu ilişki biçimi, Türkiye’yi AB açısından rekabet eden bir aktörden ziyade, Avrupa’nın zayıflayan jeopolitik dayanıklılığını tamamlayan yapısal bir unsur hâline getirdi.


Bu değişimin somut örneklerinden en önemlisi ise NATO’nun 2026 Liderler Zirvesi’nin Ankara’da gerçekleştirilecek olması. Zirve, yalnızca diplomatik bir jest ya da sembolik bir ev sahipliği olarak değil; NATO’nun stratejik ağırlık merkezinin kademeli biçimde ABD merkezli güvenlik perspektifinden uzaklaşarak Avrupa’nın kendi içinden doğan; doğu ve güney kanatlarına doğru kaydığını ortaya koyuyor.


TAMAMLAYICI AKTÖR

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in 19 Nisan’da Hamburg’da yaptığı ve AB genişlemesine atıfla, “Avrupa kıtasını tamamlamalıyız ki Rus, Türk ya da Çin etkisine girmesin” şeklindeki açıklaması, Türk iş dünyası ve önemli ekonomik kuruluşlar tarafından gerçeklikten uzak olarak görülürken; uzmanlar ise bu söylemleri ‘jeopolitik açıdan hatalı bir analiz’ olarak nitelendirdi.


MARTA KOS: TÜRKİYE’YE İHTİYACIMIZ VAR

Nitekim AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos da AP’de yaptığı son konuşmada, değişen jeopolitik dengeler ışığında Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyaç duyduğunu açıkça ifade ederek, Türkiye’nin yalnızca aday ülke değil, aynı zamanda stratejik bir ortak olduğunu vurguladı.


Bu çerçevede Türkiye, Avrupa için dışlayıcı bir etki unsuru değil; aksine Avrupa’nın stratejik eksikliklerini telafi eden tamamlayıcı bir aktör olarak tanımlanıyor. Bu süreci destekleyen faktörler ise şöyle sıralanıyor:


GÜMRÜK BİRLİĞİ AVANTAJI

1995’ten bu yana uygulanan Gümrük Birliği ile sanayi ürünlerinde gümrük vergisi ve kotalar tamamen kaldırıldı.


Türkiye, AB’nin Ortak Gümrük Tarifesi’ne uyumlu hale geldi, böylece üçüncü ülke menşeli ‘orijin’ ürünlerde tam entegrasyon başladı. Teknik mevzuat, fikri mülkiyet, rekabet politikası ve akabinde ticari uyumda Türkiye AB standartlarına yakınlaştı. Sanayi ve makina, otomotiv ve elektrikli ekipman gibi yüksek katma değerli sektörlerde yoğun işbirliği mevcut.


Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi, AB Komisyonu Ülke Raporu ve TCMB verilerine göre 2025 itibarıyla Türkiye’de faaliyet gösteren yaklaşık 87 bin uluslararası sermayeli şirketin, 50–60 bini AB menşeli.


Dış ticaret açısından bakıldığında ise 2024 verilerine göre, AB’nin Türkiye’ye ihracatı 112.3 milyar, ithalatı da 98.4 milyar Euro oldu. Bu sayede Türkiye, 2024’te AB’nin 5. büyük ticaret ortağı olarak öne çıktı.


ABD SONRASI DÖNEM

ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci döneminde netleşen “Avrupa kendi güvenliğini üstlenmeli” yaklaşımı, Washington’un NATO’ya artık eskisi gibi sınırsız askeri ve siyasi destek vermeyeceğini ortaya koydu. Bu durum, Avrupa ülkelerini hem savunma harcamalarını artırmaya hem de ABD dışındaki güvenilir müttefiklere yönelmeye itti.

Bu tabloda Türkiye, NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olması, Karadeniz–Doğu Akdeniz–Orta Doğu hattındaki jeopolitik konumu ve gelişmiş askeri altyapısıyla Avrupa güvenliğinin temel sütunlarından biri haline geldi.


AB’NİN GÜVENLİĞİ GAZLA BAşLIYOR

Türkiye’nin AB açısından artan stratejik öneminin bir diğer ayağını enerji oluşturuyor. Rusya-Ukrayna savaşı sonrası Avrupa’nın enerji güvenliği kırılgan hale gelirken, Türkiye; Hazar, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz kaynaklarını Avrupa pazarına bağlayan doğal bir geçiş ülkesi haline geldi.

Ayrıca Türkiye, TANAP, TürkAkım, LNG terminalleri ve yenilenebilir enerji yatırımlarıyla artık yalnızca bir transit ülke değil, bölgesel bir enerji merkezi olarak görülüyor. Avrupa’nın Rusya bağımlılığını azaltma çabaları, Türkiye’nin bu alandaki rolünü daha da kritik hale getirirdi.


YENİ TEDARİK ÜSSÜ

Küresel salgınlar, Rusya-Ukrayna Savaşı, son Hürmüz Boğazı gerginliği ve Asya merkezli üretim riskleri, Avrupa’yı yeni tedarik modelleri arayışına itti. ‘Yakın tedarik’ (nearshoring) stratejisinin öne çıktığı bu dönemde Türkiye; sanayi altyapısı, üretim kapasitesi ve coğrafi yakınlığıyla Avrupa için cazip bir üretim ve lojistik olarak tanımlanıyor. Otomotiv, makina, tekstil, beyaz eşya ve savunma sanayi yan sektörlerinde Almanya, İtalya ve Belçika başta olmak üzere birçok AB ülkesi, üretim zincirlerini Türkiye merkezli yeniden kurguluyor. Bu durum, Türkiye-AB entegrasyonunun sahada fiilen derinleştiğini ortaya koyuyor.


SAVUNMA SANAYİNDE TAMAMLAYICI

Son yıllarda Türkiye’nin savunma sanayinde kaydettiği ilerleme, Avrupa ile ilişkilerde yeni bir işbirliği alanı oluşturdu. İnsansız hava araçları, kara ve deniz platformları, radar ve elektronik harp sistemleri gibi alanlarda geliştirilen yerli kapasite, Türkiye’yi sadece bir alıcı değil, üretici ve teknoloji ortağı haline getirdi.


İtalya ile havacılık ve savunma projeleri, Almanya ve Belçika ile yürütülen ortak üretim ve tedarik işbirlikleri, Avrupa’nın savunma sanayi açığını kapatmada Türkiye’yi tamamlayıcı bir aktör olarak gördüğünü gösteriyor. Bu işbirliği, Trump döneminde ABD savunma sanayine erişimin daha pahalı ve daha sınırlı hale gelmesiyle birlikte Avrupa için daha da önem kazanıyor.


Nitekim AB Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 29 Kasım 2023’te Brüksel’de yaptığı açıklamada, Türkiye’yi ‘çok önemli ve vazgeçilmez bir ortak’ olarak tanımlamıştı.


Borrell, Türkiye’nin artan jeopolitik ağırlığının Avrupa’nın güvenliği, enerji arzı ve bölgesel istikrarı açısından kritik olduğunu vurgularken, bu yaklaşımın AB’nin resmi stratejik değerlendirmesine dayandığını vurgulamıştı.

Türkiye AB için tehdit değil, stratejik ortak

AB VİZYONER DAVRANARAK KARARLILIĞINI ORTAYA KOYMALI 

İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu: NATO Zirvesi’nin Ankara’da yapılacak olması içinden geçtiğimiz kritik dönemde oldukça önemli. Bu zirvenin önemine ilişkin şunları not etmekte fayda var: Birincisi, Türkiye’nin NATO içindeki rolü ve Avrupa güvenliği için vazgeçilmez önemi bir kez daha vurgulanmış oluyor. İkincisi, kuzeyde, güneyde devam eden savaşların ortasında Türkiye’nin istikrar adası görünümü öne çıkıyor.


AB-ABD ilişkisindeki sorunlar ve Avrupalı ülkelerin güvenlik harcamalarını artırma ve kendi savunmalarını üstlenme ihtiyacı AB içinde de güvenlik ve savunma politikasını güçlendirme ihtiyacını doğurdu. Aday ülke olarak Türkiye’ye duyulan ihtiyaç artıyor. Ayrıca enerji ağları, ulaştırma, bağlantısallık ve Gümrük Birliği ortağı olarak AB tedarik zincirlerindeki rolü Türkiye’nin önemini daha da vurguluyor.


Türkiye’nin, AB’nin savunma projelerine destek sağlamak için oluşturduğu SAFE programına katılması, Yunanistan vetosu ile engellendi. Ayrıca Avrupa Parlamentosu Savunma Komisyonu da Türkiye’nin AB’nin savunma içerikli programlarına katılımının aleyhine oy kullandı. Öte yandan, Kıbrıs meselesinin Türkiye’nin önüne engel olarak çıkarılması ve güven eksikliği ilişkilerin tam üyelik yönünde geliştirilmesini zorlaştırıyor. AB’nin vizyoner bir yaklaşımla Türkiye’yi içine alma yönünde bir strateji ve kararlılık ortaya koyması gerekiyor.