Prof. Dr.  Kerem ALKİN

Prof. Dr. Kerem ALKİN

Diğer Yazıları

Avrupa’nın öncülük ettiği ve ardından ABD’nin de Panama Kanalı ve yer altı zenginliklerine dayalı projelerle dahil olduğu ‘kolonyal’, yani sömürgecilik dönemini, 16. yüzyıl ile 19. yüzyıl arasında askeri güce dayalı dönem ve 19. yüzyıldan 21. yüzyıla kadar ise teknolojik güce dayalı sömürgecilik dönemi olarak ikiye ayırmak gerekiyor. 21. yüzyılın başından itibaren, gelişmekte olan ekonomilerin bilişim teknolojilerini, nüfus gücünü ve yüzlerce yıldır sürdürdükleri üretim becerilerini etkili bir şekilde kullanarak, küresel ekonomi ve ticarette inisiyatifi ele almaları, neo-kolonyal çağı bitme noktasına getirdi. 2. Dünya Savaşı’ndan en güçlü ekonomi olarak çıkan ABD’nin oluşturduğu küresel ekonomi-politik yapı, gelişmekte olan ekonomilerin dünya ekonomisi ve siyasetinde ağırlığını artırmaları ve küresel ekonomi-politik düzene yönelik değişim talepleriyle, ağır baskı altında.

Öyle ki ABD’nin 1. Körfez Operasyonu’na kimseden yeterli tepki gelmemişken, 2. Körfez Savaşı’ndan bu yana ABD hem kendi vatandaşlarından hem de dünyadan gelen ağır tepkilerle ağır bir meşruiyet kaybı yaşadı. Son 15 yılda, ekonomisini 280 milyar dolardan 860 milyar dolara taşıyan, 3 kat büyümeyi kritik önemde bir mali disiplin başarısıyla yakalayan Türkiye, son 10 yılda gerçekleştirdiği savunma’ endüstrisindeki ‘milli ve yerli’ teknoloji ve teçhizat artışıyla, bugün Orta Doğu’ya barış ve istikrar getirecek, terörü ortadan kaldıracak operasyonlar yürütebilmektedir. 2017’deki Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatı ile Türkiye, Orta Doğu ve Avrasya için post-kolonyal çağı, yeni bir çağı başlatmıştır.

Türkiye, Orta Doğu’da, Körfez’de ve Afrika’da ‘insani’ adımlarıyla, ülkelerin kalkınmasına yönelik yatırımlarıyla, bölgemizin kalkınmasını 50 yıldır sekteye uğratmış teröre karşı başlattığı topyekun savaşla, komşularının da istikrarına sahip çıkarak, 100 yıldır masa başında paylaştırılmaya çalışılan Orta Doğu’nun ekonomik ve siyasi kaderini değiştirecek, bu coğrafyadaki yer altı zenginliklerini gerçek sahiplerine ulaştıracak ve bölgenin ortalama yaşam standardını bin 500 dolardan 5 bin dolara taşıyacak etkili bir strateji yürütmektedir. 2017’de tartışmalar yaşadığımız Hollanda ve Almanya’nın Türkiye’nin askeri operasyonunu haklı bulduğunu ifade etmeleri, Rusya’nın desteği, NATO’nun çabaları, terör yapılarının bertaraf edilmesi noktasında, Türkiye’nin yürüttüğü operasyonun meşruiyetini teyit etmektedir.

KANAL İSTANBUL YATIRIMININ 10 KATI DEĞER SAĞLAYACAK

2017’de 80 trilyon dolara yaklaşmış olduğu tahmin edilen küresel GSYH büyüklüğü, 2030’da 16 trilyon dolar artarak, 96 trilyon dolara ulaşacak. Küresel ölçekte, ülke içi ve ülkelere arası lojistik hizmetlerinin büyüklüğünün dünya GSYH’nın yüzde 3’üne karşılık geldiği düşünüldüğünde, 2.7 trilyon dolar büyüklüğündeki lojistik sektörü 3 trilyon doları geçecek. Bu rakamın içerisinde yer alan küresel taşımacılık ve lojistik endüstrisinin büyüklüğü ise ülke içi 1 trilyon dolar, ülke dışı 2 trilyon dolar olarak şekillenmekte. 2 trilyon dolarlık, ülkeler arası taşımacılığın 1.5 trilyon dolarını kara yolu, 200 milyar dolarını demiryolu ve denizyolu, 100 milyar dolarını ise havayolu taşımacılığı oluşturmakta. Bu rakamların 2030’e kadar yüzde 20 ile 25 oranında artacağını bilmemizde yarar var. Çünkü bugün kabaca dünya GSYH’nın yüzde 20’sini oluşturan küresel mal ihracatı hacmi, 2030’da küresel GSYH’nın yüzde 25’ine, 2060’ta ise yüzde 33’üne ulaşacak. Yani, 2030’da küresel ihracat, mal ticareti hacmi 24-25 trilyon dolara ulaşacak.

Sadece, Çin ve Avrupa Birliği verilerine baktığımızda, hali hazırda, Çin’in 2.1 trilyon dolarlık ihracatının yüzde 19’unun AB’ye, AB’nin 1.9 trilyon dolarlık ihracatının yüzde 17’sinin de Çin’e olduğunu dikkate aldığımızda, sadece iki coğrafik alan arasındaki ticaret 725 milyar dolar. Bu rakam, 2030’da 1.2 trilyon dolara ulaşacak. Çin’in 2030’da tarım ürünleri ithalatının bugüne göre 3 kat, maden ve enerji ithalatının ise 10 kat artması bekleniyor. Bu durum, Avrupa ile Asya arasında, Afrika ile Asya arasında 2030’a kadar mal sevkiyatının katlanarak büyüyeceğini gösteriyor.

Hali hazırda, Asya küresel ticaretin yüzde 40’ını, Avrupa yüzde 34’ünü ve Afrika yüzde 2.2’sini gerçekleştirmekte. 3 kıta arasındaki uluslararası mal akışı 6-7 trilyon dolarlardan, yakın gelecekte, 9-10 trilyon dolarlara çıkacak ve Çin’in kuşak-yol projesinin temel gerekçesi de bu büyüklükteki bir küresel ticareti sadece deniz taşımacılığı ile gerçekleştirmenin imkansız olduğu. Bu nedenle, Hazar’ın kuzeyinden de ortasından da güneyinden de İran üzerinden de Karadeniz’den ve Türkiye’den ciddi miktarda mal sevkiyatı geçecek.

Milyarlarca metreküplük mal sevkiyatından, bunun depolanması ve lojistiğinden, en az 1 milyon yeni istihdamdan ve 3 trilyon dolarlık lojistik hacminin sadece yüzde 1.5’ine talip olsa, Türkiye için 45 milyar dolarlık bir lojistik işlem hacminden, 50 milyar dolarlık bir karayolu, demiryolu ve denizyolu taşımacılığından söz ediyoruz. Kanal İstanbul, inşaat maliyetinin 10 katı bir işlem hacmine talip oluyor. Marmara, Kuzey Ege ve Batı Karadeniz’in, ‘Altın Halka’ ile çekeceği 100 milyarlarca dolarlık ulusal ve uluslararası yatırım, 2030’da Türkiye’yi 1.7 ile 2 trilyon dolarlık bir ekonomiye, dünya milli gelirinin ise yüzde 1’inden yüzde 2’sine taşıyacak.

29 Ocak 2018 Pazartesi